Yaşları on beş ile on sekiz arasında değişen yirmi genç kıza, başarıdan ne anladıklarını sordum. Genç kızların bu soruya verdiği cevaplar aşağı yukarı aynıydı: “Başarmak, okulu iyi bir derece ile bitirmek ve kariyer yapmak…” Başarmayı sadece mevki sahibi olmak ve para kazanmakla sınırlandıran genç kızların bakışlarında bir belirsizlik ve endişe hali vardı. Bu çocuklar geleceğe umutla bakamıyorlardı. Acaba başarabilir miyim, ailemin beklentilerine uygun biri olabilir miyim kaygısı ile başa çıkmaya çalışıyor ve hayallerini kendilerine göre değil ailenin ve çevrenin beklentilerine göre biçimlendiriyorlardı.

Onlar hiçbir zaman hayallerinde özgür olamamışlardı. Çünkü büyüklerin beklentileri ağır basıyordu. Başarı kavramını sadece makam ve mevki ile sınırlandırdıklarını gördüğümden konuşmalarıma şöyle bir soru ile devam ettim: Sizce otlattığı hayvanların dilini öğrenen ve yaptığı işi severek yapan, hayvanların bakımı konusunda hiçbir ihmale yer bırakmayan bir çoban mı daha başarılı, yoksa yoksulluğun bağrından çıkarak, büyük bir mücadele ile iş sahibi olan bir kişi mi Aralarından biri “ilk defa başarının ne olduğunu sorgulama ihtiyacı hissettim ve gerçekten bahsettiğiniz iki kişinin de başarılı olduğunu düşündüm.

Ama bizler gündelik hayatımızda sadece para ve mevki sahibi insanların başarılı olduklarına inanırız” dedi. Arkadaşları da genç kıza katılınca bu kez başarmaktan ne anladığımız ya da ne anlamamız gerektiği konusunda derin bir sohbete daldık.  Ağır şartlar altına çalışan, büyük mücadeleler sonucunda iş sahibi olan bir kişi de, işine hakkını veren bir bahçıvan da, bir çoban da kendi alanlarında başarılıdırlar. Çünkü “başarı” kişinin içinde bulunduğu şartlar dahilinde çaba gösterip işini hakkıyla yapmasıdır. Her zaman istediğimiz sonucu yakalayamayabiliriz, fakat burada aslolan gösterdiğimiz çaba ve niyetimizdir. 

Kapitalist bir anlayışa göre; çabanızın sonucunda elle tutulur bir başarı yakalayamamışsanız, başarısız ve yetersiz bir kişi olarak görülürsünüz. O yüzden gençler, kendilerine biçilen kalıplara uyum sağlayabilmek için sürünün bir parçası gibi hareket ediyor ve hangi yöne sürüklenirse o tarafa doğru gidiyorlar Başarının tek bir boyutu yoktur. Yani yaptığımız bütün işlerin bir ayağı ahirete diğer ayağı dünyaya değmelidir. Başarının manevi getirisi de olmalıdır.

FATMA TUNCER