Fidayda (Hüdayda) türküsünün bir bölümünde:

“Dama çıkma baş açık

Arpalar karakılçık” denilmiştir. Bazı türkülerde olay, fikir veya duygudan da öte zamana ait izlere; tarihe de not düşüldüğü görülür. Türk milletinin ananelerinde başörtüsü takmak yerelden ziyade genele tekabül eder. Bir zamanlar bu coğrafyada başörtüsü takmak hem bir gelenek hem de dini bir inanışın gereği idi. Şu anda da böyle değil mi Yani başörtüsü takanlar bunu laf olsun, moda olsun diye takmıyorlar. Böyle takanlar da olabilir ancak başörtüsünün esas dayanağı inanıştır. Teslimiyettir; imanın bir gereğidir.

Yukarıdaki türküye göre dama baş açık çıkmak bir kusur olarak görülmüştür. Bazı art niyetliler bu kusur cümlesini istediği gibi tevil ederler. Nitekim o art niyetliler yani o zihniyet başörtüsünü yermek, karalamak, yerden yere vurmak ve her türlü istismara açık olarak kullanılacağını ileri sürerler ve sürmektedirler de.

Cumhuriyetin ilk yıllarına gidildiğinde baş açık kadın görmek hemen hemen imkânsız gibidir. Ancak batılılaşma ve çağdaşlaşma adına kadınların başlarını açmayı bir marifet bildiler.

Başı açılan bazı kadınlar bununla da sınırlı kalmadı. Daha da ileri gittiler denilebilir…

Doğunun inancını/imanını çalmak adına dışarıdakiler ve içeridekiler ellerinden ne gelirse yaptılar. Bu çabalarında da başarılı oldular.

İsteyen kadın başını açar isteyen kadın da başını örter. Bu noktada hiçbir sorun yoktur. Ancak başörtüsün konusunda öyle bir noktaya gelindi ki başını örten kadınlar başta devlet kademeleri dâhil olmak üzere birçok alandan soyutlanmaya başladılar. Mesele şu ki başını açan kadına karışılamayacağı gibi başını örten kadına da karışılamaz. Bu hem hukuki hem de insani bir durumdur; haktır. Ancak daha önceki bir yazımızda da belirttiğimiz gibi Türkiye Cumhuriyetin temelleri atılırken özellikle 1933 yılında Almanya’dan birçok hoca kürsülerin başına getirilerek ülkenin laikleşmesi sağlanmaya çalışıldı.  Yani ülkenin batılaşması dışarıdakiler tarafından sağlandığı iddiasıdır.

Doğudan koparılarak batıya angaje olmasının amaçlanması sebebiyle insanların ikiye bölünmesi amaçlandı. Bunda başarılı olunup olunmadığı ortadadır.

Başörtüsü yakın zamanda özellikle genç kızlar için birer zulüm haline geldi. Okullarda okuyamaz oldular. Cezalar, sürgünler, işten atılmalarla mesele halledilmedi bilakis bu başörtüsü meselesi daha da derinleşti. İçinden çıkılamaz bir hal aldı.

Meclis’te bir Merve Kavakçı olayı yaşandı. Zamanın başbakanı faşizan bir tutumla “Bu kadına haddini bildirin” diyerek Kavakçı hedef gösterildi. Kavakçı’da o kürsüden yemin edemeden Meclis’ten ayrılmıştı. Meclis’te o günkü yaşananlar gerçekten de insan hafızası için bir travmadan farksızdı.

Başörtüsü nedeniyle benim de (şahit olduklarım bir yana) yaşadığım birkaç hadise oldu. İHL’ye giden kızımın başını açması için memur olduğumdan uyarıldım. Dahası zorlandım. Ayrıca o zamanlar Gündüz gazetesinde “Merve Kavakçı ve Başörtüsü” isimli yazdığım bir yazıdan dolayı soruşturma geçirdim. Ve 28 Şubat sürecinde sürgün edildim.

O dönemde BÇG tarafından yapılanların hesabı sorulamadı.

İçeri alınanların çoğunun bu gazete sütunlarında geçtiğimiz günlerde de yazıldığı çoğunluğu serbest bırakıldı. Bu bir bakıma, “Çok iyi yaptınız, elinize kolunuza sağlık” gibi bir şey oldu.

Başörtüsü baskısıyla ilgili bir anımı daha burada paylaşmak istiyorum. Kızım üniversiteyi bitirmişti birkaç yıl sonra da öğretmen olarak atanmıştı. İnternet ve telefon kızımın üstünde olduğu için (o sıralar Niğde’de kalıyorduk) vekâlet nedeniyle bir notere gittik. Noter başı açık bir bayandı. Kızımı gördü. Kimliğe baktı ve çehresini azdırarak “Olmaz!” dedi. “Kimlik fotoğrafının başı açık olması gerekir” dedi ve işlem yapmadı. Biz de tabii başka bir noterin yolunu tuttuk.

Şimdi birkaç kadın milletvekili hac dönüşü Meclis’e başörtüsüyle girmek istediklerini açıkladılar. Ve nitekim girdiler de. Malum zihniyet Meclis’i germenin ve kürsüyü işgal etmenin peşinde olduğunu gösterdi ancak seçimde oy kaybına uğrayacaklarını düşündüklerinden bu tutumlarından vazgeçtiler. Geçmişte seçimler sırasında başörtülü birkaç kadına parti rozeti takıp oylarını artırmayı düşünen de nitekim aynı zihniyetti.

Şimdilik Meclis’te düşünüldüğü gibi bir gerilim olmadı. Demek ki başörtülü kızlara kadınlara karşı hasmane tutum içinde olmak ve başörtülüleri potansiyel bir suçlu gibi görmeden de olabiliyormuş. Gerginlikler çıkarmadan, inancı gereği başlarını örtenlere karşı olumsuz tutum ve davranışlar içinde bulunmadan da olabiliyormuş.

Sözde din ve vicdan özgürlüğü taraflısı görünen özde bu kavramlara kökten karşı olan zihniyet bundan sonra bakalım nereye kadar gidecek

Kim olursa olsun; kendi özgürlüklerini sınır tanımaz bir hal içinde kullananlar, kullanmaya çalışanlar başkalarının da özgürlük hakkı olduğunu da unutmamalıdırlar.

İnsan hak ve özgürlükleri her fert için gereklidir. Bu gerekliliği de her kesim bilmelidir ve karşısındakine saygı göstermelidir.

Başörtülü olarak devlet kademelerinde yer almak her şeyin sonu değildir. Bu ülkede insanlar kardeşçe ve barışık bir halde yaşamayı öğrenmelidir. Bunun başka yolu yoktur.

Türkiye bazılarına özgürlükler ülkesidir. Açılan ve saçılanlar kadar başörtülüler de özgür olabilmelidir. Arzu edilen huzura kavuşmak birilerinin sınır tanımaz fantezilerinden kaynaklanmaz. Sapkınlıklardan ve baskılardan hele hiç değil.

Toplum ahlakı ve maneviyatı için gerçek huzura ihtiyaç vardır. Huzur içinde olmak demek ille de kavga etmek ve özgürlüklere müdahale anlamı taşımamalıdır.

Toplumun huzurunu bozmadan, birilerinin özgürlüklerine müdahale etmeden bırakın isteyen istediği gibi yaşasın!