Günümüzde iktidarın en büyük sıkıntısı aslında karşısında yapıcı ve güçlü bir muhalefetin olmamasıdır. Muhalefetsiz ve la yus’el (sorgulanmayan) iktidar, aynı zamanda iktidar sahipleri için de sıkıntılı bir durumdur. Kontrol edilmeyen bir güç zamanla serseri mayın gibi herkesi peşinden yok etmeye götürür.
Günümüz Türkiyesindeki en büyük sıkıntı güçlü iktidar değil, güçlü muhalefete duyulan ihtiyaçtır. Güçlü bir iktidarın yanında güçlü bir muhalefet olması iktidarın yanlış yollara sapmasını engeller, denetlenmesini sağlardı. İktidarda muhalefetin soluğunu ensesinde hissettiğinden daha dikkatli olur. Yolsuzluklara sapmaz. Yolsuzluklara sapanı muhalefet anında tespit edip yargıya götürdüğünden sorunlar katmerleşmez. İktidar da muhalefet sayesinde yaptığı işlerin sağlamasını yapar.
Ülkemizde yapıcı ve güçlü bir muhalefet olmadığı gibi, var olan muhalefet de sadece laf üretmekte iktidarı takip edememektedir. Bir Saadet Partisi Meclis’te olsaydı kanımca daha etkili muhalefet yapardı. Saadet Partisi’nin muhalefeti hem denetim/kontrol yapma görevini ifa etme ve hem de hatalarda iktidarı kardeşane bir şekilde uyararak hata yapmalarını, kötü yola girmelerini engellediği gibi, iktidarın gücünden yararlanarak çıkar elde etmek isteyenlerin de ayıklanmasını sağlardı. Bu hem iktidarın işini kolaylaştırır hem de biriken tepkiyi yansıtırdı. Bir iktidarın alternatifsiz ve muhalefetsiz olması kadar iktidarı zor duruma düşüren başka şey yoktur.
Aslında yönetimlerde muhalefet de iktidar kadar gereklidir. Muhalefet de bir anlamda yönetime dolaylı yollardan katılmış olurdu. Bizde her zaman en büyük sıkıntı iktidar yoksunluğu değil, özgür ve güçlü muhalefet yoksunluğu olmuştur. Muhalefeti hep kötü görmüşüzdür. Halbuki muhalefet bizim kadrolarımızı bir anlamda bizim yerimize denetleyen bir kurumdur aslında. Ama biz hep muhalefeti yok edilmesi gereken bir çıban gibi gördük. Tek adamlığa daha meyyal olduk. Bundan da hep ülkemiz zarar gördü. Güçlü bir iktidar, karşısında bir muhalefet görmezse bunu kendisinin oluşturması gerekir. Çünkü ekibini ancak bu şekilde kontrol edebilir.
İnsan tabiatı büyüklenmeye meyyaldir. Bu nedenle tasavvuf hep insanın bu kibrini yok etmeye çalışmıştır. Kibir şeytandandır demiştir. Siyasette biraz palazlanan maalesef kibir elbisesine bürünmekte, eski dostlarına ve muhitlerine mesafe koymaktadır. Ama onlarla aynı kulvarda mücadele eden güçlü bir muhalefet, onların uçmalarını ve iktidar sarhoşluğuna kapılmalarını engellerdi. Bir anlamda muhalefet “emri bil ma’ruf ve nehyi anil munker” görevini yapar.
Biz muhalefeti öğrenemedik daha. Bizim muhalefetimiz de aslında muhalefet değil, kan davası. Kin ve intikam duygusu. Halbuki devlet yönetimi tecrübe ve deneyim istediği gibi işbirliği ve denetim de ister. Bugünün muhalif kadroları geleceğin idarecileridir. Onlar, muhalefetlerini yok etme üzerine değil, inşa üzerine kurmasını öğrenmeleri gerekir. İnşa üzerine kurulan ve bir anlamda “emri bil ma’ruf ve nehyi anil münker” yapan bir muhalefet kazanır. İnsanlar bir süre sonra iktidarı cezalandırmak için muhalefete yönelir, sonra bir başkasına yönelir ve derken oyuncular bu durumdan hep birlikte kazançlı çıktıkları gibi ülke de mümbit bir iklime kavuşur. Ülkenin üzerinde kara bulutlar değil sıcak iklimler dolanır. Aslında muhalefet de bir anlamda yönetimin parçasıdır. Belki ileride sistemler daha iyi işlemek için denetim görevini muhalefete verip, sistemin içinde daha katılımcı olmasını sağlayabilirler. Bu aynı zamanda iktidarın elini/kolunu rahatlatacağı gibi, iktidarın denetim sorumluluğunu da yerine getiren bir unsur olmuş olur. Böylece iktidarın kirlenmesini engellediği gibi, muhalefet de yönetimin daha sağlıklı olmasını sağlamış olur.
Alternatifsizlik, halkın en büyük çaresizliği. Ayrıca, insanlar alışkın oldukları hayatın ve düzenin bozulacağına dair korku içinde olması da kitlelerin en büyük açmazıdır. Halk kitlesini harekete geçiren en önemli dürtülerden birisi korkudur. Korku dürtüsü tüm dürtülerden daha baskındır. İnanç, sevgi, ideal hepsini söndürebilir. Çünkü korkunun temelinde yaşama içgüdüsü vardır. Halk istikrar ve ekonomik güven ister. Yolsuzluk ve namussuzluk bile bu duyguyu köreltemez. Bu nedenle günümüz Türkiye’sindeki oyun kurucuları geleneksel adam harcama yöntemlerini bir kenara bırakmalı, kazanmak istiyorlarsa başkasının günah ve zafiyetlerini ifşa etme ve onlardan medet ummayı bırakmalıdırlar. Bunun yerine kendilerinin daha dürüst, iş bilir ve güçlü bir ekip olduğunu vurgulamalıdırlar. Ama kadrolarına dahi söz geçiremeyen bir başkandan lider olmaz. Türk milleti lider endeksli düşünen bir millettir. Kendisi kötü de olsa liderlerinin kendilerinden daha iyi olmasını ister. Aynı zamanda sevmezse bile yöneticilerinin başkaları tarafından tahkir edilmesi rencide edilmesini kabul etmez.
Muhalefetin görevini yapmaması, bu boşluğun başka güçlerle doldurulmasına ve iktidarın yolsuzluklarının başka güçlerce kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için bir şantaj aracı olmasına yol açar. Muhalefet görevinin başka kurumlarca (STK, Cemaat, Ordu, Yargı, Bürokrasi, İlmiye/Üniversite, Öğrenci) yerine getirilmesi en önce siyasetçilerin muhalefet olarak da görevlerini yerine getirmediğini göstermektedir. Bu aynı zamanda muhalefete de yapılmış bir eleştiridir. Onlar gerçek anlamda görevlerini yerine getirselerdi bu boşluğu başkaları doldurmazdı.
Yazımı noktalarken, başarılı bir iktidar ve siyasetinin güçlü ve iyi niyetli bir muhalefet sayesinde daha da sağlam olacağını vurgularım. Türk siyasetindeki muhalefeti dışlama ve seçim barajlarıyla meclis dışına itmesi her şeyden önce iktidara verilmiş bir cezadır. Bence yönetimi iktidarı ve muhalefeti ile bir bütün olarak ele alıp yeniden organize etmemizin zamanı geldi de geçiyor. Ülkemizde muhalefet görevini yapmadığı için dış müdahalelere, askeri darbelere ve diğer darbelere maruz kalmaktadır. Yönetim bir bütündür. Bunu siyasetçilerimizin tekrar değerlendirmesini diliyorum.