Sinema, Paris’te gösterime girdiği 1895’ten iki yıl sonra 1897’de Osmanlı’ya intikal etmiştir. Osmanlıca yayınlanan “Yeni Mecmua” dergisinde Halid Refik, Batı’dan gelen sinemanın Osmanlı’da meydana getirdiği tahribat hakkında şunları söyler: “Halkın en büyük düşmanı: Sinema. Sinema ahlaksızlığın hocası… Öyle bir hoca ki talebesine derslerini şetaret ve şaklabanlıklarla zahmetsiz, eziyetsiz öğretiyor…

Sinemanın kuvveti karşısında ilmin kudreti tükeniyor. Bu güreşte sinemanın oynakları faziletin belini büküyor, toprağa attığımız faydalı tohumları sinemanın böcekleri yutuyor. Sinemalar bu halde kalıp yalnız ahlaksızlığın ilancılığını ettikçe, sinemalar böyle bağımsız, kösteksiz bir hürriyetle ahlak bahçelerinin fidanlarını kırıp filizlerini yemek, tarhlarını bozup çimlerini ezmekle yaşayacaksa, bütün emekler beyhudedir. Maarifin sıra sıra mektepleri, bizim cilt cilt kitap ve mecmualarımız manasız bir didişmeden ibaret kalır. Yakında meydanı büsbütün bu yeni şeytana bırakıp köşelerimize çekilmek icap edecek. O ahlakı ifsada memur, hem ne mükemmel bir teşkilat ile memlekette yerleşiyor, iş görüyor… Her mahallenin, her köşe bucağın bir sineması var; bunlar geceli gündüzlü dolup boşalıyor, çocuklarımıza serserilik, kadınlarımıza sefihlik, erkeklerimize hevâilik dersi veriliyor.”

Halid Refik’in o günlerde yakındığı sinema, yıllar sonra televizyonlar vasıtasıyla hemen her eve girmiş, çocuğundan gencine ve ihtiyarına kadar büyük bir kitleyi ifsâd etmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze gelinceye kadar, dini değerleri itibarsızlaştıran, yok sayan, itibar suikastına tabi tutan Türk sineması, son yıllarda kabuğunu kırmaya çalışsa da yıllarca milli ve İslâmî değerler sinema vasıtasıyla tahfif edilmiştir.

Türk sinemasındaki olumsuz din algısının en bariz örneği “imam” karakteridir. Batı sinemasında kilisenin ve din adamının olumlu algısının aksine, “kaba, bağnaz ve çirkin” tiplemenin ön plana çıktığı “imam” karakteriyle dolaylı şekilde dini değerler tahfif edilmiştir. Buna ilaveten “muska ve büyü” ritüelleriyle uğraşan ve halkı dolandıran “imam” karakteri de yine sinemada yıllarca işlenmiştir.

Sinemada hizmetçi rolündeki başörtülü kadın tiplemelerinin isimleri Ayşe ve Fatma gibi İslami kökenliyken, işveren rolündeki tiplemeler ise Tijen, Alev, Mehtap, Dilber, Pervin, Jale, Sevtap ise güya modern ve Avrupai isimlerdir.

Sinemadaki dini değerler bazen doğrudan, bazen dolaylı şekilde tahfif edilmiştir. ABD mandacılığını savunan Halide Edip Adıvar’ın “Vurun Kahpeye” romanında Aliye karakteriyle modern Cumhuriyet kadını, Hacı Fettah Efendiyle de düşmanla işbirliği yapan ve kadını linç ettiren imam karakteri işlenmiş; bir taraftan da İslam’daki recm cezası eleştirilmiştir.

Sonraki yıllarda Meral Okay’ın senaristliğini ve sanat danışmanlığını Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun yaptığı Muhteşem Yüzyıl dizisindeki Kanuni Sultan Süleyman tasviri, Avrupa Yakası’nda kapıcı tiplemesiyle Gaffur, Hayat Bilgisi’nde hademe tiplemesiyle Mennan, Hababam Sınıfı’ndaki İnek Şaban tiplemelerinde dini değerler hedef alınmıştır. Allah’ın (C.C.) isimlerinden Gafur ve Mennan ile Peygamberimizin (S.A.V.), “Şaban benim ayım” dediği mübarek Şaban ayı “İnek Şaban” tiplemesiyle rencide edilmiştir.

İslam’a göre Yahudi veya Hıristiyan bir erkekle Müslüman bir kadın evlenemez, bu icma ile sabittir. “Yabancı Damat” dizisinde Yunanlı Hıristiyan bir gençle Müslüman Türk kızı evlendirilerek bu fiil meşru gösterilmiştir. Yine İslam’da zina gibi büyük bir suç, çocuğunun tedavisi için çaresiz kalan bir anneye “Binbir Gece” dizisiyle yaptırılmıştır. New York’ta Beş Minare’de sandalyede namaz kılma, Aşk-ı Memnu’da kendisini büyüten ve amca dediği adamın karısını ayartan Behlül, Fatmagül’ün Suçu Ne?’de tecavüzcüsüyle evlendirilen genç kız ve dahası…

Netice itibariyle Cumhuriyet dönemi Türk sineması, sınavı kaybetmiştir. Yücel Çakmaklı ile başlayan “Milli Sinema” ve sonrasındaki Diriliş Ertuğrul, Payitaht Abdülhamit gibi filmlerle dini değerlere eğilen bir sinemadan söz etsek de bugün bile gerek sinemada gerekse televizyon dizilerinde “sigara, kumar, içki, zenginlik, beyaz yalan, cinayet, sevgili edinme ve zina” temalarının çokça işlendiği buna mukabil dinî ve millî değerlerin göz ardı edildiği bir iklimin varlığı izahtan varestedir.