Delidir, ne yapsa yeridir.

Adamın belli ki deliliği tuttu ve dilini tutamadı. İnsanın bir “eşşek saati” olur, bir de “eşref saati.”

Yazık, bu adamın “eşref saati” de yok.

Diyor ki:

“Her eblehin zırva düşüncesine saygı göstermek zorunda değiliz, sövgü göstermek hakkımız mahfuz.”

***

Ben kendimi “mütedeyyin” ve “muhafazakar” bildiğim için ister istemez rahatsız oldum.

Çünkü yazısının başlığında muhatap doğrudan “Müminler” diye başlıyor.

Bir insan hem sanatla uğraşıp hem de namaz kılamazmış gibi. Sanki namaz kılan “müminler” sanatın hiçbir dalıyla uğraşamaz gibi… Sanki “sanatı” bu herifler tekeline almış da kendince ha babam sallama yetkisine sahipmiş gibi...

Sanat ve dindarlık, iki zıt kavram değil.

Dindarlık içinde sanat öylesine güzel işlenir ki, koskoca İslam tarihi buna örnektir.

***

Buyurun “zırvalarından” bir demet.

Diyor ki:

-Herkesin düşüncesine saygı duymak gerekir, diye düşünülüyor. Gayet `Güzin abla’ bir yaklaşım. Saygı duymak, o salak düşünceyi kabullenmek olamaz. Bu salaklığa saygı duyulmaz!

-Herkes, çok geniş bir kapsam. Herkesin bir kesimi çok salak şeyler düşünüyorsa bunlara saygı göstermek gerekmez.

-Kimi civil beyinlerin örümcekli düşüncelerine saygı göstermek değil, onlarla savaşmak gerekir.

Dahası da var.

Diyesiymiş ki:

-Her yere mescit yapmak sevgisiyle mücehhes beyin, tiyatrolara da mescit yapılmasını önermiş! Durumun yasallaştığını düşünün!

Seviyesini daha da alt kademelere düşürüyor.

-Tiyatroya oyun izlemeye gelen izleyici, ne zaman namaz kılacak, lan civil beyin İki perde arasında mı Perde arası yerine, namaz arası mı verilecek Üstelik tiyatro namaz saatlerinde oynanmıyor ki! Kıl beş vakit namazını, sonra gel tiyatroya namazperver izleyici! Di mi lan civil beyin! (Aydınlık)

***

Kelime dağarcığı, “salak”, “savaş”, “civil” ve “lan”la sınırlı.

Belli ki, beyni ancak bunlara basıyor!

Aklı, vicdanı hür olamamış ve asla da olamayacak gibi görünen, dar kalıplı sözüm ona “sanatçı”, bu kafayla nasıl “sanat” yapabilir anlamakta zorlanıyorum.

Evrensel düşünceyi yakalayamamış, kendince bir “sorun”a odaklanmış bu kişinin psikolojisi, bir ruhbilimci tarafından mercek altına alınması gereken önemli bir sorun!

Zira “zırva” tevil götürmüyor.

Herkesin düşüncesine saygı gösterilmesini “salakça” bulan zata şunu söylemek isterim:

Senden saygı beklemek saygısızlığın en büyüğüdür!

Çünkü sen, bir “darbe-sevicisin!”

Çünkü sen, ne dediğini bilmeyen, arada bir kendi “reklamını” saçmalama düzeyine indirerek cami duvarına “gereğini” yapan birisin.

***

En iyisi biz, onu çok yakından tanıyan ve 45 yıllık dostu olduğunu söyleyen bir gazeteciden dinleyelim:

“Kırk beş yıllık arkadaşım Ferhan Şensoy, sahneden darbe çağrısı yapmış… Biz de `arkadaş sarhoştur, aldırmayın’ demiştik.

Gene kaşınmış. Artık yavaş yavaş `ne yapsa yeridir’ aşamasına yaklaşıyor, bir tür Aysel Güzel olma yolunda ilerliyor,  ciddiye almayınız.

Ciddiye alınmaması gerektiği, `darbe yapacaksanız şimdi yapın şimdi yapın’ cümlesinden hemen önceki sözlerinden de anlaşılıyor: `Daha önceki üç darbe ottan b… nedenlerle yapıldı, asıl nedenler şimdi var’ demiş.

Böyle sanıyor.

Ne ellili yıllarda Türkiye’de neler olup bittiğinin farkında, ne altmışlı, yıllarda, ne yetmişli yıllarda…

Fakat benim tanıdığım Ferhan, kırk beş yıldır tiyatrodan başka bir şey öğrenmemekte direndi. (Tiyatroyu iyi bilir.)

Kendini solcu sayar. Solculuğu ‘romantik komünizm’ düzeyinde takılı kaldığı için, solun tarihini de bilmez, sorunlarını da. Fransızca bilir ama açıp okumaz, incelemez.

Arkadaşın siyasi bilinci, ‘Castro dikta kurdu ama öğrencilere bedava defter kalem dağıtıyor’ düzeyindedir.

Bunda mazurdur. Bilim adamı da değildir, gazeteci de. Sanatçıdır.

Eh sanatçıların da saçmalama özgürlüğü vardır!” diye yazmış Engin Ardıç. (13 Mayıs 2009, Sabah)

***

Hayır efendim! Sanatçıların “saçmalama” özgürlüğü olamaz.

Çünkü topluma karşı sorumludur. Sorunlu değil. Sen toplumun değer yargılarıyla, maneviyatıyla alay edemezsin. Buna hakkın yok. Kişisel düşüncelerin ne olursa olsun, kendine sakla! Ama halkın karşısında isen, kendi düşüncesizliğini, “millete rağmen” empoze edemezsin.

Senin düşüncelerin sende kalsın, istemem eksik olsun!