İnsanın ömrü kendisini bir başkasına anlatmakla geçiyor. Anlatmaktan anlamaya vakti olmadığı için bu çabası pek işe yaramıyor insanın ne yazık ki. Anlatılanı anlama gayreti sandığımız şey anlatan kişiye kendimizi anlatarak misillemede bulunmaktan öteye gitmiyor.


Ortada çok sesli bir anlatı var, yalnız anlama diye bir şey yok. Kulaklar kendi içine dönük, ağızlar ve dudaklar alabildiğine hareketli. Evde, iş yerinde, okulda, mahallede, kurumda, her halde ve her durumda açık kalmış bir mikrofon gibi sürekli birbirinin yüzüne doğru konuşan insanlar iletişim kurduklarını zannediyorlar. Halbuki sözcükleri yumruk yapıp birbirlerinin üzerine indirmekten başka bir şey değil yaptıkları.


Birbirini dinlemeyen insanların birbirlerini anlamaları da beklenemez elbette. Böyle olduğunu bile bile insanların kalkıp da karşılarındakilerini anlamış gibi davranmalarına ne demek lazım? Olsa olsa “anlıyor gözükmek”, “anlama numarası yapmak” denilebilir buna. Zira anlamak geri çekilmektir. Anlamak adil davranma hassasiyetidir.


Anlamadığınız zaman yanlış bir anlamı muhatabınıza bina etmeye kalkarsınız. Anlamak kişiyi hadsizlikten korur ve insan ilişkilerinin tashih hatalarını bertaraf eder. “Beni hiç anlamadın” diyen birinin ıstırabını ciddiye almak lazım. Böyle söyleyen kişi sizden kendinde olmayan bir şeyi değil tam tersi kendinde var olan bir şeyi istiyor. “Gör” diyor, “künhüne in”, “aracısız bak” diye yalvarıyor.


Anlamaya yaklaşmayanlar zamanla anlatımdan da uzaklaşıverirler. Anlattıkları kendilerinden çok daha başka birisi oluverir. Yani kendileri de bizzat kendi öz nefislerini anlama yeteneklerini yitirmiş olurlar artık. Bir başkasını uzun süre bedenlerinde taşırlar. Bakış hataları bunlarla da kalmaz kiminle birebir ilişki içerisinde olsalar onu da değiştirip dönüştürerek kendi kaprislerine uygun biçimde deforme ederler. Artık yanlış anlamaların ustası haline gelmişlerdir.
Yanlış anlama burada anlamaya dair yanılış değildir. Aksine anlamamakta direnişe dair bir savunma mekanizması geliştirme biçimidir. Biçim dediğime bakmayın, bu yaklaşım gerçeği görmeye tahammülü olmayan ve yüreği yetmeyen bir insanın biçimsizliğidir.


Yanlış anlamalar bir giydirme ameliyesidir. Nasıl görmek ve nasıl yansıtmak isterse kişi karşısındakini o şekilde giydirmeye çalışır. Gösterme biçimleri görme biçimsizlikleri ile ittifak edip sonuçların kendi lehlerine neticelenmesi sağlamış olurlar. Bir yere kadar anlaşıldığınızı zannedip kendiniz üzerindeki dikkatinizi gevşetmeye hazırlanırsınız ki bir de bakarsınız yanlış anlaşılmanın malzemesi olmuşsunuz.


Nasıldı o? Beni tek bir kişi anladı, o da yanlış anladı!
İyisi mi birbirimizi hiç kelimelere ihtiyaç duymadan anlatıp yine o şekilde anlamaya çalışalım. Karanlıkta dost dostu gözlerinden seçermiş, bir insanı anlamanın yolu da sükût içre aldığı nefes ve kalbinin atışıdır.


Anlamanın yolu bir anlatıma konu olmaktan geçer. Bir anlatıda kendinize ait kelimeleri gördüğünüzde karşınızdaki kişinin dünyasına yakınlaşmış olursunuz. Birlikte yaşamak, ortak bir işte çalışmak, aynı ilke ve ülküye sahip olmak anlaşmak için yeterli değildir elbet. Bu durumlar kimi zaman aksine anlaşamamanın kemikleşmesi gibi bir manzaraya da dönüşebilir. Sözgelimi otuz kırk yıl aynı yastığa baş koymuş eşlerin uzun birlikteliklerine bakarak onların çok iyi anlaştıkları anlamını çıkaramayız. Kim bilir belki de birbirlerini anladıkları an ayrılmaya daha yakın duracaklardır.
Bilmem anlatabildim mi?