Atakan 10 yaşında kitap düşkünü bir çocuk. Bir kitap mağazasında raflar arasında gezinirken eli boyundan büyük felsefe kitaplarına değince Fethi Çağıl adında bir Twitter kullanıcısı tarafından keşfedilip gündeme getirildi.

Bir anda memleket çocuk yaşta bir filozofa sahip oldu. “Filozof Atakan” her mikrofona konuşarak bir anda ünlü olma yolunda büyük mesafeler kat etti.

Zamanlama manidardı(!) Tam da ÇETO dergisi Şubat sayısında “Çocuk ve Felsefe” konusunu masaya yatırmıştı.

Orada yazdığım yazıda da söylemiştim: Bir çocukla bir filozof arasındaki en önemli fark şudur: Çocuk varlıkla ilgili, yaratıcı ile alakalı, dünyaya dair soruları annesine babasına sorar; filozof ise bu soruları annesine değil kendi kendisine sorar. Çocuk annesine değil de bu soruları kendi kendine sorsaydı belki de filozof olacaktı.

Atakan’ın ilk çocukluk yılları nasıldı bilmiyorum. Fakat çocukluk sürecinde hızlı bir sıçrama yaparak yetişkin insan sürecine doğru geçiş yapmaya çalışması çok çabuk hissediliyor. Sağlıklı olan 10 yaşındaki çocuktan 10’lu yaş grubuna uygun davranış ve yaklaşımların sadır olmasıdır.

Doğal seyrinde giden bir çocukluk sağlıklı bir gençlik, doğal seyrinde giden bir gençlik ise sağlıklı bir yetişkinlik ve ihtiyarlıktır.

Çocukluğun yetişkinliğin kapısı olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır.

10 yaşında bir çocuğun bilme eylemi arayışa dönük bir çaba değildir. Olsa olsa bilginin gösteri konusuna dönüştürülmesidir.

Atakan’ın Nihilizm’i bilmesi (bildiğini farz edelim) hiç yolunun üzerine çıkmamış kavramları adları ile telaffuz edip ezberlemesinden ibarettir.

Hiç şaşılacak bir şey yoktur. Bir çocuk üzerinden bütün bir toplum şaşırmaya davet ediliyor, hatta şaşırma duygusu dayatılmaya çalışılıyor.

Birçok anne-baba kendi çocuklarının da ekranlarda boy göstermesinin hayallerini kuruyordur eminim.

Hiç olağanüstü bir özelliği olmadığı halde kendi çocuğunda emsallerinden çok farklı meziyetlerin olduğuna kendini ciddi ciddi inandırmış veliler o kadar çok ki.

Atakan’ın çok ciddi kitapları bu yaşında okuması bir farkındalığa vesile olabilir, lakin “hikmet sevgisi” ile yoğrulmuş zihin dünyasını şöhret sevgisine dönüştürmeden bir an önce evine dönmesi daha iyi olacaktır. Aksi takdirde kitap okuma üzerine bina edilmek istenen “farkındalık” yön değiştirerek “kitapla gündeme gelip ünlenme” farkındalığına dönüşebilir.

YALNIZ EDEBİYAT

2019 yılının edebiyata ve özellikle şiire dair en sağlam deneme kitaplarından biri Şeref Bilsel’in Yalnız Edebiyat kitabı oldu. Beş bölümden oluşan kitapta “Edebiyat ve Kültür”e dair denemelerin yanı sıra “Edebiyat ve Tercüme”, “Tanzimat’tan Cumhuriyete Birkaç Sima”, “Cumhuriyet Sonrası Birkaç İsim” ve “Edebî Zeminlere Dair” bölümler yer alıyor. Yazar kitap boyunca okuyucuyu daha ilk başta kurduğu şu cümlenin peşine takıyor: “Yazmak; yolda olmayı gerektirir, okumak ise kendine bir ev aramayı.”

Yazar kendi serüveninden yola çıkarak elinde şişmiş bir valizle edebiyatın çeşitli dönemlerini tanıklarıyla birlikte dolaşıyor. Sağlı sollu etrafından gelip geçen yolcuların ellerine belki de ileride işlerine yarayacak bir soru tutuşturur: “Okuduklarınıza mı yoksa yazdıklarınıza mı aitsiniz?”

Biraz kitabın kaldırımından yürüyelim diyorsunuz, ne de olsa yol fazlasıyla kalabalık ve gürültülü. Tam iki adım atar atmaz dünyanın en edebî veçhesiyle karşılaştırıyor kitap sizi. Siz hiçbir şey sormadığınız halde kaldırımda salınan deli diyeceğini diyor: “Hepimiz deli doğarız, bazılarımız deli kalırız.” (Samuel Beckett).

Yazar çöp kutusunun dibinde tek bir sebzeye dönüşmüş bir sürü sebze yığınının arasına kadar sürüklüyor okuyucuyu. Bu manzaranın şu cümleyle bir ilgisi olmalı: “Sarımsak turşu için neyse, delilik de sanat için odur.” (Augustus Saint Gaudens)

Şeref Bilsel’in denemeleri şiirle hayat arasında geçişlilik oluşturabilecek bütün alanları kapsıyor. Çalışma hayatı, delilik, şehir, zamansal şiddet, basın, ütopya, din, milliyetçilik ve çeviri dünyası bunlardan bazıları. Bu denemeler önemli bir söz boşluğunu doldurduğu gibi aynı zamanda yazarın, “Zihin de öyle; aradığını bulmak için sıçrar” savını doğrularcasına okuyucu zihnine sıçrama kabiliyeti kazandıracak niteliğe sahip. Okunmazsa bir emek zayi olmuş olur.

(Yalnız Edebiyat-Şeref Bilsel- Yitik Ülke Yayınları-2019)