Milli, bağımsız ve güçlü bir Türkiye öncülüğünde İslam Birliği’ni savunan rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca, iç siyasette olduğu kadar dış politikada da cesur, kararlı ve vizyoner duruşuyla ön plana çıkan bir dava adamıydı. Bir misyon ve vizyon adamı olarak sadece ülke çapında değil, tüm dünyada mazlumların liderlerinden biriydi o...
Türk-İslam dünyasını içinde bulunduğu durumdan çıkartmak için devamlı projeler üretirdi. Hocanın bu konudaki birçok projesi ve attığı adımlar, onun sadece bir ideolog olmadığını, aynı zamanda iyi bir pratisyen olduğunu da göstermekteydi.
“Adil Düzen” ve “Milli Görüş” çerçevesinde ortaya konulabilecek görüşleri bu açıdan oldukça önemlidir. Bu görüşler, aynı zamanda Türkiye açısından öze dönüşü hedefleyen, tarihiyle barışık milli bir dış politika anlayışını ve perspektifini de göstermekteydi.
Kıbrıs Barış Harekâtı ve D-8 bunun en somut göstergesidir. “İslam Birliği”, “İslam BM’si” ve “İslam NATO’su” gibi oldukça radikal sayılabilecek fikir ve projeleri ise, günümüz “Büyük Türkiye” arayışında gerçekleştirilmeyi bekleyen birer vasiyeti olarak önümüzde durmaktadır.
Hoca, milli mevzularda en ufak bir tavize yanaşmayacağını kırmızıçizgisi olarak en başta ortaya koymuştur. Milli güvenlik, savunma ve dış siyasette nasıl bir politika izleyeceğiyle ilgili hususlar oldukça nettir.
Örneğin, MSP’nin Parti Programı’na bakıldığında şu hususların ön plana çıktığı görülmektedir: 1. Milletlerarası münasebetlerde tarihi karakter ve haysiyetimizin ifadesi olan hak ve adalete ve ahitlere bağlılık ve karşılıklı eşit muamele temel prensiplerimizdir; 2. Aramızda tarihi ve kültürel bağlar bulunan komşularımızla daha sıkı siyasi münasebetler kurulması zaruridir; 3. Dış Türklerin haklarının korunması için milletlerarası kurul ve çevrelerde aktif bir politika tatbik etmek gerekmektedir.
“Şahsiyetli dış politika” anlayışına vurgu yapan MSP’nin 1973 seçim bildirgesinde de bu hususların altı kararlı bir şekilde çizilmektedir: “Tarihi karakterimize ve milletimizin maksat ve iradesine uygun uzun vadeli, milli, müstakil, şahsiyetli, müstakar (istikrarlı) bir dış politika tatbikine kararlıyız.”
Bir diğer ifadeyle, “Milletimizin, BM Anayasası’nın prensipleri vazedilmeden önce, bu prensipleri daha mükemmel şekilde yaşadığı ve yaşattığı bir gerçektir” görüşünden hareket eden bildirge, dış politikada BM ilkelerinin değil, Türk halkının değerlerinin yol gösterici olması gerektiğini savunuyor ve “Tarihi ve kültürel yakınlığımız olan devletlerle daha yakın münasebetler” kurulacağını teyit ediyordu.
Kıbrıs’ta izlenen duruşla ile dış politikada yeni ve onurlu bir sayfanın açılmasına öncülük eden rahmetli Hoca, Türk-Batı ve Türk-İslam dünyası ilişkilerine de yeni bir denge ve anlayış getirmiştir.
Bu çerçevede, Türkiye’nin Batılı bir zihniyetin esiri haline geldiğini ve dolayısıyla dış politikanın da Batı’ya bağımlı hale geldiğini savunan Erbakan Hoca, Türkiye’nin Batılılaşma hedefini şiddetle eleştirmiş, bunun yerine geleneksel bir modernleşme önermiştir.
Bu kapsamda döneminin önde gelen siyasilerini; “Çay içerken başka, burada başka, bırakın hokus pokusu” diye eleştiren Hocanın “Batı ile hesaplaşma” ve “İslam ülkelerine yönelme” olarak ön plana çıkan dış politika anlayışında şu hususların etkili olduğu görülmektedir:
1. Dış politika konuları bir bütün olarak ele alınmamalı;
2. Akılcı bir politika izlenmeli;
3. Realist, gerçekleşebilir bir politika olmalı;
4. Millî menfaatlerimizi gözeten, koruyan bir politika olmalı;
5. Kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerini bilen, şuurlu ve şahsiyetli bir politika olmalı;
6. Hepsinden önemlisi olarak, yeryüzünün ifsadına, şerre, haksızlıklara değil, barışa, hayra, bütün insanlığın saadetine hizmet eden bir dış politika olmalı;
7. Uydu bir ülke değil, lider bir ülkenin dış politikası olmalı. Bu kapsamda Türkiye’nin sahip olduğu liderlik potansiyeli aktife geçirilmeli;
8. Bunun için de önce Türkiye’de milli iradeyi iktidara taşımalı, devlet ve hükümet imkânlarının, hakkın ve halkın hizmetinde kullanılmasını sağlamalıdır.