Yazı haya ve düşünce hayatında karşılaşılan ve karşılaşılacak olan bir çok durum söz konusu. Olumlu ya da olumsuz. Yazma eyleminde, kişilik ve istikamet söz konusu olunca bu tür durumlar kaçınılmaz oluyor. Son dönemlerde yazdıklarımız haliyle bir takım kesimleri rahatsız etmekte. İslâm bilinçli kimi insanlar, gençler bulundukları siyasal çerçeveye ve çevreye kendilerini oturtmaya bakıyorlar. Hem Müslüman kişiliklerinden vazgeçemiyorlar hem de gönül olarak bağlı bulundukları yerden vazgeçemiyorlar. Milliyetçilik bu dönemin en netameli konularından biri. Yeterince bir yere oturtulamadığından ve milliyetçiliğin çeşitli şekilleri olduğuna göre, ister istemez, her milliyetçi kesim kendine göre bir durumu, bir değerlendirmeyi yapacak. Elbette bizim, ısrarla üzerinde durduğumuz, İslâm düşüncesinin insanları bir araya getirici özelliklerini bilmede, bunları yeniden yorumlamadaki ısrarımız, belli milliyetçi kesimleri tedirgin etmede.
İslâm milletini birbirinden ayırıcı, uzaklaştırıcı ve uçurumu büyütücü unsurlar söz konusu. Millet kavramıyla milliyetçilik kavramı arasındaki farkları ortaya koymadan bunu çözmemiz güç görünmekte.
Özellikle Yahudi Siyonist milliyetçilerin rahatsızlığı en başta söz konusu olanı. Ruh ve köken olarak bütün milliyetçi akımların temelinde onlar duruyor. İslâm milleti birliği onları tedirgin etmede. "Suriye ile Türkiye birleşmeli" yazımıza gelen bir iletinin psikolojisini anlama ve konunun önemini kavramak için alıntılıyorum. Bu psikolojinin ve tutumun yaslandığı durumu iyi irdelemede yarar var. Gelen iletinin imza sahibi yabancımız değil. Daha Peygamber Efendimizi ile ilgili yapılan Büyük Çağlayan mitingi öncesi ve sonrası bize gönderdiği iletileriyle anımsıyoruz. Tabii bizim edebimize, ahlâkımıza, kişiliğimize uymayacak olan bu üslup, yazı sahibinin kişiliğini göstermekte. Sadece kişilik değil dünya görüşünü ve insana bakışını da. İsterseniz önce biz bu iletiyi birlikte okuyalım, sonra da üzerinde düşünelim.
"Sayın Haksal;
5.4.2007 tarihli Suriye Türkiye ile birleşmeli adlı yazıda bu iki ülkedekiler faklı ırklardan olsalar da tek millettir diyorsunuz. Tabii İslam ı kastediyorsunuz. Ama Araplar hayatları boyunca millet olamamışlardır. Ama Türkler herkesin zannettiği gibi 19. yüzyılda Avrupa dan ithal edilen milliyetçilik akımlarıyla değil Ci-Ci Yabgunun temelini attığı milliyetçilik şuuruyla donanmıştır. Dolayısıyla Ortadoğu ve Arap yarımadasının pislik Araplarıyla bizim hiçbir ortak yönümüz yoktur. Sadece aynı dine inanıyoruz o kadar. Ayrıca tüm şeriatla yönetilen ülke devlet başkanların hanımlarına bakın da utanın. O geberesice Araplarla ortak yön bulacağınıza Türki cumhuriyetlerdeki kan bağı olan kardeşlerimize bakın. Bir de 14 nisandaki mitingden sonra artık bu dincilik oyunundan vazgeçerseniz sanırım. O sürekli küfrettiğiniz Yahudiler çok değerli bilim adamları sanatçılar armağan etmişler. Örneğin Einstein. O aptal Araplar ne hediye etmiş insanlığa. O aptalların küçücük çocukları bile terörist olarak yetişiyor. Geberdikleri zaman da ağlaşıyorlar. Neymiş Suriye ile kardeşmişiz. Bu ne saçma fikirdir Tanrım.
Noyan Bugay"
Bu iletideki psikolojiye bakarsanız kendisini bir Türk gibi tanıtıyor. İmza ile bir örtüşme gösteriyor. Türkiye deki milliyetçilik hareketinin temellerini, Jön Türklerle başlayan, İttihat ve Terakki ile devam eden, masonik milliyetçi oluşun süreği ve izleği olan olarak göstermekten kaçınıyor. Konuyu bir başka alana çekiyor. Türkî cumhuriyetlerde kan bağı kardeşlerinden söz ederken, birden yeryüzünde insanlığa hizmet eden bir Yahudi olan Einstein dan bahsediyor. Bu kişi önce ırkını ve bulunduğu yeri söylemeli. Türk mü, Yahudi mi Ondan sonra o çirkin ağızdan çıkan ifadelerinin üzerine konuşup düşünelim. İleri sürdüğü tezleri konuşalım. Konuşmaya değer mi, onun üzerinde ayrıca düşüneceğiz.
Milliyetçi oluşumların temellerini ve sürecini ondan sonra yeniden irdeleyelim.