Bir kötülük iyilikle mi karşılanacak, yoksa tekrarlanacak mı? Bilemeyiz. Uyarıyı alan utanır mı yoksa aksi hamlelere mi geçer? Düşman olmak kolay peki neden kolay?

Hayatta her şey öyle karmaşık ve sarmallı ki neresinden tutunca elimizde kalmaz, hangi yol bizi düzlüğe çıkarır, ellerimizi kesenler neden keser? Bir taşı tutup kaldırmak bu kadar mı zor. İçinden geçtiğimiz yolun biteceğini bile bile yola mayınlar döşemenin maksadı ne ola? Farklıyız, aynı olsak zaten problem orada başlardı ancak bu farklılıkları ne kadar yutabiliyoruz ne kadar homojen hale dönüşebiliyoruz? Biz olmak mutluluğun daha da önemlisi huzurlu olmanın baş koşulu iken neden ayrışıp durmaya hevesliyiz? Birey birey fert fert içimizi sakinliğe kavuşturmaya niyetimiz yok gibi. Sakin olmayan denizde kim yüzebilir? O dalgaların içinde boğulup giden biz değil miyiz? Parça parça yok oluyoruz.

Benlik üstünlüğü keşfettiği anda ne dost tanır ne akraba. Bu kaygılı durum toplumsal ruh hastalıklarında artışa neden oluyor. Bulunduğumuz ortamda anlayış hâkim olduğunda işlerimiz de yolunda gidiyor. Ancak kargaşa başladığı anda her şey tersine dönüp renksiz yola dönüşüyor. O karanlıkta tüm renkleri emen gri var. Nihayetinde soluk insansı lakin insan da değil daha ziyade cinsi bir varlığa dönüşen kişi etrafını da emiyor. Bunu J. K. Rowling’in “ruh emiciler”ine benzetebiliriz. Kendisiyle birlikte tüm ortamı negatif enerjiye bürüyen, olumlu enerjiyi soğuran soğuk varlıklar. Oysa o düşmanca enerjiyi yaymak için sarf ettiğin çaba nedeniyle en büyük zedelenmeyi sen kendi ruhunda yaşıyorsun. Etrafına da olumsuzluğu yayarak huzuru yok ediyor, böylece başka bünyeleri de rahatsızlığa sevk ediyorsun. Durgun suya taş atıp izleyin. Küçük bir halka etrafa yayılarak nasıl tüm suyun dengesini bozuyorsa negatif her davranış suya atılan bir taş olarak görülebilir. Nihayet o halkalar büyür büyür ve kıyıya taşar. Yani bir yerde kötülük varsa orada mutlaka o kötülüğü tetikleyen ruh emiciler vardır. Onlar sinsice suya bir taş atmış ve tüm sükuneti yerle bir etmişlerdir.

Günümüzde kaybolan en önemli yapı taşı ailedir. Günün koşulları nedeniyle aile gerçek anlamını çoktan yitirdi. Kaç kişi sorunlarını öncelikle ailesiyle paylaşabiliyor? Boşanmayı zihninin bir köşesinde saklamayan kaç evli birey var? Büyük büyük depremleri ortadan kaldıran o dayanıklı sarsılmaz çelik gibi güçlü kurumu yaşatabilen kaldı mı? Günümüzde gitgide aymazlaşan insan sayısı artıyor. Bu artışın ardında yapısı çürümüş aile yok da ne var? Bireye tüm insani davranışları aşılayan olmazsa olmaz kurumu yani aileyi dinamitledik. Geriye sağlam ne kalabilsin ki? Örgütlenme, karşı taraf algısı insanlara parçalanmaktan başka bir şeyi öğretmedi. Örgütlenmenin en zararlı haline hep birlikte şahit olduk. Allah’ın önüne bir adam nasıl geçirilir onun emirleri ile Allah’ın emirleri tek gecede nasıl terk edilir hayretle gördük. Bu durum oldukça korkutucu ve aynı zamanda üzücüdür. Bizim bağlanmamız gereken tek varlık yüce yaratıcımız olan Allah’tır. İnsanlar gelip geçici. Ahirette sual esnasında bize kimse yardımcı olamayacak. Kendimizle ve yaptıklarımızla bir arada kalacağız.