R Kafiye: Profesör-Transfer

Rahmetli üstad Necip Fazıl ın ünlü istasyon şiirinin son iki mısraı hep aklımdadır:

Burdan bildik gidenler,

Yarın döner yabancı

Mehmet Bekaroğlu da burdan bildik gidenlerdendir. Yabancı olarak dönmüştür. Yabancı, CHP li

Burdan gittikten sonra, burda olmadıktan sonra, siyasetçilerin, durdukları veya döndükleri yerler artık o kadar önemli değildir.

Bu durumu bilen çoğu siyasetçi, kendilerini önemsetmek adına röportajlar vermeye dururlar; vücutlarını dağlara, kafalarını dağlardaki kayalara vurduklarını filan anlatırlar, zor kararı kolay almadıklarını ispat için.

Kendisinden önce giden birini bulmuş, ki ilk kez biz ona devşirme demiştik, dökmüş içindekileri sayın Bekaroğlu: Soma demiş, asansör demiş, işçileri sağcılar öldürüyorlar demiş. Soma olmasa imiş, asansör faciası olmasa imiş, demek ki Bekaroğlu nun röportajının yarısı olmayacakmış.

Bir Necati vardı, futbol ligimizde. Şu anda nerdedir, bilmem. Belki hala bir takımda gol atmak için koşuyordur, ama sessizce koşuyordur.

Bir İstanbul takımına transfer olmuştu. İlk maçının ertesinde kameralar ona yöneldiğinde ve mikrofonlar ona uzatıldığında demişti ki: Bizim takıma büyük haksızlık yapıyorlar, bizim takımın hakkını hep yiyorlar.

Bekaroğlu nu CHP yi savunmaya durmuş görünce hatırladım adaşım futbolcu Necati yi. CHP nin dindarlara karşı olduğu algısının yıkılmasını istiyor sayın Bekaroğlu. Kimden istiyor Galiba CHP den. Demek ki CHP den birşey istemek için önce CHP li olunacakmış(!)

CHP nin dindarlara karşılığına, algı diyor Bekaroğlu. Yani suçlu öyle algılayanlar, yani bu ülkenin insanları, yani millet.

Dindar Bekaroğlu kendisinin bizzat ve şahsen CHP ye kabul edilmesinden yola çıkarak, CHP nin dindarlara karşı olmadığı hükmüne varıyor. Halbuki dağlara çıktığını da kendisi söylemişti. Yani kolay olmadığını..

Bu algı ile mücadele etmeli imiş CHP. Daha dün bir, bugün iki. Yüzyıllık parti diye öğdüğü CHP, din konusunda ne yapacağını sana mı soracak O algıyı yıkmak istedi de eline hiç fırsat geçmedi mi

Eğitimde ikna odası faşizminin mucidi kim ey Bekaroğlu

Bu ülkenin kızlarına Arabistana gitmesini öğütleyenler, desteği CHP den almadılar mı, ey Bekaroğlu

Tanklar diyeceğim... AD medyası, tanklar bir daha yürüsün zira biz yeterince görüntüleyemedik emrini verirken, CHP kimi, kimleri alkışlamakla meşguldü ey Bekaroğlu

Algı yıkılmalı. Yani millete hücum.

Aynı yaş kuşağından olduğumuz sayın Bekaroğlu na bu tenkidimiz ne yeni CHP li olması ile ilgilidir, ne de onu bahane ederek CHP ye muhalefet eğrisini yükseltmektir insanlarımızın. Kılıçdaroğlu nun başkan olması ve İ. Özkes in kurultayda en çok oy alması yeter zira.

Bu ülke CHP li belediyeleri ve CHP li iktidar günlerini de gördü. Sayın Bekaroğlu na birgün bize gelebilir düşüncesiyle ayrı muamele yapmışlarsa, bilmeyiz. Ne çabuk unuttu o günleri. Boğaz da kaybolan İETT otobüsünü (markası da Leyland idi) içi işe yetişmeye çalışan insanlarla dolu deniz motorunu.. Çarpışan trenleri.. Hayranı olduğu Ecevit in Ölü sayısını  fazla gösteriyorlar, maksatları bizden çok para almak.. demesini

Kazaya uğramış insanlar CHP nin dilinde ölü sayısı oluyordu sayın Bekaroğlu. Bunları biz unutmadık, senin de hatırlaman lazım. İnsan iki günde hafıza kaybına mı uğrar

Sağ statükodur, sağ işci cinayetidir demesinden biz alınmayız. Çünkü biz Bekaroğlu na sağcı olmamayı öğretenleriz. Şunu da öğretmiştik sanırım: Statükonun CHP ile başladığını ve işci cinayetleri gelenekcisi olduğunu

Sayın Bekaroğlu ndan önce gidenlerin iktidarında da sürüyor CHP nin işci cinayetleri geleneği. Bir fark var yalnız. İnsan hayatı kıymetlidir diyenler artık çoğunlukta. Tedbirsizliğe itiraz edenler ve hak arayanlar..

(İtirazcıların içinden AD kartelcilerini ayıklamak gerekir mi, bilmeyiz. Asansör faciasının olduğu inşaatın tam karşısında yükselen Trumpların sahibini övmek ödeviyle yüklenmişler gibi.. Bakın, bizimkinde ölmemişlerdi, demek gibi..)

Yazımızın sonuç bölümüne geldiğimizde dememiz şudur: Profesör İhsanoğlu ndan sonra profesör Bekaroğlu nu da transfer etmesi Kılıçdaroğlu nun, CHP ye kazandırmayacaktır.

Sayın Kılıçdaroğlu çocuk yaşında iken, o günlerin CHP Genel Başkanı İnönü nünde profesör transferini yazıyordu gazeteler, ne oldu

İspatı için belge resme baksın insanlar. CHP nin bir zamanlar Ankara caddelerine sokmak istemediklerinin oylarını alanlar, CHP nin transferi profesörleri çok taşıdılar son yolculuklarında..

Not: Dr. Lütfü Doğan fotokopisi İ.Özkes yeterdi CHP yi dindarlaştırmak için sayın Bekaroğlu. Galiba senin orda bir görevin de bu ülkeye illa ve inadına solculuk u eken İ.İnönü yü azizleştirmek. Ona karşı olmayı sağcı olmak bildikleri için suçluyorsun ya insanları

En son not: Geze geze CHP ye ulaşanların şanı da yetmez, bu ülkede CHP nin muhalefet partisi olduğuna inandırmaya. CHP, Antalya da, partisininin genel başkanı iken, partili kadınlarca insan haklarını ve kılık-kıyafet özgürlüğünü öğretmeye kalkan Deniz Baykal ı kasetlendirmek demektir.

Ve bu ülkenin yegane muhalefet partisi, Meclis te bu gün olmamasına rağmen, halkın içinde olması dolayısıyla Saadet Partisi dir.

Selfie icad oldu

Önceleri asker millet idik; şimdi polis millet olma günlerine erdik galiba

Geçtiğimiz hafta Boğaz köprüsünde yaşanan intihara teşebbüs eden şahıs ve onun selfiesini çeken polis haberi çok yer aldı yazılı ve görsel basında.

Haberi olan herkes demeyelim ama haberi olan ve selfie çekmeyi bilenler, hayatlarında en az bir kere selfie çekmiş olanlar dahil, linç etmek istediler o polisi.

Beyinlerinin kapasitelerinin Başka bir ihtimal daha var demesine yetmeyeceğini bilmelerinin bir itirafı idi, o linç girişimleri.

İntihar etmek isteyen insanımızı oyalamak, kandırmak girişiminde bulunamaz mı, ona en yakın olan polis

Bak, şimdi resmini, ikimizin resmini çekiyorum. Vali beyin ekranına göndereceğim. Hemen sonra seni vali beyimiz adına arayacaklar ve çözülmesini istediğin, seni buraya getiren problem her ne ise onları senden dinleyecekler ve halledecekler. Herhalde sen de hiç mümkün olmayacak bir şey istemezsin değil mi

Bunları demişse o polis, işini böyle yapmayı doğru bildiği için böyle demişse ve gücünün yettiğince teknolojiden yararlanmak istemişse, size ne

Velev ki o polisin yaptığı yanlıştı. Ondan hesap sormak, onun amirlerine düşmez mi Polis yetki ve selahiyetleri kanununu siz mi yazdınız Hepsi ezberinizde mi

Köprüdeki vatandaşımız intihar etti. Selfie çeken vatandaşlarımız da  Selfie niyetlerinin ne olduğunu bizlere anlattılar.

Bir korna ya da bağır: Dursana!

Geçen hafta yazmak isteyipte bu haftaya bıraktığımız bir yazı konusu da yine İstanbul dan, yine bir kaza haberi üzerine.

Avcılar daki yaya geçidi köprüsünü yıkan tanker kazasını hep okuduk, görüntülerini seyrettik.

O kaza ile ilgili olarak İstanbulluları ikiye ayırsak, galiba suç işlemiş olmayız. O kazadan (sonra) haberi olanlar ve o kazayı olmadan önce görenler.

Kazayı olmadan önce görmek demek, o tanker, o köprüye varmadan ve haznesini havada görmek demektir.

Çok kişi gördü bunu. Çok kişi sollayarak geçti o tankeri. Ama neden

Ama neden hiç bir kimse, oradan geçerken kornasına şiddetlei basıp uyarmadı o tanker şoförünü. Veya neden hiç kimse kullandığı aracı, çoğunlukla otomobildi o yolda seyredenler, tankerin önüne kırıp durdurmadı Yaya köprüsü olsun olmasın, o yolda böyle gidemeyeceğini söylemedi Herkesin yetkililere bir düğmeye basarak ulaşabileceği imkanlı telefonları da varken hem de

O gün orada olan ve o kazayı önlemeye çalışan biri olsaydı, o İstanbullu olurdu, ya da ben ona İstanbullu derdim.

O hikayemiz de şu: Gürtuna nın başkan olduğu günlerde, bir küçük toplantıda, ne yapabiliriz üstüne fikir üretilirken, bu fakir şöyle birşeyler söylemişti o gün. İstanbul da oturan, yaşayan herkes İstanbullu olsun. İstanbullu olmak, şehrine, caddesine, sokağına, mahallesine, okuluna, hastanesine ve insanına sahip çıkmaktır.

Bizim o fikrimiz yarım yamalak ilan tahtalarına yansımasın mı sonraları. Ama eksik, ama çok çiğ..

Demek isteiğimiz şudur: Önlenebilir kazalar olmamalı, önlenmeli.. Bir dakika öncesinde de alınacak tedbirler vardır.

Edirne den sonra Rize caddeleri kazılarak define arandı     -Gazeteler-

Define

Geçen gün Fatihte bir kadın define arattı, tabiî bir şey bulamadı. İzmirde, Bursada, Ankarada define arıyanlar da var, bir çokları bu maksatla yerleri eşeleyip duruyorlar.

Gazetede bu haberi okuyan biri yanındakine sordu:

Define arıyanlar hiç eksik olmuyor. Neden, acaba

Öteki cevap verdi:

Neden olacak... Toprağın üstünde para kazanamayanlar, altını araştırmaktan başka çare bulamıyorlar!

Bu anektodun yayın tarihi 1935 tir

Mesele, yoksa Ağaç değil mi

İki dönem (1946-1954) yılları arasında CHP milletvekilliği de yapan Y.Z Ortaç ın vefatından bir kaç ay önce yazdığı bir yazıdan aldığımız kısımları okuyacaksınız.

Anıtkabir e gidip resim yapanlar, birilerinin söylediği veya söylemediği üzerinden kendilerini pazarlamaya kalkanlar, önce 1938-1950 yıllarının hesabını partilerinden istemelidirler.

Belki o zaman günümüzde de hesap sormanın gereğini öğrenmiş olurlar. Sandığa gitmek ve sandığı önemsemek gibi...Gezi yakıcılığından ve yıkıcılığından medet ummamak gibi... AD kartelcilerine rağmen kendilerine yön çizebileceklerini bilmek gibi, onlarsız da kendilerinin varlığının olacağına inanmak gibi.

Atatürk süz CHP yılları

Sayın İnönü, Cumhurbaşkanı olur olmaz, ilk iş, çevresindeki Atatürk çülerl uzaklaştırdı:

Ama muhterem İsmet Paşa Atatürk ün Başbakanlıktan uzaklaştırdığı bir insandı.

Çökmüş bir imparatorluktan yepyeni bir vatan çıkaran, Türkiye Cumhuriyetinin tek kurucusu, tek yapıcısı, tek yükselticisi Mustafa Kemal, halk yığınlarına unutturulacaktı. Ne demişti atalarımız: «Gözden ırak olan gönülden de ırak olur...» öyleyse, Atatürk önce gözlerden uzaklaştırılacaktı... Hemen baskı makinelerini işletmeğe başladılar: Bütün paralardan, pullardan Atatürk ün resimleri siliniyordu artık... Artık her paranın, her pulun üstünde. Atatürk ün harbde ve sulhta yanındaki ikinci adamın resimlerini görüyorduk: İkinci Cumhurbaşkanı sayın İnönü nün.

Bundan sonra, o eşsiz büyüğe, eşsiz küçüklüklerin iğrenç saldırıları sürdü, gitti. En ayıbı, en utanmazcası, O nun aziz vücudunu, onik yıl toprağa kavuşturmamak olmuştur. Oniki yıl bu... Günde yalnız bir taş konulsa, onlki yılda bir Anıtkabir değil, bir anıtlar topluluğu yükselirdi!

Büyükelçi Cemal Hüsnü Taray, Ankara ya döndüğü günlerde, bütün ömrünce elinden tutan Ata sının kabrini ziyarete koşar. Bir de ne görsün Kapı kilitli... Kendisine: «Vali den izin almak lâzım» derler. Günün valisinin verdiği cevabı utanarak yazıyorum:

Başka işiniz mi yok a beyefendi ...

Günün Başbakanına gelince, onun, iki parmağı ile burnunu tıkayarak nasıl:

Koktu, koktu...

Dediğini Falih Rıfkı Atay a sorunuz!

Geçmiş Zaman Penceresinden

 

 

Salamonun alacağı

Salamon, kendi cinsinden bir avukata müracaat

ederek, birisinde alacağı olan parayı yan yarıya bölüşmek şart ile

tahsil etmesini rica etti. Bu pazarlığı kabul eden avukat bir müddet

görünmedi. Nihayet bir gün, Salamon gidip kendisini buldu.

Ne yaptın diye sordu.

Avukat başını salladı ve:

Bu iş, yuç biraz., dedi. Ben, kindi hissemi aldim ama, seninkinin tahsili mumkûn diyil gibi benziyor!.

Sanmayınızki bu fıkra, geçen hafta adli yıl dolayısıyla konuk etitğimiz avukatların birinden kaldı. Hayır!

Çünkü bu haftaki mevzuumuz, alacak-verecek üzerinedir.

Okuduğunuz fıkradaki Salamon un hali, elbette

diger yahudileri bağlamaz. İşte onlardan birini Borazan Tevfik ten

dinleyenler de bize yazıp bırakmışlar.

Alacak nasıl tahsil olunur

Vaktile bir kuyumcu başı Haronaçi vardı. Ufacık

bir köşe sarrafı iken, bir yolunu bulup mabeyne çatarak az zaman

zarfında rütbei balâ ricalinden, zengin bir banker olan bu kurnaz

Yahudiye dair merhum Borazan Tevfik şöyle bir fıkra hikâye ederdi:

Bir gün zamanın ekâbirinden birisine senetsiz

iki yüz lira ikraz ettiği halde, bu meblâğı bir türlü istirdada muvaffak

olamıyan bir zat, Haronaçiye müracaatle akıl danışır. Haronaçi der ki:

Yazı bilir misin

Elbette bilirim! Bu da sual mi

Oylesan kalemi al da yaz. Bu adamın sana nekadar borcu var

İki yüz lira!

Yaz. (...) bay hazretleri! Bendeniza olan uç yuz lira borcunuzu hatirlatirim...

Borcu üç yüz değil, iki yüz dedim.

Biliyorum, lâkin sen benim söylediğim yibi yaz.

Sebep

Sebebi bu: Sen böyle yazincaz, o saha cevap

verir ki: «Borcum uç yuz deyil, iki yüz liradir!» O zaman, sen da eline

mukemel bir sened yeçirmiş olursun, Ağnadm mi ..

Haronacı böyle diyor, itiraf önemli olduğundan.

Ama ya itiraf etmek istemeyenler olursa.. Yine o yıllardan, ha söylemeyi

unuttuk, İsmet paşa yıllarından, Milli şef yıllarından bahsediyoruz,

bir fıkra daha.

 

Namuslu

Hani benim bir alacaklım vardı, biliyor musun

Seni mahkemeye vermişti, o adam mı

Yalnız mahkemeye mi verdi Bana dehşetli düşman kesildi, yatağımı, yorganımı sattırmağa kalktı!

Ey, ne oldu

Bir hafta sonra yolda rasgeldim. Bana yerden selâm verdi. Gelip ellerimi öptü!.

Niçin

Ben bilemedim, sen çok doğru sözlü, çok namuslu, çok mert adammışsın, yeni öğrendim, hakkında dava açtığım için beni affet, dedi.

Dikkat et, herif seni bir faka bastırmak istiyor, böylelikle borcunu itiraf ettirip tekrar yakana yapışacak!.

Neden mi aklımıza geldi bugün bu mevzuyu işlemek Yukarıda gördüğünüz yine Milli şef in en şaşaalı yıllarından birinde (1940) çizilmiş bu karikatürü görünce. Yeni nesil bilsin, o günlerden kalanlar da hatırlasınlar diye

Dişi Diş i

Karadul, zevkten sonra yermiş,

Erkeğin olmazmış kuşkusu;

Avcılara teslim edermiş,

Dişi bir çığırtkan kuş, kuşu!..

Ekrem Şama

Kılıçdaroğlu rakı sofrası na karşı konuştu

-Gazeteler-

- Artık akşamları eve Yeşilay dan gelirsin değil mi Hıdır ağbi