İş kazaları… Maden ocağı faciaları…

Ne ilk ne de son olacak…

Soma’da ağır bir fatura ödedik, `ders’ alırız diye umut ettik…

Ama Pamuklu köyü ile yine yıkıldık…

Yıkılmaya da devam edeceğiz…

Çünkü maden ocağında mahsur kalan işçilerin hikâyelerinde hiçbir değişiklik yok.

Tam da bizlik…

Sansürsüz bir şekilde bizi anlatıyor…

Bırakın güvenlik önlemlerini, tedbiri, iş güvenliğini…

`Azıklarını’ dahi evlerinden getiriyorlardı…

Azıkları bile çok görülen işçilere hangi iş güvenliğinden söz edilebilir  

Yaşanılan iş kazalarında ve maden ocağı facialarının temelinde de sermayenin, `daha çok kazanma hırsı’ yatıyor. Sermayenin bu hırsı uğruna, ahlakımızı askıya aldık, vicdanlarımızı bitpazarına çıkardık.

Sermayenin bu hırsının bedelini ise ne acıdır bu hırs ile hiç alakası olmayanlar ödüyor.

Sermayenin bu hırsı törpülenmediği sürece de istenilen yasa çıkarılsın soruna bir çözüm getirmeyecektir. En son çıkarılan torba yasa buna güzel bir örnek teşkil ediyor. Bilindiği üzere torba yasa ile maden ocaklarında çalışanların çalışma şartlarında ve sosyal güvenlik haklarında bazı iyileştirmeler yapılmıştı. Ancak bu iyileştirmeler, sermayenin `daha çok kazanma hırsı’ yüzünden madencilerin işini kaybetme tehlikesini de beraberinde getirdi.

Görüleceği üzere sermayenin `daha çok kazanma hırsı’ hemen devreye giriyor ve işçinin lehine çıkartılan yasa bile işçinin aleyhine işliyor.

Bu acıları yaşamak istemiyorsak öncelikle bu hırsın törpülenmesi gerekiyor. Bunun yolu da hükümetin sermayeyi önceleyen değil, emek ve sermayeyi dengeleyen politikaları ile mümkün olacaktır.

Bütçeyi, sosyal güvenlik yasalarını, iş kanunlarını hatta asgari ücreti sermayenin isteği doğrultusunda belirlediğimiz sürece kimse birbirini kandırmasın…

Maden ocaklarında gaz da patlar, su da basar…

Bakanlar da ocakların önünde çaresiz içeriden gelecek haberleri bekler…