Meclis’teki bütçe görüşmelerindeki tartışmalar, Türkiye’nin değişime ihtiyacı olduğunu ve bunun üretim ve finans yapımızdan başlayacağını bir kez daha bize hatırlatıyor. Çünkü küresel ekonomilerin krizden çıkışta niye bu kadar zorlandıklarına baktığımızda, yüksek devlet borçlarını karşımızda görüyoruz. Bu açıdan; günümüzde, neredeyse bir amaç haline getirilen finansal sistemin, doğru bir bakış açısıyla, yeniden değerlendirilmesi kaçınılmazdır. 

“Finansal sistem”, insanın ve toplumun daha müreffeh bir seviyeye ulaşması için ancak bir araç olması gerekirken, bugün tamamen farklı bir fonksiyon üstlenmiştir. Bu açıdan; “üretim ve finans yapımızda ihtiyaç duyduğumuz dönüşüm, yeni yapısal reformlarla sağlanmalıdır. Niye “yapısal” diyoruz, çünkü reformların “yapısal” olması, kime yaradığıyla alakalıdır. Yapısal değişiklikler hem muhatap, hem ölçek hem de özgünlük taşımalıdır.

“Küçük ve orta işletmelerin finansmana erişimi noktasında sadece teminatı esas alan kredi sisteminin yerine, proje bazlı finansman sistemine geçilmesi” teklifi bu açıdan reform niteliği taşımaktadır. Fonlama maliyetlerinin nispeten ucuz olduğu bu dönemde finansmana erişimi kolaylaştırma noktasında MÜSİAD tarafından gündeme getirilen bu öneri, üzerinde düşünülmesi ve geliştirilmesi gereken önemli bir adımdır. Üstelik küçük ve orta işletmeleri içine alacak yapısal hamlelerin zamanı geldi de geçiyor bile... Bugüne kadar özellikle finans alanında yapılan reformların sadece bankalara yaradığı herkesçe görülmektedir. Vergi rekortmenlerinde ilk onda sekiz, ilk yüzde yirmi üç bankanın yer alması da bunun ispatıdır.

Denizin bitmekte olduğunu ortaya koyan 5. İktisat Kongresi sonrası kumun da bitmemesi açısından bu öneriler hızlı bir şekilde uygulamaya konmalıdır. Aksi takdirde bugüne kadar millet lehine gerçekleşmeyen istikrarın bundan sonra işadamları lehine de gerçekleşmeyeceği açıktır.  “Cari açıkla ve işsizlikle mücadele, yüksek teknolojili ürünler üretebilmek için ar-ge ile inovasyona ağırlık ve önem vermek, insan kaynağı kalitemizin arttırılması” gibi birçok konuda atılan adımların sadece “birer yansıma” olmaması için sorunu değil çözümü konuşmaya başlamalıyız.

Yeni bir kalkınma paradigmasını ortaya koymak önce küresel yanılgıların yerine gerçeklerin konulmasıyla başlayabilir. Bugün, kaliteli finansmana hızlı erişimin nasıl olması gerektiğinden çok, faizlerin kaç baz puan artmasına niçin ihtiyaç olduğunun tartışılıyor olması da durumu özetlemek için yeterlidir. 2012 yılında ihracatın % 62,6’sını, ithalatın ise sadece %38,5’ini gerçekleştiren KOBİ’ler, “bankasız sanayi” yöntemiyle desteklenebilirse ancak rüzgârlara terk edilmemiş olacaktır.

5. İktisat Kongresi, yeni bir kalkınma paradigmasına olan ihtiyacı gün yüzüne çıkarmıştır.  “KOBİ’leri kendi halinde rüzgârlara terk etmemek adına hem tüketimi körüklemeyen hem de iç piyasayı daraltmayan bir ekonomi politikası sürdürülmesi” nasıl mümkün olacak İşte “paradigmanın rengi” ve “yapısallığın sırrı” burada yatıyor. Bacasız sanayiye verilen öncelik kadar bankasız sanayiye de öncelik verilmeli, ortaklık kültürümüz geliştirilmelidir. Çünkü öncülüğünüz, önceliğinizde yatmaktadır. Ülkenin geleceğine yatırımın püf noktası da budur.