Birbirimizle uğraşırken tabirini sadece Türkiye olarak düşünerek ifade etmiş değilim. Tüm İslam dünyasındaki iç çatışmalara, terör örgütleri ile boğuşmaya bakarak bu başlığı kullandım. İslam dünyasındaki darbeler, iç çatışmalar ve özellikle de terör örgütleri ile verilen mücadelenin arkasında Haçlı-Siyonist ittifakının olduğu hatırlandığında ülkemiz ve tüm İslam dünyasını küresel eşkıyalarla mücadeleyi bir kenara bırakarak enerjilerini bir takım iç çatışmalarla harcıyorlar. Böylece emperyalist güçlerin sömürüsüne zemin hazırlanmış oluyor.

Bu gerçeğin bilinmeyen bir yanı yok. Olaylarla biraz olsun ilgilenen herkesin dünyanın ve özelliklede İslam dünyasının zenginliklerinin Haçlı ittifakı tarafından sömürüldüğünü, bu işin Haçlı ittifakı içinde yer alan ülkelerin adının ne olduğu çok önemli değil. Çünkü sömürü söz konusu olduğunda İslam dünyasının zenginliklerinin paylaşılmasında kesinlikle bu ülkeler karşı karşıya gelmiyor, birbirlerine destek veriyorlar. Bu sömürüden kurtuluş için ne yapılması gerektiği de insanlığın meçhulü değil. Sömürüye karşı çıkmanın yolu güçten geçiyor. Bunun için de sömürülen ülkelerin, öncelikli olarak İslam ülkelerinin birbirleri ile uğraşarak enerjilerini tüketmekten vazgeçerek birlik oluşturmaları gerekiyor.

Sözü uzatmadan ana konuya geçmek istiyorum. Ana konu ise ABD’nin Haçlı ittifakının desteğini de arkasına alarak İran’a karşı uygulamaya koyduğu ekonomik ambargo olayı. Başlangıçta Türkiye’nin de içinde bulunduğu 8 ülke ambargodan muaf tutulmuştu. Yapılan yeni bir açıklama ile Mayıs’tan itibaren bu ülkelerin de ambargo kapsamına alındığı açıklandı. Bu açıklamayı yapan da ABD Başkanı Trump. Bu hakkı ve yetkiyi nereden aldığını, böyle bir kararın küresel eşkıyalık olduğunu sorgulamaya kimsenin yanaşmıyor olması esas sorunumuzu oluşturuyor.

Hemen belirteyim ki, adı ister ABD ister başka bir ülke olsun, bir ülkeye karşı ambargo kararı alıyor ve tüm dünyanın da bu karara uyması gerektiğini dayatıyorsa yeryüzünde bağımsız bir ülke kalmamış demektir. Çünkü bir ülkenin bağımsızlığı komşuları ve diğer ülkelerle kendi çıkarları çerçevesinde serbest iradesiyle sürdürebilmesinden geçer. Bunu yapamayan, falan ülke ile ticaret yapmayacaksın dayatmasına direnemiyor, senin kararın bizi ilgilendirmez denemiyorsa, denilse bile sonunda küresel eşkıyanın dediği oluyorsa karşılarında bir güç görmüyor olmaları sebebiyle istedikleri gibi davranıyorlar demektir.

Bu arada, Trump’ın Türkiye’nin İran’dan petrol almasını engellemesine karşılık bu ihtiyacı nereden karşılayacağımızı da kendisinin belirlemesi ve bu ülkenin özellikle Suriye olarak işaret edilmiş olması işin farklı bir boyutunu gösteriyor. Bu boyut ise ABD’nin Suriye’de istediği sonucu almak için Türkiye ile yakınlaşmaya zorladığı anlamına geliyor. Yani, başlangıçta Türkiye’yi Suriye yönetimine karşı harekete zorlayanlar aradan zaman geçince bu defa Suriye’den petrol almaya zorluyor. Bu ise Esad yönetiminin elinin kuvvetlenmesi anlamına geliyor. Yani, dün Esad yönetimini devirmek için harekete geçtiklerini ileri sürenler bugün Suriye yönetimini güçlendirmek için Türkiye’yi zorluyorlar. Bu durumu bırakın dost olarak nitelendirmeyi iyi niyetle bile izah etmek mümkün değildir. Tamamen eşkıyalıktır, ülkelerin bağımsızlığını ciddiye almamaktır.

Bu arada İran’a uygulanan ambargonun Türkiye’yi de içine aldığına dair açıklamalar tehdit oluşturduğu, bu karara uymayanlara yaptırım uygulanacağı söylemi bir dayatma olarak ortaya çıkıyor. Bu tehditler haddini aşmak anlamına gelir ama bu eşkıyalara birilerinin haddini bildirmesi gerekiyor. Böyle bir noktada Türkiye olarak içeride birbirimizle çatışmanın anlamının olmadığını söylemeye bile gerek yok. Dış düşmanlara karşı kucaklaşmak durumundayız.