Tehlikeli gelişmeler:
11 Eylül 2001 den bu yana dünyada büyük bir değişim yaşanmaktadır. Bu gün Avrupa ve ABD de İslam a karşı korku, tepki ve öfke temaları işlenmekte, hatta bu düşünceler toplumlara pompalanmaktadır. Bu akıma İslama Fobya (İslamaphobia) denmektedir. Kendi kendini alevlendiren İslam-a Fobya, gittikçe tehlikeli seviyelere ulaşmış olup Almanya, Hollanda gibi yerlerde Türk ailelerinin yakılmasına, İngiltere de Asyalı Müslümanlara benzeri uygulamaların reva görülmesine yol açmıştır.
İslama Fobya ve oluşturulan bu korku dalgasından çeşitli siyasi faydalar elde etmeye hazır birçok grup mevcuttur. Durum vahimdir. Müslümanların olayları bilmesi, doğru anlaması, sebeplerini kavrayıp tedbir alması gerekmektedir.
İslama Fobya, 1990 lardan Amerikalı yazar ve ünlü Profesör Huntington tarafından kaleme alınan, "Medeniyetler Çatışması" tezinin adeta tabii bir sonucudur. Dünya yıllarca bu kavramı tartışmış, bu konuda yığınla makale ve tez yazılmış, bu arada dünya kamuoyu, İslam ve Batı arasında büyük farklılıklar olduğu kanaatına varmış, adeta kaçınılmaz bir çatışmanın olabileceği fikrine tedricen alıştırılmıştır.
1990 larda ABD nin "Çöl Fırtınası" kod adlı Birinci Körfez Savaşı ile olaylar askeri alana taşınmıştır. Yine, 90 lı yıllarda, Salman Rüştü gibi aslen Müslüman olup ama sonradan yoldan sapmış bir yazarın, "Şeytan Ayetleri" adlı yapıtı ile İslami değerlere ve Kur an-ı Kerim e yaptığı hakaret ve saldırı, Müslümanları derinden yaralarken, bu yazar ve yazıları, Avrupa devletleri tarafından koruma altına alınmış, yazılanlar "ifade hürriyeti" kavramında müdafaa edilmiştir.
2000 li yıllara girilince, Papa, başlayan üçüncü milenyumda, yani 2000 li yıllar da "Asya nın Hıristiyanlaştırılma yılları olacağını" ilan etmiş böylece kıtalararası ve dinler arası gerginlik ve huzursuzluk tırmanışa geçmiştir.
11 Eylül 2001 de ABD de "İkiz Kuleler" vurulmuş ve bunu haber alan Başkan Bush un ilk sözleri, "Haçı Seferleri başlamıştır" olmuştur.
Bu olaylardan sonra, dünya Afganistan ve Irak ın işgaline şahit olmuştur. Bu durum 2008 Nisan ında halen devam etmektedir.
Bugün bir Avrupalı kendisini "Hıristiyan Kültürünün" ve "Hıristiyan tarihi mirasının" bir parçası olarak görüyor ve bunu rahatça savunuyor. Avrupa devletleri, 19. ve 20. Yüzyıllarda gerçekleştirdikleri sömürgeciliği adeta tabii hakları gibi görürler ve günümüzde yeni metodlarla adeta benzeri kontrolleri gerçekleştirmeye çalışırlar.
Son yıllarda Avrupalı politikacı ve liderler, kendi din ve kültürlerini savunmayı, seçim kampanyalarının ayrılmaz bir parçası haline getirmeyi, bir politika üslûbû haline getirmişlerdir. Avrupa sosyo-politik yapısında ırkçılık, "neo-Nazilik" olarak tekrar görülmeye başlamıştır.
Olumlu gelişmeler:
Bütün bu olumsuz gelişmeler arasında bunun tam aksi bir akım da dünyada dikkatleri çekmeye başlamıştır. Bugün, Avrupa da inananlarının sayısı en hızlı şekilde artan din, İslam dini olup, ilgi duyulan ve anlamaya çalışılan kültür de İslam kültürüdür. Avrupa nın çeşitli ülkelerinde toplam 12 milyondan fazla Müslüman yaşamaktadır. Bunların birçoğu kendi aralarında örgütlenmiş, dernek ve vakıflar meydana getirmişlerdir.
Bu kuruluşlar, FIOE yani Federation of Islamic Organisations in Europe (Avrupa daki İslami Kuruluşlar Federasyonu) adı altında bir federasyonda birleşmişlerdir. Bunun dışında resmi görevle veya ticaret, sanat, kültür ve sınai faaliyetler sebebiyle Avrupa da bulunan Müslümanlar da epey bir yekun tutmaktadır. AB içinde imzalanan Amsterdam Anlaşması sayesinde Müslümanların serbestçe dolaşımı sağlanmıştır.
Kendi kültür ve yaşamlarını kurdukları topluluklar içinde devam ettiren Müslüman gruplarda doğum oranı yüksektir. Başarmak azmi ile çocuklarını okutup destekledikleri için ikinci ve üçüncü nesil Müslümanlar, bulundukları ülkelerde yüksek makamlara, daha kazançlı işlere ve daha iyi sosyal statülere ulaşmaktadırlar.
İslam, Avrupalı eğitimli aydınların da ilgisini çekmektedir. İslam ı, kitabını, adet ve geleneklerini inceleyerek, beğenerek benimseyen ve İslam dinini seçen aydınlar her gün artmaktadır.
Müslüman topluluklar daha birleştirici ve koruyucu bir vasıfta olduklarından, aşırı bireyci Avrupa toplumunda kendini yalnız hisseden fertleri kendine çekmekte ve İslam a katılım böylece gittikçe artmaktadır.
Değişik anlayışlar ve uygulamalar:
Avrupa da, son haftaların en büyük haber ve fikir tartışması, İngiltere de seksen milyon takipçisi olan Anglikan Kilisesi nin başı, Canterbury Kardinali nin başlattığı bir diyalektik üzerinedir. Bir din ve aynı zamanda ilim adamı olan, birçok lisana hâkim bulunan bu şahıs: "İngiltere de, ülke kanunlarına aykırı olmamak şartı ile toplumsal huzuru sağlamak ve işleri kolaylaştırmak için, Müslüman grupların kişisel hukuk alanında Şeriat kaidelerini kullanmalarında herhangi bir sakıncanın bulunmadığını" ifade etmiştir.
Bu teklife birçok kişi tepki gösterirken, birçok yazar ve din adamı da bunun müspet ve yararlı olacağını, ülkenin kanun çerçevesi dâhilinde şahsi hukuk alanında pek ala da Şeriat ın uygulanılabileceğini ifade etmiştir. Birçok Hıristiyan din adamı, benzer hakların zaten Yahudilere verilmiş olup uygulandığını, dolayısıyla bunlara benzer uygulamaların, Müslümanlara da verilmesinde hiçbir zarar olmadığı kanaatini beyan etmişlerdir. Tabii, karşı çıkanlar da olmuştur. Bunlar daha çok İslama Fobya nın tezlerini dile getirmişlerdir.
Yine Londra Belediye Başkanı, Müslümanlara karşı daha müsamahalı ve koruyucu uygulamalar başlatmıştır.
Diğer taraftan, Avrupa nın başka bir yakasında, İtalya da, kendisi Katolik olup, İslam ı kabul ederek Müslüman olan bir İtalyan aydını, şu anda İtalyan Müslümanları topluluğunun başıdır. Geçtğimiz haftalarda, Papa nın Roma da Müslümanken, din değiştirerek Hıristiyan olan bir Mısırlıyı merasimle vaftiz etmesini, İtalya daki bu Müslüman kuruluş şiddetle protesto etmiştir. Bunun dinler arası sürtüşmeyi arttırmaya yönelik abartılı bir uygulama olduğu vurgulanmıştır. Bütün bu protestoları yürüten de o Italyan asıllı aydındır.
İspanya ise daha akıllıca bir politika ile "Endülüs kültürü İslam ve İspanyol kültürünün müşterek malıdır ve birlikte korunmalıdır" diyerek, daha uyumlu ve ılımlı bir yol seçmiştir. Zaten İspanya Başbakanı, "Medeniyetler İttifakı" adlı bir projenin eş-başkanı olarak ılımlı bir yol takip etmektedir.
Avrupa, bir taraftan İslamafobya akımları ile çalkalanırken diğer taraftan da İslamı, Şeriatı tanımaya ve anlamaya ve hatta kulllanmaya gayret etmektedir. Bu önemli günlerde hepimize düşen mühim görevler bulunmaktadır.