Bu, Filistinli kardeşlerimizin ateş altında, savaşın yıkımıyla, susuzluğun kavurucu acısıyla, açlığın yakıcılığıyla, yalnızlık ve güvensizlik içinde geçirdikleri ikinci yıl oldu. Açıkta, toprak üstünde yatıyor, göğü yorgan ediniyorlar.
Mesele sadece bu zorluklarla sınırlı kalsaydı, belki dayanılabilirdi. Ancak maddi acıya, bir de Müslümanların onları düşman karşısında yalnız bırakmasının, destek vermemesinin ve ihanetin verdiği derin manevi acı eklendi. Ne bir yardımcı, ne bir dost, ne bir yoldaş var. Gözlerinin önünde evlatlarını ve sevdiklerini kaybediyorlar, ama dünyadan ses veren pek az; ses verenlerin gücü ise ne savaşı durdurmaya ne mazlumu kurtarmaya yetiyor.
"Aksa Tufanı" üzerinden yirmi ay, yani altı yüzden fazla gün geçti. Ümmetin Gazze’ye olan ilgisi azaldı, öfke soğudu, insanlığın kalbi bu acıya alıştı. Bunun sebebi sahnelerin tekrar etmesi, kalplerdeki hüznün derinleşmesi, çaresizlik hissinin büyümesi... Zaman geçtikçe kayıplar arttı, yıkım derinleşti, ölüm makineleri daha acımasız çalıştı. Küresel komplolar, Arap ve İslam dünyasının resmî ihaneti buna eşlik etti. Ama tüm bunlara rağmen, direniş hâlâ sürüyor. Düşmana sıfır mesafeden darbeler indiriyor. Rabbimizin şu sözü tecelli ediyor:
“Gevşemeyin; eğer siz acı çekiyorsanız, onlar da sizin gibi acı çekiyorlar. Ama siz Allah’tan, onların umut etmediği şeyleri umuyorsunuz. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Nisâ, 104)
Arefe ve Tufan
Bugün Arefe günü… Dua, niyaz, gözyaşı, zikrullah ve istiğfar günü… Azim ve kararlılık günü… Kendimiz, ümmetimiz ve yeryüzündeki tüm mazlumlar için dua ediyoruz; özellikle de Gazze için… Onların üzerindeki musibetin kalkmasını diliyoruz. Kendimize ve kardeşlerimize ağlıyoruz. Gözyaşı, yasak değil; aksine meşru bir ibadet... Bugün – ve her gün – Rabbimize niyaz ediyoruz ki, zalimlerin saldırısını durdursun, gazabını onların üzerine indirsin. Zira her şeyin sahibi ve hâkimi O’dur. Ol der, olur.
Günahlarımızdan, ihmalimizden, kardeşlerimizi yalnız bırakmamızdan dolayı Rabbimizden bağışlanma diliyoruz. Kararlılıkla söz veriyoruz ki, Müslümanlara yardım etme yoluna yeniden döneceğiz, gevşekliği ve ihaneti bir daha tekrarlamayacağız. Bu, Allah ile aramızda bir ahit olmalı.
Böylece Allah’ın ve Resulü’nün emrine uymuş oluruz. Zira Kur’an ve Sünnet, Müslümanın kardeşine nasıl destek vereceğini bize öğreten bütüncül bir sistem sunar.
“Şüphesiz bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O hâlde yalnız bana kulluk edin.” (Enbiyâ, 92)
“Müminler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin.” (Hucurât, 10)
Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Müminlerin birbirine olan sevgisi, merhameti ve şefkati bir beden gibidir. Bedenin bir uzvu rahatsızlandığında, diğer uzuvları da uykusuzluk ve ateş ile ona katılır.” (Buhârî 6011, Müslim 2586)
Ve yine şöyle buyurmuştur: “Bir Müslüman, bir başka Müslüman’ın haysiyetine saldırılan ve hürmetine tecavüz edilen bir yerde ona yardım etmezse, Allah da onu, yardım beklediği yerde yalnız bırakır. Ama kim bir Müslüman’a böyle bir yerde yardım ederse, Allah da ona yardım beklediği yerde yardım eder.” (Ebû Dâvud 4884, Ahmed 16368, Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, 7983)
Bu sadece birkaç örnek… Yoksa Kur’an ve Sünnet’teki bu konuda geçen tüm delilleri açıklasak, ciltler dolusu eser gerekir. Ancak, “Gerdanlıktan boynu saran kadarı yeter” derler.
Peki neden bu güne "Arefe" denmiş? Ve bu ismin, bugün Kudüs ve Gazze’de yaşanan tufanla bir ilgisi var mı?
İmam Kurtubî rahimehullah şöyle der:
“Bu mekâna Arafat denilmesinin sebebi insanların burada birbirini tanımasıdır. Başka bir görüşe göre, Hz. Âdem Hindistan’a, Hz. Havva Cidde’ye indirilmişti. Uzun bir arayıştan sonra Arafat’ta buluştular ve tanıştılar. Bu sebeple bu gün ‘Arefe’, bu mekân da ‘Arafat’ diye adlandırıldı. Bir görüşe göre ise ‘arafe’, hoş koku anlamındaki ‘urf’tan gelir. Allah Teâlâ ‘(Cenneti) onlara hoş gösterdi’ (Muhammed, 6) buyurur. Yani Arafat temiz ve hoştur. Arafat’ın aksine, kan ve pisliklerin aktığı yer Mina’dır. Bir diğer görüşe göre ise ‘arafe’ kelimesi sabırla ilgilidir. Sabreden, alçak gönüllü kimseye ‘ârif’ denir. Arefe günü, hacıların dua, sabır ve zorluklara katlanma günüdür.” (Tefsîru’l-Kurtubî, 2/384-385, ihtisarla.)
Demek ki Kurtubî, bu ismin dört ana anlamı olduğunu belirtir: Tanışma, buluşma, temizlik (hoşluk), sabır.
Bizler bugün her zamankinden daha çok, Müslümanların hâlinden haberdar olmaya, haberlerini takip etmeye, yaşadıklarını yaymaya muhtacız. Dilleri susturulmuş mazlumların dili olmalı, kalemleri kırılmış özgürlerin kalemi olmalıyız. Çünkü bugün sahte kalemler, nifak kalemleri iş başında!
Bugün aynı zamanda söz birliğine, ümmetin birliğine, saf tutmaya ihtiyacımız var. Zira karşımızda sadece bir düşman değil, tüm küresel güçler birleşmiş. Rabbimiz buyuruyor:
“Şüphesiz Allah, kendi yolunda saf bağlayarak çarpışanları sever. Onlar sanki birbirine kenetlenmiş bir bina gibidir.” (Saff, 4)
"Tayyib" (iyi, temiz) kelimesine gelince; Müslüman kardeşlerine koşacak olan ancak iyi ve temiz olanlardır. Onları yüzüstü bırakacak olan ise ancak kardeşliğin anlamını bilmeyen, kardeşlerinin çektikleri acının değerini ve kıymetini takdir edemeyen münafıklardır! Bu kelime – "tayyib" – Gazze halkına da çok yakışıyor; ne kadar da sabırlı, direnen, cihad eden ve şehit olan ne temiz insanlardır onlar! İlk anda sabrettiler ve hâlâ da sabretmektedirler. Başlarına geleni Allah’a adadılar ve onlar Allah katında makbul olanlardandır. Allah’tan onlara zafer, sebat ve güç niyaz ediyoruz.
Sabra gelince; o bu dönemin tacı, yolun alameti ve direnişin bayrağıdır. Eğer Gazze halkı bu uzun ve acı sabrı göstermeseydi, onlardan ne bir iz kalırdı ne de bir anı; ne bir dava olurdu ne de bir hak. Ancak onlar dimdik durdular, geri adım atmadılar; sabrettiler, isyan etmediler; verdiler, korkmadılar; cihad ettiler, teslim olmadılar; ve yollarını asla değiştirmediler.
Arefe günü, Milyonlarca hacı Arafat düzlüğünde dururken, Milyonlarca Gazze’li de Gazze topraklarında duruyor. Hacılar her şeyden soyunmuş olarak duruyor; Gazze halkı ise ölüm kefenini giymiş olarak. Hacılar oruçlarını bozmadan duruyor, onlarda oruç yok; Gazze halkı ise oruçlu, yiyecekleri ve içecekleri yok. Hacılar af ve bağışlanma diliyor; Gazze halkı ise ihanetin acısını haykırıyor. Hacılar konaklama yerlerine dönüyor; Gazze halkı ise açıkta, evsiz, sığınaksız kalıyor. Hacının duruşu güneş batarken sona eriyor; ama Gazze halkı ne zaman duruşlarının sona ereceğini bilmiyor! Ve güç, kuvvet yalnızca yüce Allah’tandır!