BU yazıyı seçim günü içinde yazıyorum. Sonuçlar belli
değil henüz. Yazımın kurgusu bunun üzerine değil. Süreçte yaşananlar beni daha
çok ilgilendiriyor.
İnsanımızın saldırganlaştığı, sınır tanımazlığı, ahlâkî
sorunlar, küfürbazlığı, hakaret ve gaspı bu denli yaşanmamıştı. Adına
Müslümanım, muhafazakârım diyenlerin bile pervasızlaştığı bir süreç. Karşıtları
için bir şey söylemeye bile gerek. Herkes bir birinin aynası.
Medyanın gasp edildiği, özel mülkün müsadere edildiği bir
zaman. Bizim hukukumuzda malın korunması bir hak. Her ne olursa olsun kişinin
malına el konulamaz. Nefretin sınırları yok artık. Bu salt bir kesim için
değil. Bir kesim bunda çok azgın da diğeri ondan geri mi kalıyor.
Siyasal hırs, çıkar ve ikbal bütün değerlerin önünde.
Yıllar yılı Bediuzzman ın izleğinde düşüncesinde olduğunu söyleyenler veya
düşünenler cumhuriyet rejimi boyunca gördükleri baskıları, ev baskınlarını, nur
ayinleri yapılıyor diye evlerinden alınıp götürülmeleri, nur talebelerinin
kimler tarafından nasıl ve neden yapıldığını unutmuşa benziyor. Siyasal hırs ve
çıkar veya kendilerine koruma adına sözünü ettiklerimizin kucağına atılmayı
nasıl düşünebiliyor diye düşünülmeli. Bu seçimde, aldığımız duyuma göre salt iktidara
karşı olan hınç ve öfkelerinden ötürü her seçim bölgesinde iktidara karşı
ikinci partiye oy vereceklermiş. Hiçbir zaman onlarla aynı düzelmede
olamayacaklarını bile bile.
İktidar çevresinde gerek medyası, gerek çıkarcılar grubu,
şarlatanları çok daha azgınlaşmış durumda. Hiçbir değeri önemsemeden küfreden,
saldırganlaşan üslup ancak çıkarlar için yapılır. Değerler için asla.
Başkalarının tanrılarına, çıkarlarına küfredenler bu küfürlerin kendilerine
veya taraftarlarına, savunduğu kesime döneceğini çok iyi biliyorlar. Biliyorlar
ama bu tutumlarından vaz geçmiyorlar. Ne yazık ki bu tutumları da kabul görüyor
en üst makamlarda. Ağırlanıyor ve lütuf ihsanında bulunuyorlar. Zaten bu tip
insanların nasıl taltif edildikleri ortada. Bağıranlar, küfredenler ve hakaret
edenler ödüllendiriliyor. Onlarda ne hukuk var, ne adalet, ne eski dostluklar
ne aynı sofrada oturmuşluklar.
Kavim çekişmeleri dorukta. Taraflar birbirlerini öylesine
töhmet altında tutuyorlar ki asla bir daha bir araya gelinemeyecek bir uçurum
oluşturuyorlar.
Dünyalarını batı ruhu üzerine kurgulayanlar da ödünsüz.
Onlar sınırlarının daraldığı düşüncesinde. Herkes sadece kendi sınırlarını
düşünüyor. Alan daralması, çıkar ilişiklerinin kısıtlanması da
saldırganlaştırıyor. Kimse çıkar mevziini yitirmek istemiyor.
İnsanmış, gelecekmiş, komşulukmuş, hakmış bunları hak
getire.
İnsanlar bu seçimden sonra nasıl birbirlerinin gözlerinin
içine bakacak Aynı apartmanlarda oturanlar birbirlerini görmeden mi geçip
gidecek
Seçim sonucu belli değil. Gene bir koalisyon ortamı
olacağa benziyor. Bu durumda nasıl bir araya gelecekler. İki kavmiyetçi parti
birbirine yakın eşit sayıda milletvekili çıkarıyor, seçmenleri de birbirine
yakın. Milyonlarca insanı yok saymak hangi akıl ölçüsüne uyar
Sosyal medya üzerinde ayet, hadis ve öğüt paylaşanlar
başkalarının haklarına girmekten kaçınmıyorlar. Kul hakkı denen olguyu hiç
hesaba katmıyorlar. Olasılıkları göz ardı ediyorlar. Sükût etmeyi, beklemeyi
bilmiyorlar. Saldırgan ve küfürbaz medyanın veya mensuplarının ağzıyla
küfretmekten ve hakaret etmekten asla kaçınmıyorlar.
Saadet Partisi Genel Başkanı Kamalak Hoca nın Cizre,
Diyarbakır ve Van ziyaretlerini hazmedemeyenler küfrü ve iftirayı çekinmeden
bastırıyorlar. İnsanları bir çırpıda silip atıyorlar. Ne kardeşliğin tesisi, ne
birliktelikleri, ne bir araya gelişleri istiyorlar. Tek düşünceleri öfkeli,
husumetli, düşmanca tavrın sürmesi. İnsanların birbirini boğazlaması, kanın
akıtılması. Sonu gelmeyecek bir süreç, toparlanılmayacak bir gelecek ve
kapatılamayacak bir uçurum. Çünkü çıkarlar ancak böyle devşirilebiliyor.