Ortamın siyasi ve ideolojik olarak karıştığı dönemlerde gerçek ile yalan birbirine karışır. Özellikle yalan bilgiler (haberler) doğruları görülmez hale getirir. Bu bakımdan gerek siyasiler gerek devlet organları toplumu doğru bilgilendirmek için gayret göstermelidirler. Bu konuda özellikle devlet organlarına daha çok görev düşüyor. Devlet görevlileri sustukça ortalık felaket tellallarına kalıyor. Söz gelimi Cizre’de bir süreden beri devam eden olaylar ve arkasından başlatılan operasyon vesilesiyle ilan edilen sokağa çıkma yasağı sebebiyle ilçede açlık tehlikesinin baş gösterdiği söylentisinin yayılmaya çalışıldığı görülüyor. İlçede 2 fırının faaliyette olduğu, bunun da 120 bin kişiye yetmediği kulaktan kulağa fısıldanıyor. Buna karşılık resmi ağızlardan böyle bir sıkıntının söz konusu olmadığı açıklanıyor olsa da, insanlar mağdur görünümünde olanlara daha fazla kulak veriyorlar.
Siyasi hayatta da bir belirsizlik ortamı hâkim görünüyor. Böyle olmasa bile gerek medyada yer alan haberler, gerek kulaktan kulağa yayılan söylentiler insanımızı bunaltıyor. Böyle bir noktada tüm siyasilerin ve ‘Ben bu ülkenin insanıyım’ diyen herkesin uyanık olması, fısıltılara takılıp kalmaması gerekiyor. Kamuoyunu eğer yalan haberler şekillendirmeye başlarsa bu defa haber terörü ile başa çıkmak zorunda kalınacaktır. Terör örgütü bir takım eylemlerle zaten toplumu germiş iken bir de yalan haberlerle kafaların bulandırılması telafisi mümkün olmayan olaylara zemin hazırlayabilir.
27 Mayıs 1960 darbesi öncesinde bugünkü gibi sanal âlem de söz konusu olmamasına rağmen fısıltı gazetesi öylesine etkili olmuştu ki, yalan haberler insanların beynini doldurmuştu. Söz gelimi yaşanan öğrenci olaylarında emniyet güçleri ile öğrenciler arasında çıkan çatışmalarda çok sayıda gencin öldüğü cesetlerinin de kıyma makinelerinde çekilerek yok edildiği söylentileri toplumu derinden yaralamıştı. Ne yazık ki, bu haberlerin yaygınlık kazanmasında o dönemin birkaç dergi ve gazetesi de aracılık yapmıştı. Çünkü hedef DP iktidarının ne şekilde olursa olsun devrilmesi, yerine CHP iktidarının gelmesini sağlamaktı. Sonuçta darbe yapıldı, DP’liler topluca tutuklandı ve yargılandı. Ne kadar acıdır ki, bu yalan haberler mahkeme safhasında gündeme taşındı ama asılsız oldukları ortaya çıktı. Netice itibariyle yalanlarla toplum kandırıldı ve askeri darbeye zemin hazırlanmış oldu.
Bugünlerde terör örgütünün de benzer bir yola başvurduğu, sanal âlemi de kullanarak insanları asılsız haberlerle kandırmaya, patlamaya zorlamaktadır. Bu bakımdan şu dönemde mensubiyet duygularının oluşturduğu esaret ile gelen haberleri doğru imiş gibi kabul etmek toplumun tümüne zarar verecek niteliktedir. Terör örgütü ve arkasındaki güçlerin ülkemizi Suriye misali bir iç savaşa sürüklemek istediği gerçeğini aklımızdan çıkarmadan hareket etmek ve gelen haberleri bu perspektiften değerlendirecek süzgeçten geçirmek durumundayız. Bu ülkenin bir çatışma ortamına sürüklenmesi sadece bir kesime değil toplumun tamamına zarar verir. Bu konuda sadece yetkililere değil, medyaya da çok önemli görevler düşüyor. Özellikle demokrasi şarkısını dillerinden düşürmeyen, demokratlığı kimselere bırakmayan medya mensupları ülkenin karışmasının demokrasiye de zarar vereceğini unutmamaları gerekiyor. Sadece 12 Eylül 1980 darbesi sonrası ülkemizde darbeden sağı ve solu ile her kesimin zarar gördüğünü unutmamaları sanıyorum serinkanlı hareket etmemize yetecektir.