Eğitimle ilgili kurumumuzun başında “millî” kelimesi var.
Bu durum insanı mutlu ediyor. Fakat, bu kelimenin hakkının verildiğini söylemek
zor. Okullarımız, baştan beri yabancı kültür taşıyıcılığı yapıyor. Saadet
Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak’ın sık söylediği bir söz var:
“Bugün “Millî Piyango” ne kadar “millî” ise, eğitimimiz de o kadar millîdir.”
Millî Eğitim Bakanlığı milletimizin göz bebeği
durumundaki en hassas bir kurumumuzdur. Her türlü bilgi ve görgü orada
öğrenilir, geleceğimizi emanet edeceğimiz nesiller orada yetiştirilir. O
yüzden, en çok “kendimize özgü” ve “millî” olması gereken kurumların başında
gelir. Milletimizin inancı, tarihi, kimliği, özü ve aslını dikkate alan bir
eğitim anlayışına ihtiyaç vardır. Fakat, bu sahaya yabancı unsurların çokça
müdahale ettiğini görüyoruz.
Lozan Anlaşması’ndan sonra, Yahudi asıllı John Dewey akıl
hocası olarak Türkiye’ye davet edilmiş, yavrularımızın geleceğini şekillendiren
programlar hazırlatılmıştır. Eğitimimize uzun süre John Dewey Modeli hakim
olmuştur.
Türkiye’deki iktidarlar ve Millî Eğitim Bakanları
milletimizin bünyesine uygun ve herkesi kucaklayan bir eğitim modeli
oluşturamamışlar; aksine eğitimi yaz boz tahtasına dönüştürmüşlerdir. İyi
niyetle de yapılmış olsa, eğitimimizin gerçeği budur.
Okullarımız, öğretim yılının 2. dönemine yeni Millî
Eğitim Bakanı ile başlamıştır. İletişimci ve Siyaset Bilimci bir akademisyen
olan Nabi Avcı’nın eğitim alanında da başarılı olmasını arzu ediyoruz. Millî
kimliğimizden taviz vermeyen, manevî değerlerle donanımlı danışmanlar eliyle,
milletimizin bünyesine uygun bir eğitim modeli oluşturabileceğini düşünüyorum.
İNANCIMIZ ESAS ALINMALI
Bugün eğitimdeki tahribatın önemli bir kısmı din alanında
yapılmaktadır. Türkiye’de İslâm, toplumumuzu birleştirip kaynaştıracak en güçlü
harç; dinamizm ve çalışma azmi kazandıracak en kuvvetli inançtır. Bunu
bilenler, İslâm’ın birleştirici etkisini yok etmek istemektedir.
Toplumumuzun tamamına yakını Müslümandır. Türkiye’de,
İslâm dinini, diğer dinlerden bir din olarak göstermek yapılan yanlışlıkların
en büyüğüdür. ÖĞDER Samsun Şube Başkanı Eğitimci İsmail Okutan “Din Kültürü
Ders Kitapları Hangi Dini Anlatıyor ” başlıklı bir makale yayınladı. Bu
araştırmasında, dinimizin Batıcılık ve AB hedefleri doğrultusunda ele
alındığını, bugün hükmü ortadan kalkmış Yahudilik ve Hıristiyanlıkla eşit
değerde gösterildiğini açıkladı. İslâm’a uymayan konu ile ilgili çarpıklıkları
örnekleriyle ortaya koyduktan sonra şu sonuca ulaştı: “Ezici çoğunluğu Müslüman
olan ülkemizde, her şeyden önce okullarda çocuklarımıza inançları, dinleri
konusunda temel bilgiler doğru ve yeterli bir şekilde verilmelidir. Din, sadece
kuru bilgiler topluluğundan ibaret olmadığından, aynı zamanda din eğitimine de
yer verilmesi elzemdir.” (Millî Şuur, Sayı 24)
“Din Kültürü ve
Ahlâk Bilgisi” dersi Türkiye’ye 12 Eylül 1980 İhtilâli’nin dayatmasıdır.
Olağanüstü şatların ürünüdür. Bu dersin adı, “İslâm Dini ve Esasları”, “İslâm
Din Dersi” benzeri dinimizi net bir şekilde kapsayan tabiî şekline
getirilmelidir. Her şeyden önce, din üzerindeki darbe izlerinin vakit
geçirmeden silinmesi gerekmektedir. Çünkü, İslâm insan yapısı değil, Allah’ın
son hak dinidir. Herkes, bu derste ne öğretileceğini bilmelidir.
İSLAM’DAN SAPMAYA DİKKAT!
Dinler arası Diyalog süreci devam ederken, İstanbul Millî
Eğitim Müdürlüğü’nün organize ettiği “Değerler Eğitimi Projesi” kapsamında
ilginç bir uygulamaya şahit olduk. Bu kapsamda İstanbul’un çeşitli seviyedeki
bazı okullarında “Birlikte Yaşama ve Kardeşlik” konulu seminerler verildi.
Seminerlere İstanbul Müftü Yardımcısı, Ermeni Kilisesi Papazı, bir bayan sinema
sanatçısı vb. kişiler katıldı. Zengin bir manevi boyutu olması gereken bir
programda papazlı, sanatçılı görüntüler halkın büyük tepkisini çekti.
Azınlıklarla ilgili hiçbir problem yaşanmadığı halde, böyle bir uygulama
halkımızı incitti. Müslüman din adamlarının dinî kıyafetleriyle azınlıkların
okullarına giremedikleri; hatta, ruhban okulu açarak kontrol ve denetimi
devreden çıkaran özerk bir eğitim yapısı oluşturma mücadelesi verdikleri bir
Türkiye’de, Millî Eğitim’in bu uygulaması garipsendi. Yanlış uygulamanın önceki
Millî Eğitim Bakanı zamanında başlatılması yapılanı doğru göstermez.
Proje üreten eğitim kuruluşlarımızdan ÖĞDER’in Genel
Başkanı İsmail Hakkı Akkiraz, “Eğitimde Milli Görüş hakim olmalı” diyerek olaya
şöyle tepki gösterdi: “İfsat çalışmaları okullara kadar ulaşmıştır. İstanbul İl
Müftü Yardımcısı ve Ermeni Kilisesi Papazı’nın katıldığı toplantılarda,
okullarda Hıristiyanlık propagandası yapılmıştır. Yahudilik ve Hıristiyanlık’ın
da hak din olduğu telkin edilmiştir. Yeni nesiller, millî ve manevî değerlerimizden
yoksun yetiştirilmektedir.” (3. 2. 2013 Şube Başkanları Top.)
Okullarımız dış etkiler ve yabancılaşma temayüllerinden
uzak tutulmalı, eğitim kurumumuzun başındaki “millî”lik vasfının muhafaza
edilmesi konusunda hassasiyet gösterilmelidir. Yeni Millî Eğitim Bakanımız Nabi
Avcı’dan bu konuda duyarlılık göstermesini bekliyoruz. Emekli bir eğitimci
olarak MEB’nın bütün kadrolarına diyorum ki: Görevleriniz birer emanettir.
Manevi sorumluluğu vardır. Yarın bu görevlerde başkaları bulunacaktır. Ömür geçer,
geriye amel defterimiz kalır. Amel defterimizi hesap günü sıkıntıya
girmeyeceğimiz amellerle doldurmaya bakalım! Başarı dileklerimle…