Merhum dedem İsmail Hakkı Efendi, İstanbul Fatih Medresesi’nden mezuniyet ile müderris olmuş, hizmet vermek için Kiğı’ya memleketine gitmiş. Kiğı o zaman Erzurum vilayetine bağlı bir kasaba. Takribi bin cilt kitabını da yanına almış. O sıralar henüz demiryolu açılmamış. Gemi ile İstanbul’dan Trabzon’a, oradan da at veya katır ya satın alınarak ya da kiralanarak günlerce süren yolculuktan sonra Kiğı’ya bağlı Hasköy’e gitmiş. O sırada Hübek köyünün mezrası Aré Mırté’de bir çocuk ölmüş, cenazesinin defni için dedem gitmiş. Oraya varınca annesi feryat figan ağlıyor, kendinden geçmiş, ağıt yakıyor. Anneyi uyarıyorlar: “Bak İsmail Hakkı Efendi gelmiş, biraz sakin ol” anlamında öğütte bulunuluyor. O ise o yanık hâliyle Kürtçe:

Heré kezevé heré kezevé

Lımın kıriye bav u xezevé

Efendi kurban jı mın loman meke

Ne dızani şermé ne dızani edebé

 Evet ciğerim evet ciğerim

Bendeki fırtına gazaba döndü

Efendi kurban beni kınama

Ne utanmayı ne edebi bilirim

Dedemin çocuklarından dört kız bir oğlu çocuk yaşta ölüyor. O zaman dedemin dilinde hep bu dörtlük var.

Çocuk ve kadın ölümlerinin büyük acılar oluşturduğu ortada. Bu, en çok da ateşin yandığı ocağa acı veriyor. Dışarıdakiler kimi konuyu istismar ediyor, kimi çarpıtıyor, kimleri de gerçek içten acı çekiyor. İnsanlığın bu anlamda genel olarak acı çekmediği ortada. Öyle olsa şu Filistinli çocuklar için dünyayı ters yüz ederler. Günlerdir aile üzerindeki acılar yetmiyormuş gibi kimi çevreler sürekli olarak senaryolar üretiyorlar. Bu senaryolarda acılı anneyi ve babayı bile töhmet altında tutuyorlar. Bırakmıyorlar ki acılarını hakkıyla yaşasınlar. Öyle ki neye yanılacağı bile yeterince anlaşılamıyor.

Narin bir narindi, tazecik. O tebessüm eden yüz, o güzel bakışıyla belleklerde yer etti. İşin tuhafı çocukları başka alanlarda istismar edenler, kurban edenler, türlü yollara yönlendirenler kendilerine bakmıyorlar.

Okullar açıldı, zehir tüccarları okulların kapılarında fır dönüyorlar. Onların geleceklerini karartacak girişimlerde bulunuyorlar. Topluca onların üzerine kimse gitmiyor.

Bir siyasal parti bahanesiyle, onların kusurlarını gözler önüne serme adına İslâm’ı hedef alıyorlar. Dinî kavramlar üzerinden saldırılarda bulunuyorlar. Bir bahane bulmak için de Narin’i araç olarak kullanıyorlar. Siyasal iktidarın hem acziyeti, hem şaşkınlığı, hem de tutturduğu yol karşıtları için bahane üretmeye neden oluyor. Kimse doğruların ve iyilerin peşinde değil. Kusur bulma, boşluk yakalama ve üstüne gitme yöntemidir bu.

Narin’in annesi kucağında bir gelinlik. Bu bile tartışma konusu oluyor. Annenin ideali ve hedefi onu gelin görmek, onun muradını yaşamak. Oysa Narin ağabeyinin düğününde gelinlik giymek istemiş. Şimdi, feminenler veya kadın olgusu üzerinden bunu bile tartışma konusu yapıyorlar. Sosyal medya denen çukura düşenler aynı şeyleri yineliyorlar. Sonuçların nelere neden olacağı kimsenin aklının ucuna bile gelmiyor. Annenin duyguları hiç mi önemli değildir? O acılı annenin iç dünyası, yangını, çırpınışı hiçbir anlam ifade etmiyor.

Bundan sonrakilere bir örnek olur mu? Filistin’de on yedi bine yakın çocuk öldü. Bir o kadarı ölmeye aday. Türkiye genelinde kayıp çocuklar, istismara uğrayanlar, zehirlenenler için bundan sonra neler olacak ve neler yapılacak? Ve tabii ki susan dilsiz şeytanların hesabının bedeli çok daha ağır olacak.