Sezonun başından bu yana, acaba bana mı öyle geldi, Beşiktaş, Rizespor maçında pas yapma rekoru kırdı. Hani şu kimin kaç metre koştuğunu ölçen ünlü aletler var ya, acaba onlar ne verdi bilemiyorum. Peki, bu kadar çok pas yapmış bir takım maçı kazandı mı Hayır!
O zaman açalım biraz... Beşiktaş’ın ta Necip, Franco, Ersan ve Motta’dan başlayan, hatta kaleci Tolga’nın elle topu dağıtma özenini de katarsak, pas yapma görevi, ileride Gökhan ve Pektemek hariç rakip kale önüne kadar sürdü. Ama orada rakipten kurtulma, boş sahayı arama gibi çok önemli Batı özellikleri yaşanamadığı için aynı pas zenginliği pozisyonda görülmedi.
Veli’nin ön libero ne demektir dersini verdiği bir müsabaka daha izledik. Ön liberonun sadece geri dörtlü nöbeti olmadığı, atakta iken rakibin çıkışına engel olma görevi de olduğunu Veli anlattı. Şayet Olcay, nereden aklına taktıysa her topu kaleye olduk olmadık biçimde şutlamak yerine sağından solundan kaçan arkadaşlarını fark edebilseydi, bu pas zenginliği pozisyon da bulurdu. Oğuzhan’ın da fiziksel düşüşe geçtikten sonra, biraz da Biliç tarafından sol kenara atılışı etkisini azalttı. Bir deplasman oyununda iki uç adamı bu kadar baskı kurdurabiliyorsa, bunu ev sahibinin düşünmesi gerekir. Uğur Tütüneker kardeşim, takımı 2-1 öne geçtikten sonra neredeyse stoperleriyle öne sarkan Beşiktaş’ın bu risk alışına Lualua silahını biraz geç sürmedi mi Beşiktaş 2-2’yle daha sağlam basmaya özen gösterdi ve Lualua da öyle beklenildiği gibi her topta bir-iki adam yiyip pas kullanamadı.
Şunu da belirtmekte yarar var. Beşiktaş’ın fizik gücü neredeyse tam not aldı. Ama rakip ceza alanı civarındaki etkinlikleri, düşünceleri, arayışları ise o notun yarısına bile ulaşamadı.
Tabii bu maçta en çok tartışılacak mesele hakemin çaldığı iki penaltıdır. Ben hakemi ikisinde de haklı buldum.