Bir hanım “kullanılmış ya da ihtiyaç fazlası eşyaları satabilmek için bir araya gelmeye karar verdik. Arkadaşlar eşyaların resmini çekiyor ve hanımların gün toplantılarına katılıp reklamını yapıyorlar. Epey de para kazandık. Çocuklar büyüyünceye kadar bu çalışmaları ticari bir faaliyete dönüştürelim istedik. Hayallerimiz var, ben arabamı değiştirmek istiyorum arkadaşlardan tatil yapmak isteyen, evinin eşyalarını değiştirmek isteyenler var, biz niye kazanmayalım…” Dedi.

Sahip olduğumuz bir nesneyi paraya dönüştürme hakkımız elbette var. Fakat bu durum, insanlarımızın kazanma, sahip olma ihtiraslarının bir tezahürüdür. Hayata sadece maddi gözlükle bakmak ve küçük fırsatları dahi ekonomik bir imkân olarak görmek kapitalist karakterin oluşumuna zemin hazırlar. Artık bu kişiler insani ilişkilerini dahi çıkarları doğrultusunda kurmaya ve birbirlerini ticari bir meta olarak görmeye başlarlar. İfadelerimin yanlış anlaşılmasını istemem, elbette sahip olduğumuz şeyleri paraya çevirme ve evin geçimine katkı sağlama hakkımız var. Bu aile içi dayanışmayı arttıracak bir davranıştır aynı zamanda. Fakat yaşamın tamamına para gözüyle bakmak ve her şeyin bir üst modeline sahip olabilmek için çareler üretmek bundan farklı bir şeydir. Bu kapitalist bir bakış açısıdır, karşısında durmaya çalıştığım şey de budur.

Eskiden büyüklerimiz kullanılmayan ya da ihtiyaç fazlası olan eşyaları imkânı olmayan yoksullara ulaştırarak katkı sağlarlardı. Yoksullar için ayrılmış bir hayır torbası hemen her evde bulunurdu. Çocuklar bu ortamlarda ikram severliği ve paylaşımı öğrenirlerdi. Günümüzde ise sosyal siyasi, ekonomik, ahlaki ve kültürel bakımdan büyük bir dönüşümden geçtik. O seven, katlanan ve paylaşan insan prototipi tarihten silinip gitti. Bir ekmeğini bölüp yarısını komşuya veren ve bundan büyük mutluluk duyan ebeveynlerimiz ne kadar çaba gösterseler de çocuklarını kurtarma şansını bulamadılar. Erdemli anne babalardan bencil ve duyarsız nesiller ortaya çıktı.

Kapitalist karaktere sahip kişi, başarıyı kazandığı ile ölçer. Ne kadar insan olduğu ile değil. O, kazandığı ve karşısına çıkan imkânları paraya dönüştürdüğü ölçüde kendini iyi hissedeceğini düşünmektedir. Oysa mutluluğun kaynağı insani değerlerdir. Bu değerler hayattan çıkardığınızda mutlu ve huzurlu olma imkânınız kalmaz.