Bismillâhirrahmânirrahîm!
DÜNYA, 7 aydır Filistin’de devam eden katliam ve soykırımı adeta bir savaş filmi seyreder gibi izlemektedir. Siyonist İsrail, Gazze’de en acımasız vahşeti sergilemektedir. 35 bin canımız gitti. Şehirler harabeye döndü. Bebek ve çocuklar, hastaneler, ibadethaneler hedef alındı. İnsan olanın yapmayacağı türden olaylar yaşanırken; dünyaya barış, güvenlik, insan hakları vaat eden uluslararası kurumlar hangi deliğe girdiler?
Herkes, yapılanın “soykırım” olduğunda hemfikir! 21. yüzyıl dünyasında savaş suçu sayılan bir vahşete, insan olan nasıl “suç ortaklığı” yapabilir? İnsanlık, bu derece zelil bir duruma düşürülmemelidir! Bu kadar açıktan işlenen bir zulüm karşısında, insan nasıl olur da zalimden yana bir tavır ortaya koyabiliyor? Âcilen “ateşkes” ilân edilmesi gereken bir konuda, daha hangi olayların yaşanması bekleniyor?
Kendilerini medeniyetin babası(!) olarak gören Batılılar bir Güney Afrika kadar olamadı. Güney Afrika, İsrail ordusunda soykırıma ortak olan vatandaşlarını tutukluyor. İngiliz Prof. Dr. Penny Greon, “İsrail’in niyetinin soykırım olduğunun açık olduğunu” söylemişti. ABD’li Senatör Bernie Sanders, Batı dünyası için, “Biz hepimiz Gazze’deki soykırımın suç ortağıyız” ifadesini kullanmıştı.
Dünyanın önceliğinin, “ateşkes”i sağlayarak “soykırımın durdurulması” olmalı, değil mi? İsrail, BMGK’nın verdiği karara uymuyor. Bu ne büyük hukuk tanımazlıktır! Ölenlerin yarıdan fazlasının çocuk olması, Filistinlilerin açlık ve susuzluğa mahkûm edilmesi hiçbirinizin vicdanını sızlatmıyor mu? Bu nasıl bir insanlık!
TÜRKİYE NE YAPIYOR?
KUDÜS ve Mescid-i Aksa’nın da içinde bulunduğu bölge işgal altında tutulup üç ayrı yönden bombalanır; Filistinli kardeşlerimiz dünya cehennemini yaşarken, hükûmetin pasif ve konuya duyarsız tutumu dikkatlerden kaçmıyor. İçinde dünya liderinin(!) bulunduğu, dünyanın bizi kıskandığı(!) söylenen bir ülkenin tavrı böyle mi olur? Siyasi, askerî, ekonomik olarak Filistin lehine tek adım atmamak kardeşliğe sığar mı?
Biz ki, Ukrayna-Rusya Savaşı’nda Ukrayna’ya İHA’lar; Azerbaycan-Ermenistan Savaşı’nda Azerbaycan’a SİHA’lar gönderdik. Ukrayna-Rusya Savaşı’nda “arabulucululuğa” soyunduk. Gazze için de bir şeyler yapmak gerekmez miydi? Konya eşrafından Bahri Kırışık Hoca, dıştan mutantan, gerçekte içi boş olaylar için, “Namı büyük Kozanoğlu” ifadesini kullanır.
Türkiye’nin dört bir yanında yalnız ABD’nin 40 “askerî üssü” var. Bu, ülkemiz adına ciddi bir kuşatılmışlık! Daha; ekonomi, eğitim, sağlık, ilâç sektörü, tarım, hibrit tohum gibi alanlarda da kuşatılmışlıklar var. Bu, dışa bağımlılık nereye kadar gidecek? Millî ve yerli çözümler sunacak aydınlarımız nerede? 55 yıldır, bu ülkenin özünü, aslını temsil eden Millî Görüşçüler, Saadet Partililer itibarsızlaştırılıyor, dışlanıyor, etkisiz hale getirilmek için ne mümkünse yapılıyor.
Genel Kurmay eski İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin, 20 Nisan 2024 günü Millî Gazete’ye “çok önemli” açıklamalar yaptı. Bu üslerin Türkiye’ye değil; sömürgecilere hizmet ettiğini anlattı. Türkiye topraklarındaki bu üslerin bizim kontrolümüzde olmadığını söyledi.
YARARI İSRAİL’E!
SAYIN İsmail Hakkı Pekin, “Üslerin güvenliğini biz sağlıyoruz; içinde ne yapıldığını bilmiyoruz” diyerek, “Kürecik’in bize faydası yok; ABD ve İsrail’e faydası var” açıklamasıyla bu üssün işlevini anlattı. “Kürecik Radar Üssü, İran’daki hareketliliği ABD ve NATO’ya bildiriyor. Aynısından İsrail’de de var. İçerisini biz kontrol etmiyoruz; dış emniyetini sağlıyoruz. Kürecik, İsrail’e hizmet ediyor” ifadesini kullandı.
GK İstihbarat eski Başkanı Pekin, İncirlik’te atom ve nükleer bombalarının da bulunduğunu anlatarak, “Üssün tapusu Türkiye’de; fakat ABD tarafından kullanılıyor” dedi.
Sayın Pekin, görüşlerinde yalnız değil. Emekli Hava Albay İhsan Sefa, Kürecik Radar Üssünün 1840 metre yükseklikte ve İsrail’e atılan füzeyi anında görüyor. Görüntüyü anında Ranstein’deki NATO üssüne aktarıyor” açıklamasını yaptı. “Kürecik Üssü Avrupa’yı, Türkiye’yi korumuyor; İsrail’i koruyor. Türkiye Kürecik Radar Üssünü açarak İsrail’i desteklemiştir” diyor.
Türkiye’nin yeri; işgalci, zalim ve katillerden yana değil; mazlum ve masumlardan yana olmalıdır. Tarihî misyonumuz bunu gerektirir. Her şeyden önce, ortada insanî olmayan bir soykırım var. İnsanlık ve savaş suçu işlenmektedir. Vicdanı olan “soykırıma ortak” olamaz.
Batı’nın üniversite ortamlarında, metropollerinde ve dünyanın her yerinde halklar Filistin’deki katliamı lânetliyor; yöneticilerinden, vakit geçirmeden “ateşkes” için çalışmalarını istiyorlar. Millî Görüş’ün hak ve adalet merkezli bir dünyanın kurulması için başlattığı D-8’in prensiplerinden ilkini hatırlatmak istiyorum: “Savaş değil; barış!”