Havalar ısınır. Isınmakla kalmaz, kaynar. Yakıcı güneş altında insan evladı, kendisine kaçınması gerektiği öğütlenen akıbeti düşünür. Ya da düşünmez. Zamanın herhangi bir olumsuz etkisine maruz kalmak, bunun nedenini nasılını sorgulatacak düşünselliği getirmez. Aksine güneşe kurşun sıkanından, bulut taşlayanına kadar ilginç tipler görülür. O dahi insanlık yararına, yaratılmışların menfaatine yapılmaz. Koşullu tepki gibi bir şeydir ki başına güneş geçmiş kişiden sadır olan eylemin bilinç düzeyi, mantığı, doğruluğu – yanlışlığı sorgulanmaz. Heyhat, başına güneş geçmiş gibi hareket eden, hatta neyin etkisinde kaldığını, kimin mandasına sığındığını bilmeyen ne çok insan vardır. Arşın altında ve arzın üstünde geçici gölgelenmeyi bir tek insana, bir gruba, birkaç aymaza izafe eden, Gargat ağacı gibi boy salmış kimilerinin gölgesinde eğleşenler bulunur. Bir zaman sonra aşırı ısıya maruz kalıp bir serin yayla aranan, memleketin el değmedik her karış parçasına dokundurabilmek için Arap şeyhlerinin yöresinde, yörüngesinde, yönergesinde dolanan uyanıklara rastlar. Demek serinlik, yani gölgelik, yani hiçlik vaadiyle satılanların da alıcısı bulunur. Oysa işgal denen şey, birilerinin istifadesine giren mülkün kalan herkesin istifadesinden çekilmesidir. Kalan herkes ise bu satışların başarısı için canını dişine takıp ateşe odun taşır, altını körükler. Yangının büyüklüğünü, ateşin her yeri, her şeyi, herkesi sarmasını medeniyet zanneder.  Böylece Belki Almanya’nın kıskançlığını celp etmez ama Prusya’nın el ovuşturmasını, Rusya’nın göz kırpmasını, Nemçe’nin umursamazlığını nimetten sayar. Bunlardan birine ‘yanıyorsun Fuat abi’ repliği söylense, şahsen yanışının farkına bile varmadan ‘ben yanıyorum ama sizi de yakıcam’ derdine düşer. Ki çoğunluğun ekonomik, sosyal, siyasal, ahlaki yangısı bunların yoğun uğraşısının neticesidir.

Cihan sathına teşmil edilebilecek yaylakları ve kışlakları cehenneme çeviren zulüm erbabına yelpaze tutarken hararet yapıp güneş altında bronzlaşan ve içi gibi dışı da kararan, karardıkça olgunlaştığını, erdiğini, eriştiğini sanan sürüyle insan bulunur. Yakan güneş de olsa, havalar da ısınsa, bağıl nem de artsa dünyaya bir kez insan eli değmiştir, kolay iflah olmaz. Alevler arasında ateşi ferah bulan, ateşte felah bulan İbrahim de bulunmaz! Varsa yoksa küresel ısınma, enternasyonal kaynama diye gerekçeler uydurulur. Oysa ademoğlu cennetini kendi hazırladığı gibi ateşini de kendisi harlar.

Vakit erişince yılın en sıcak günleri, yüzyılın en hararetli saatleri, asrın afeti ya da harareti diye tanımlanıp benimsenecek olan bu zamanda, İbrahim’den çok uzak ama Nemrutlara pek yakın çocuklar, kurulu ve kurak düzene memur olabilmek için sınava girer. Son dört beş yıldır alıştırıldıkları gibi ne havanın durumuna, ne mevsimin elverişsizliğine, ne soruların çalınıp sınavın yenilenişine, ne de görev süresi biten bir memurun görevden alınışıyla meselenin örtbas edilişine bir itiraz yoktur. Yolsuzluklar, haksızlıklar, üçkağıtlar hep iddiada kalır. ‘Sıcaklık dolayısıyla sınav ertelensin’ şeklinde bir isteğin yöneltildiği merci, sorun çıkarabilmek için bizzat o zamanı tayin eden kurumdur.  Pekala bahar aylarında yapılagelen ama asrın uyanıkları tarafından son yıllarda mevsimin temmuzuna, ağustosuna, ille de yenilemek gerektiğinde eylülüne, ekimine taşınan sınavlar daha çok insan elemeye yarar. Sıcağa, haksızlığa, kontenjana, dökülen saçlara, yıpranan akıllara direnip elenmemek hususunda üstün başarı gösterenlerin ataması, bir sonraki yılın baharına doğru açıklanır ki ertesi yılın sezon başına atılabilsin! Yani her yıl binbir zahmete katlanıp atlatılan sınavın sonucu birkaç yıl sonrasına kalır. Böylece kamu geciktirebildiği memur alımından tasarruf etmiş olur! Tıpkı kanun hükmünde kararname adı altında ihraç ettiği personel dolayısıyla tasarruf ettiği gibi… Tıpkı vergiyle, zamla, enflasyonla umumun cebinden alıp yat, kotra, jet sahiplerini ihya ettiği gibi… Tıpkı insanın açgözlülüğünden neşet etmiş ama artık doğal karşılanan bilumum afetler dolayısıyla eksilen nüfus yatırımlarından tasarruf ettiği gibi…

Neden böyle olur? Cehennemin kapılarını kapatmak iddiasıyla yola çıkanlar, cehennemin kapısına salta durduğunda serinliğe yönelik umuttan biraz daha eksilir. O kapıdan taşan ateş her yana yayılır. Her yıl aynı rutini tekrar edip yanan, eriyişinin önüne geçilemeyen Akdeniz ikliminin kızılçam ormanları gibi… İnsan olanı kasıp kavuran hararet mevsim boyu sürer. Zamanla her mevsim, -belki mekansal, zamansal, uzamsal anlamda ulaşılacak menzil- ateş olur! Allah, direnmek sorumluluğunu üstlenenlerle beraberdir.