Türkiye de aydın denen karanlık zihinlerin artık aydın
olarak nitelendirilmesine dayanamıyorum. Batıcı, milli manevi değerlerinden
yoksun, yeri geldiği zaman terörü bile destekleyen karanlık zihinlere aydın
olarak isim verilmesinden bıktım.
Aydın, kökü mazide ve milletinin değerlerinde bulunan,
olaylara ve durumlara genel kanaatlerden farklı bakabilmeyi başarabilen
insanlara denir. Bu karanlık zihinler bırakın millete yol göstermeyi kendi
yollarını kaybetmişler. Bu karanlık zihinler, bırakın fikir üretmeyi, ancak
kendilerine dikte ettirilen cümlelerin çığırtkanlığını yaparlar. Bu karanlık
zihinlerin kökü, Siyonizm dedir, kapitalizmdedir, komünizmdedir, terördedir,
din düşmanlığındadır. Bu karanlık zihinler, milletini kökünden koparıp maşası
oldukları şeytanlarının uşaklığını yapan esfel-i safilinlerdir; aşağıların
aşağısıdırlar. Satın alınmış medya ve kurumlar, yine satın alınmış bu kör ve
karanlık zihinleri aydın(!) olarak bize yutturmaya çalışıyorlar.
Sosyologların büyük bir kısmı milletinin köklerine
yabancı bütün yönetim ve ideolojilerin asla süper güç olamayacağı nı
söylemektedirler. Çünkü toplumsal çatışma ve bunalımlarla uğraşmaktan milletin
gidebileceği bir hedef yoktur. Nitekim Osmanlının son dönemi ve Cumhuriyet
tarihi bu sosyal bunalımlarla, çekişmelerle ve sıkıntılarla doludur.
Bu sıralar yine kirli ve karanlık odakların aydın(!)
olarak nitelendirdiği 1128 akademisyenin terörün ve kanın yanında saf alarak
barış (!) gömleği giydirilmiş açıklamalarını gördük. Hiçbirisinin kişiliğiyle
ilgili bir sorunum yok. Sorun, bu sözde aydınların milleti nasıl bir karanlığa
ve nasıl bir çıkmaza soktuğu ile ilgili. Sorun, bu gibi insanların karanlık
zihniyetleri ile ilgili. Sorun, kökünden habersiz, millete yabancı olarak
isimlendirilen bu karanlık zihinlerin kimin maşası olduğuyla ilgili.
Kıymetli okur, biz bunlara yabacı değiliz. Cumhuriyet
tarihi, aydın gömleği giydirilmiş karanlık zihinlerle doludur. Bu insanların
milletimize göstereceği tek yol maşalığını yaptıkları güçlerin boyunduruğudur.
Bunların ışık saçacak aydınlık bir kafaları olmadığı gibi, zihinlerinin
karanlığı kalplerini de karartmış vicdan yoksunu olmuşlardır. Bunlar aydınlık
değil, millet vücudunda oluşan kanserli yapılardır. Milletimiz, tarihi boyunca
sadece düşmanlarla ve Batı yla değil, kandırılmış ve milletine düşman kendi
içimizdeki kanserli oluşumlarla da mücadele etmiştir.
Bu çirkin açıklamaya katılan öğretim üyelerinin
özgeçmişlerine bakın. Genelde yurt dışı eğitimle ve İngilizce ile desteklenmiş
büyüüüük bilim insanları. Özellikle sosyal bilimler alanında yurt dışı eğitimi
YÖK ve devletimiz bir daha düşünmeli. Araştırma geliştirmeye yönelik doktora
sonrası yurt dışına bilim adamlarımızı gönderelim. Ancak bu milletin parasıyla
yüksek lisans, doktora eğitimine yurt dışına genç insanlarımızı gönderip yine
devletine ve milletine, onun değerlerine düşman nesilleri geri almayalım.
Sayısal bilimlerde yurt dışı eğitim makuldür. Ancak sosyal bilimler alanında
yurt dışı eğitim makul olmaktan öte kendi insanımıza ihanettir. Biz bu filmi
daha önce seyretmiştik. Tanzimat döneminde Osmanlı Devleti yurt dışına eğitim
almak için ne kadar genç göndermişse, bu gençler Fransa dan milletine
yabancılaşıp döndüler ve Jöntürkler olarak Osmanlı Devleti nin yıkılışını
hazırlayan en önemli kahramanlar oldular. Tanzimat dönemini düşünün ve
hatırlayın. Devletini geliştirmek, Batı nın bilimini Osmanlı ya taşımak
amacıyla gönderilen gençler, o dönem Batı nın yapamadığını yapıp devleti yıkıma
götürdüler. Hepsinin ağzında hürriyet ve özgürlük çığlıkları vardı. Osmanlıyı
özgürlük ve hürriyet adına yıkıma götürdüler. Bugünün karanlık zihinlerine ne
kadar da benziyor değil mi