Ne diyor hükümetimiz: “AB olmazsa, Şangay’a giderim”.

Aklı sıra girmek için can attığı AB’ye gözdağı veriyor. 2004’teki tam üyelik

müzakerelerini başlatan imzayı Türk (yani Müslüman) düşmanı Papa Y. Innocent’in

heykelinin önünde atan bir başkasıydı zaten. 50 seneyi aşkın bir süredir

kapısında beklediğimiz ve kendi mantığı ve dinamikleri itibariyle almayacakları

da gün gibi aşikar olan AB üyeliği ham hayalini ısıtıp ısıtıp sunan da, uğruna

AB Bakanlığı adında (ne iş yaptığı meçhul) bir bakanlık kuran da bir başkasıydı

zaten. Nasıl olsa balık hafızalı ve sorgulamayla, soru sormayla bir ilgisi

kalmamış, apolitik ve kendi meselesine bile yabancı bir toplum var el altında

ve ne yapsan, ne desen gidiyor nasıl olsa. Birkaç gün sonra “Şangay Beşlisi’ni

AB’ye alternatif olarak söylemedik” dediler zaten.

Gireriz diye güya AB’yi “korkuttukları” Şangay Beşlisi de

Türkiye’nin gelip katılmasını bekliyordu zaten dört gözle. “Yeni Türkiye”

palavralarına kendisini fazla kaptıranlar, muhtemelen Şangay Beşlisi’nin

Türkiye’nin gelip kendilerine katılmalarını ve hatta “başlarına geçmesini” bile

hayal ediyorlar olabilir. Ne de olsa, gerçeklerle bağlantıyı kestikten sonra

yaşanılan hayal aleminin de sınırı olmayacak. Hemen her konuda Batı’nın “Truva

atı” rolüne soyunmaya alışan Türkiye’yi, dünden razı bir şekilde kabul edecek

Şangay Beşlisi de. ABD’nin yancılığını yapmaktan kendisini bir anda “bölgesel

liderlik” gibi temelsiz iddialara kaptıran Türkiye, kendi milli menfaatlerini

ülke içerisinde çok mükemmel savundu da, yurt dışındaki oluşumlardan pay

kapabilmeyi hesaplıyor bir de. Komik bile değil.

Yani, 60 milyar dolara ulaşan ve dışa bağımlı olduğumuz

en önemli kalem olan enerji ithalatının sebep olduğu cari açığı çözmek için

Türkiye’nin niyeti Kuzey Irak’taki petrolden pay kapabilmek! Neredeyse kendi

güneydoğusunda hükmü kalmadı kalmayacak bir noktada olan Türkiye, dünyanın

bütün emperyal güçlerinin gözünün üzerinde olduğu bu coğrafyada, daha kendi

topraklarını adam akıllı savunabilmekten acizken (bkz. Maraş’a, Adana’ya,

Antep’e yerleştirilen Patriotlar, gelen NATO askerleri), kalkıp binbir türlü

kirli hesabın döndüğü bir kurtlar sofrasında Kuzey Irak petrolünden pay kaparak

cari açığı kapatacak. Güler misiniz, ağlar mısınız buna En başta akla gelen

soru şu: Emperyalist güçlerin Ortadoğu şubesi gibi hareket eden Türkiye’nin ağzına

bir parmak bal çalarlar ama o bölgedeki büyük rantı koklatırlar mı Cevabının

ne olduğu meydanda zaten.

Obama’nın 2009’daki Türkiye ziyaretinin ardından birden

bire gelen “ilhamla” Kürt açılımına (sonradan “Demokratik” açılım dediler)

girişen AKP, bu günlerde yine kaynağı belirsiz bir ilhamla “müzakere” sürecini

çok büyük bir marifetmiş gibi önümüze koyuyor. Koskoca bir devleti, bir terör

örgütünün tutuklu elebaşından medet umar hale getirmeyi, bir terör örgütüyle (o

örgütü meşrulaştırmaya yol açacak bir şekilde) masaya oturmayı büyük bir hadise

gibi sunabiliyor. Aslında olan şu kısaca; “Ben bu işi beceremedim, hapisteki

elebaşından medet umuyorum” demenin diplomasi lügatindeki karşılığını

söylüyorlar.

İllegal bir yapıyı muhatap almanın ne gibi bir sonucu

olabileceğini hesap edemiyorlar mı acaba Hele ki, Türkiye dışında bölgedeki

diğer ülkelerde de (Suriye, Irak, İran) benzer hareketlenmelerin olduğu bir

dönemde, bu adımın sonunun Türkiye’nin toprak bütünlüğüne dair bir açık tehdide

dönüşeceğini göremiyorlar mı gerçekten Etnik siyaset yapan partinin eşbaşkanı,

Irak’ın kuzeyindeki oluşumdan “Güney Kürdistan tamam” diyerek bahsediyor ve

sıranın Türkiye’nin güneydoğusuna geldiğinden bahsederek sıranın “Kuzey

Kürdistan’da” olduğunu söylüyor. Tabii, kamuoyu o sıralar Apo’yla görüşen

hükümetin bu sorunun çözümleyip “tarihe geçeceği” saçmalıklarına inanmakla

meşgul olduğundan,  bu açıkça zikredilen

“Büyük Kürdistan” realitesini duymuyor bile. Bu yolun sonunun “Büyük İsrail”e

gideceğini de bilmiyorlar herhalde.

Bu meselenin çözümünün İslam eksenli bir çözüm olduğu ve

bunun dışında “dayatılan” tüm çözümlerin (!) hangi amaca hizmet edeceği malum.

Bu konuda Sezai Karakoç, “Gidip de elinin altındaki bir mahkûmla pazarlık

yapamazsın. Devlet bu kadar acze düşmez. Devlet buna tenezzül dahi etmez.

Devlet vatandaşına bakar, milletinin bir parçası olan Kürtlerin şikâyetlerini

dinler, “neler yapabilirim ” diye düşünür. Bu konuda tarih ne diyor, geçmiş ne

diyor, medeniyetimiz ne diyor Araştırır, yapılabilecek şeyleri en kısa zamanda

yapar. Yoksa insanları öldürmüş, illegal bir örgütle illegal bir şekilde

pazarlık yapamaz” diyor.

Adını dilinden düşürmeyenler, şiirlerini ezbere okuyup da

sözlerine itibar etmeyenler, bari bu sözlerine bir kulak verin. Bir terör

örgütünün elebaşından medet umacak kadar bir acziyet sergilemek ve Batılı

emperyalistlerin Ortadoğu şubesi gibi davranmak yetmedi mi