Soma’da yaşanan felaket, siyasi iradenin aksi yöndeki çabalarına rağmen gündemden düşmüyor. Gerçekler açığa çıktıkça kafalar karışıyor, güvensizlik büyüyor. Suriye’ye ve başka ülkelere demokrasi götürmeye pek hevesli olanların Soma’daki icraatları, vicdan sahibi insanları infiale sürüklüyor... Vahşi Batı kurallarının hüküm sürmüş, güçlünün hukuksuzca çaresizliği yaratmış ve suiistimal etmiş, görünüm ile gerçeğin her yönü ile farklılaşmış olması olumlu düşünmeye izin vermiyor...

Bölgede temel faaliyet alanlarından biri olan tarım, uygulanan politikalar nedeniyle önemini kaybetmiş, yörede yaşayanlar arasında borçluluk oranları çok anormal düzeylere yükselmiş. Bu koşullar çoğunluğu madenlerde çalışmaya mecbur etmiş, bu çaresizlik onları her türlü suiistimale açık hale getirmiş. Devletin gücü bu olumsuzlukların yaşanmasını engelleyememiş, vatandaşın can ve mal güvenliği korunmamış, hak aramak fiilen imkansızlaşmış... Ya gönüllü köle olmak ya da yok olmak ikilemi arasına sıkışılmış... Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın maden denetimleri şekilden öteye gidememiş. İşçilerin sendikası güçlüden yana taraf olmuş. Türkiye Kömür İşletmeleri cebi doldukça olumsuzlukları görmezden gelmiş; Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ise tüm bu sürecin şekillenmesinde etkili bir rol üstlenmiş; ne pahasına olur ise olsun işveren ve üretim artışı desteklenmiş. Bölgede mülki amirler, savcılar ve hakimler bu tezgahı bozacak tavrı sergileyememiş, haklı olan değil güçlüden yana taraf olmak durumunda kalmışlar. Yapılan seçimler bu ilişkiler ağını terse çevirmemiş, tam aksine iyice güçlendirmiş!.. İnsanlık adına utanılacak bir düzen kurulmuş ve bunu Müslüman olduğunu söyleyenler inşa etmiş!.. Hukuk devletinin yeri, örgütlenmiş sorumsuzluk şebekesi ile doldurulmuş!..

Sormak gerekiyor felaket yaşanmadan önce birileri bu hukuksuz ve her türlü inanca aykırı düzeni ifşa etmeye çalışsa ne olurdu Kaç kişi inanırdı Bölgede yaşayanların günlük tercihlerinde herhangi bir değişiklik olur muydu Herhalde hiç bir şey olmazdı. İktidar yandaşları iftira diyerek geçiştirmeye çalışırdı ve yöre halkı susmakla yetinmek durumunda kalırdı; böyle olacağını tahmin eden muhalifler de bir şeylerin değişmesi için çok ısrarlı olamaz, iktidarın belirlediği gündemle sürüklenip giderdi... Fakat bin nasihat yetmeyince bir musibet yaşandı, çok can aldı. Bölgede hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı, sorumluların cezalandırılacağı yönünde nutuklar atıldı; gazetelerin bir kısmı mesleklerini hatırlamak zorunda kaldı, bölge insanları konuşmaya başladı... Artık mızrak çuvala girmiyor, ya bir şeylerin değişmesi ya da bu yönde algılama ile idare-i maslahat edilmesi gerekiyor!..

Bölge halkının çaresizliği azalmadı arttı. Madenlerin kapanması onlar için çözüm değil. Özünde pek bir şeyin değişmeyeceğini bilecekler, iyi niyetle bir şeylerin düzelmesi adına konuşanların nasıl cezalandırıldığını görecekler ve kaderlerine boyun mu eğecekler Kazayı bir kenara bırakarak düşünün; bu işin fıtratı böyle mi olmalıdır Bu insanları zulme, kula kulluğa mahkum edenler bundan sonra yaşanacak kazalardan sorumlu sayılmayacaklar mı Üç aylık hafızası olan insanımız her şeyi unutacak ve yaşadıklarından ders çıkaramayacak mı ..

Soma’daki düzen ülkemizdeki siyasi iradeyi açığa düşürmüş, söylem ve eyleminin çok farklı olduğunu ifşa etmiştir. Felaket bölgesindeki sömürü düzeni, Esad’ın Suriyesindeki düzenden daha mı iyi Demokrasi ve insan haklarına çok düşkün iseler neden öncelikle ülkemizin tüm bölgelerine getirmek peşinde koşmuyorlar. Yargı, yürütmeyi yönlendirenlerle suçlunun aynı olması durumunda vatandaş hak arayabilir mi Böylesi ortamda sandıktan çıkana milli irade denir mi Bu sömürü düzeninin mimarları özünde Müslüman olabilir mi .. Güçlülerin haklı olabildiği düzene demokrasi denmez... Bardak taşmaya başladığında ve gerçekler ortaya saçıldığında bir şeylerin aniden veya zamanla değişmesi söz konusu olabilir...