Nadirattan olan her zaman değerlidir. Biliyorsunuz her zaman
olmayan, az olan, nadir bulunan kıymetli olur. Yılın belli bir ayında, belli
günlerde, birkaç gün yapılan, kendine özgü içerik ve biçimi olan bir çeşit
tatlı türüyse bu, damak tadı açısından daha bir değere biner. Hayatın
cilvelerine bir miktar tatlılık eklemek; sanıyorum kötü olmaz…
Muharrem ayı girdiğinde kadınlarda bir telaş başlar. Nedir
bu telaş Aşure pişirilecek… Önce, her zaman kullanılmayan büyük kazanlar
raflardaki yerlerinden çıkarılıp bir güzel yıkanır. Çünkü aşure tek bir aile
için pişirilmez. Tencere büyük olacak ki konu komşuya dağıtmak için yeterli
olsun. Sonra merasim başlar…
Aşure pişirmek bir merasimdir.
Akşamdan aşurelik buğday, kuru fasulye ve nohut dualar
eşliğinde suya yatırılır. Sabaha kadar ıslanacaklar ki aşuredeki yerlerini hak
etsinler… Aşure bir hakkın sonucudur çünkü. Öyle ıslanmalı ki lezzeti damağa
değecek… Ben bu işin asıl ceviz kırma merasimini severim… Daha doğrusu aşurenin
merasim kısmıdır beni ilgilendiren…
Güzün başlangıcında çırpılıp (ceviz çırpma işi de başka bir
yazının konusu olsun) torbalara doldurulan güzelim cevizlerden büyük bir leğene
doldurulup odanın ortasına getirilecek. Getirildi mi, getirildi. Çekiç ve
bileği taşı çıkarılacak. Çıkarıldı. Çat çut, çatır çutur ceviz kırma sesleri
başlayacak; bu arada mahallenin haylaz çocukları etrafa kedi yavrusu gibi
dizilmiş, ceviz içlerinden yürütmek’ için ipil ipil bakışıyorlardır.
Çocukların hakkı çocuklara verilecek. Çünkü çocukların hakkı çocuklara… Göz
hakkı bu, verilmezse cevizin bereketi kaçar… Aşure de bereket değil mi zaten…
Cevizleri kırdık mı kırdık; ne güzeldir böyle, sarı ve beyaz
ceviz içleri…
Zahire odasından nar bağları getirilip ipi kesildikten sonra
nar ayıklama işi başlamıştır. Nar biliyorsunuz cennet yiyeceklerindendir. Hem
nar bereketin somut halidir. Tasavvufta ayrı bir yeri ve değeri vardır.
Diyeceksiniz ki tasavvuftaki nar ile bu nar aynı mı; hayır narın uhrevi
özelliğinden teşbih yapılmış olamaz mı Ben her imgenin somut göstergesi
olduğuna inanıyorum; nar evet yanmaktır ve o yanmanın rengi bu nardadır. Zaten
narı gördüğüm zaman aklıma hemen Divan şiiri geliyor. Bir de modern Türk şiirinin
usta şairlerinden Haydar Ergülen’nin, “Kış büyük geliyor nara gidelim” dizesi…
Unutmadan, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun o ünlü Karadut şiirinde de etkileyicidir
nar; “Karadutum, çatal karam, çingenem / Nar tanem, nur tanem, bir tanem”.
Bakın aşure derken nerelere geldik böyle… Zaten aşure de bir
ziyaret değil mi, şimdi benim yaptığım gibi. Konu komşuya dağıtmak için
yapılmaz mı; insani ilişkilerin samimiyetine binaen… Aşure komşuluk
haklarındandır… Bu hiçbir anayasa kitabında yazmaz; İslam gelenek ve göreneklerinin
başlangıcında yazar. Muharrem ayının ilk günü Müslümanların yılbaşıdır; yani
Müslüman’ın hayatının, bir bölümü bitmiş yeni bir bölümüne başlamanın adıdır
Muharrem; aşure de Muharrem ayıyla gelir ziyaretimize.
Narlarımız da hazır mı hazır… Ne güzeldir nar taneleri…
Hayranım nar tanelerine. Nar taneleri bir kaba konuldu mu, konuldu… Gelsin kuru
üzüm; yazın bütün güzelliklerini içine çekmekten kurumuş kuru üzümler…
Bağbozumundan kışa hazırlık yapılarak kurutulup bırakılmış nefis kuru üzüm…
Avuç avuç kuru üzüm, sahan sahan kuru üzüm… Kaldı mı güniyisi… Kuru kayısı da çıksın sandıktan; oh buram buram gün
kokuyor… Cevizle birlikte badem de
çırpılmıştı; nerde bademler; bademler gelecek; bileği taşının üstünde çekiçle
çıt tak, çıt tak kırılacak; kırıldı… Badem diğerleri gibi özellikle kurutulup
kışa bırakılmaz; çağla iken yenmeyen yani çağla olarak yendikten sonra ağacın
başında kendiliğinden kalan; kurdun kuşun hakkı da istihkak edildikten
sonrakidir bahsolunan bademler…
Suyu ve şekeri unutmayalım.
Hangi sokaktaki evde pişiyorsa o sokakta ve etraf
sokaklardaki evlerden duyulur kokusu; aslında kokusundan ziyade o evde aşure
piştiğini herkes bilir; kadınlar kendi aralarında konuşmuştur; biri demiştir ki
bugün ben pişiyorum bir diğer yarın ben… Aşure dualar eşliğinde pişirilir…
Gerçi Müslüman kadınlar yaptığı bütün yemekleri dua ederek yaparlar; hiç
olmazsa bismillah çekerler, bunu biliyoruz… Ama aşurede dua okuma bir mevlit
havasında geçer…
İslam’ın insan hayatına doğal bir şekilde girerek
gelenekselleştiğinin güzel bir örneğidir aşure; büyük kazanlarda pişirilerek
konu komşuya dağıtılır…
Kullanılan bütün malzemeler organiktir; afiyet olsun
efendim…