Cumartesiye iki maçı birden sığdıran TFF ’ye teşekkür mü etsem, yoksa eleştirsem mi? Çünkü kafa karıştıran iki maç izledik peş peşe... İlkinde Beşiktaş , savunmadaki ciddi eksikleriyle çıktığı oyunda karşısında eksik iyi kapanan ama aynı biçimde iyi hücum edemeyen bir Malatyaspor buldu. Rakibin bu oyun planı Beşiktaş takımının ayaklarına çalınacak bir numaralı pranga olarak bundan önceki çok maçta karşımıza çıkmıştı. Hal böyle olunca ne Talisca kıpırdayabiliyor, ne Cenk dolaşabiliyor, iş kenarlardaki oyunculara kalıyordu. Tolgay tek başına top getiren dağıtan adam rolünü iyi beceriyordu ama Malatyaspor müthiş bir yardımlaşma ile bütün yolları kesecekti bir kere. Dolayısıyla da maç pozisyon olarak kısır yaşayacak ve izleyene de keyif vermeyecekti. Öyle de oldu... Sadece direklere çarpan iki şut kafalarda iz bıraktı hepsi o kadar diyebilirim. Hele hele Beşiktaş’ın zaten arızalı olan kadrosu bir de bu maçta peş peşe arızalar sunmaz mı? Necip gitti, Quaresma’nın kasığı çekti, Atiba da uf oldu diyebiliriz. Öylesine zor durumda kalıyordu ki Beşiktaş, bir lig maçında Fatih ilk defa hem de stoper gibi en riskli yere geçecekti. Düşünebiliyor musunuz Beşiktaş bir yirmi dakikadan fazla tandemde az oynayan Mitroviç ve Fatih’le bir blok oluşturmak zorunda kalmıştı. Buradan bakınca da yenilmeden dönmek sanırım Şampiyonlar ligi yorgunu Beşiktaş için kabul edilir gibiydi. Benim bu maçta en çok şaştığım Şenol hocanın maç boyunca sahada varlığı hissedilmeyen Talisca’ya son düdük çalana kadar sabretmesiydi.

Keyif vermeyen, futboldan yoksun bu maçtan sonra son oyununda ağır darbe yemiş Galatasaray , Alanyaspor’la oynayacaktı. Rakip Vagner LOWE ve Fernandez gibi hücumda oynayan ama aynı zamanda atağa kalkan takımın bütün ayarlarını yapan iki yıldızdan mahrum idi. Peki, Galatasaray’da eksik var mıydı? Tabii ki Feghouli ve Fernando yoklardı. Peki, böylesine eksiklerin olduğu maç nasıl geçerdi ki? Hemen yazayım... Bu sezon ve bundan önceki çok maçlarda ben böylesine bir doksan dakika tempo görmedim. Önce her iki takımı da bunu sergiledikleri için kutlarım. Tempo hiç düşmedi. Her iki taraf da savunmada acımasız, hücuma kalkışta yardımlaşmalı oynadılar. Her iki taraf da, birebir karşılamada inanılmaz diri, acımasız ve etkiliydiler. Bu tip maçlarda fazla pozisyon yaşanmaz diyebilirsiniz. Ama tempo çok yüksek olunca bazı bölümlerde, ya da pozisyonların gelişimindeki çeşitlemelerde beklenmedik pozisyonlar doğabilir. İşte bu maçta da böyle oldu.

Galatasaray’da, ben her zaman iddia ederim. Fernando’dan iyi oyuncu olan Selçuk vardı. Tudor ’un aklına kim girdi veya kulağını kim çekti bilemem ama, Rodrigues ve Yasin’le iki kanatlı forvet kurmuştu. Şayet bunu yapmasaydı eksik Alanyaspor bu maçtan puanla çıkabilirdi. Bu arada Emre Akbaba diye bir oyuncudan iki satır söz edeyim. Tekniği iyi, sol ayağı mükemmel olan bu genç her şeyi kendisinin yapabileceğine inanıyorsa, hemen bundan vazgeçsin. Yoksa o yeteneklerini doruğa çıkartamadan futbolu bırakır.

Devam edelim. Ben bu maçta Galatasaray taraftarını hiç beğenmedim. Nedir o öyle top ayağına geldiğinde Latovleviç’i ıslıklamak? O sözüm ona tezahüratta bu oyuncu bir önemli hata yapıp takımına gol yedirseydi suçlu o mu olacaktı, yoksa seyirci diye geçinen sizler mi? Siz hakiki seyirci olsaydınız, düne kadar bu pahalı takımı Arap saçına döndüren teknik direktörünüzü ıslıklardınız.

Tekrar edeyim, son yılların en yüksek tempolu maçını izlettirdikleri için her iki takıma da teşekkürler. Hele hele bir önceki maçtan sonra... Bir de Galatasaray’ın dünkü on birini kim kurdu onu da çok merak ediyorum.