Gündem çok yoğun, ne yazmak gerekir, nasıl bir dil kullanmak lazım bilmiyorum, bilemiyorum. Eleştirsek olmaz, kızsak olmaz, darılsak olmaz, küssek olmaz... Bir tarafı hep uzun ya da kısa kalacak. Filistin desek, Türkiye darılacak, Mavi Marmara desek, Gazze... Müslüman nasıl bakmalı, verilmişken ellerimize en güzel reçete hâlâ ne yazılacak bilemiyorum. Ancak düşlerimden bahsedeceğim bu yazıda. İçime, içimden gelenle sesleneceğim. Duyulması ümidiyle...

Bekle, bir gün “İsrail’e diz çöktürdük” manşetlerinin yerine, “İsrail bölgeden tamamen kovuldu” manşetleri alacak.

Bekle, havalimanlarının ve insanın olduğu her yere, onlarca kez aranmadan en güvenli şekilde girilecek.

Bekle, elleri kurma kolunda bekleyen polis memurlarımız, silahlarını öylesine taşıyacaklar.

Bekle, şehit haberleri gelirken dört bir yandan, artık doğum haberleriyle gülecek yüzler.

Bekle, kırk kırk, otuz otuz, bir bir toplu ölüm senaryolarından kurtulacak dünya.

Bekle, bir gün “Suriye’de savaş bitse de inşaat için bölgeye girsek” diyen müteahhit amcaların yerini, şeker satan çocuğun adaleti alacak.

Bekle, onlarca yıl susuz kalmış kurak toprak gibi bekleyen Ayasofya duvarları, yeniden Kur’an ve secde serinliğinde buluşacak.

Bekle kardeşim, düşüncelerinin sertliği, kıvamı yeniden kardeşliğe bürünecek. Bana kızgınsın, çünkü beni anlamadın, sana anlatamadım. Gergin ortamlarda, kan ve gözyaşının hakim olduğu bir zamanda sana bayramın nasıl bir şey olduğunu diyemedim...

Kardeşim, bayram geliyor BAYRAM...!

Biz yeniden birbirimize «bayramın mübarek olsun» deyip bir bayram sabahı, camide göstermelik sarılacağız belki ama sen başka, ben başka derken, bayramı mübarek kılmak için camiden ayrılınca ne yapacağız?

Kudüs bayram sabahı bayramlaşır mı bizimle?

Halep›te geçen bayramda harçlık ve şeker verdiği evladı bu bayram olmayan baba elini uzatır mı bize?

Helalleşir mi bir anne, kızı boynunda mavi emziğiyle enkaz altında can vermişken?

Ramazan bayramında kurban mı olur? Bu kadar kurban veren ümmet bayramlaşır mı bizimle?

Sevgimizi bekle, kalbimizi bekle, sevdamızı bekle..

Seni çok seveceğiz. Çünkü sen su gibi aziz, can gibi dostsun bize. Seninle bir bir çoğalıp “Yeni Bir Dünya” kuracağız.

Arakan bekle, Myanmar bekle... Suda boğulan çocuklarını unutmadık. Ölen annesinin göğsünden süt emen bebelerinle bekle Doğu Türkistan. Yüreğinde, yüreğimizde onlarla, buruk da olsa bir bayram gelecek bir gün...

Mısır bekle... Mursi yerin altındaki havasız zindanlarında duruyor, biliyoruz. Bir bayram sabahı, namaza giderken, gelip biz açacağız o zindanların paslı kilitlerini.

Kudüs bekle... “Kaç bayram oldu gelmediler” dediğini duyar gibiyiz. Bayram sabahına sendeyiz Kudüs... Oy Kudüs...

İstanbul bekle... Mirasımız olanı almaya geleceğiz... Bu kez Sultanahmet kıskanacak Ayasofya’nın cemaatini...

Bekle ey ümmet... Bayram namazında omuzlarımızla değil, yüreklerimizle saf tutacağız...

Bayramınız ama gerçek bayramınız mübarek olsun ey ümmetin dava sahibi kutlu insanları...

Selam ve daim muhabbetle...