Eğitim öğretim yılı başladı. Anne babalar çocuklar kadar heyecanlı. Kaygı dememiz daha doğru olur. Yaklaşık çeyrek asırdan bu yana giderek artan bir baskı var anne babalar üzerinde. Okul tercihi, sınıf, öğretmen seçim telaşı önceden de vardı. Yeni dönemde ise temel kaygı; ‘başarı’. Çocuğun ilgi alanını gözetmeden, akademiye yatkın bir tip olduğuna bakmaksızın, başarılara yoğunlaşan anne babalar dönemindeyiz.

Çocuklar oyuna doymadan, mahalle arkadaşlıklarına kanmadan, harflerin ve rakamların dünyasında olup biteni anlamaya çalışıyorlar. Eve geldiklerinde bir çatık kaş var onları bekleyen; ders çalışmaları ve anne babalarını mutlu etmeleri gerekiyor. Fakat anne babanın doyum sağlama düzeylerinde sınır belirlenmediği için ailede sürekli huzursuzluk var. “Oğlum yine bilgisayarın başındasın, ne zaman ders çalışacaksın ”, “kızım neden ortada dolaşıyorsun, sınava ben mi gireceğim” gibi serzenişler her evde alışkın olduğumuz durumlar.

Peki, bu didişme neden? Çocuklarımızı okuldan aldığımızda ya da okulları kapattığımızda çözüm elde eder miyiz? En azından bugünkü durumu daha iyi anlamız için bir farkındalık oluşabilir! Bugünkü ezberimiz de faydadan vareste değil.

Hemen belirtmeliyim; mevcut eğitim, çocuk egosunu eğitmede katkı sağlıyor. Bu elde var bir demektir. Okula gönderme alışkanlığı- ki son yıllarda ‘zorunluluk’ oldu- bir şeyin üzerini örtüyor. Anne babanın eğitimle ilgili sorumluluk açıklarını kapatıyor. Algı böyle, sonuçta yerine getirilmiş bir eylem var.

Maksadım anne babalara yüklenmek değil, şu sınavlar olmasa sorun kalmayacak. Eğitim sisteminin, çocukların ve ebeveynlerin tek gayesi var; “oğlum büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna tatmin eden bir cevap bulmak. Bu problematik nedeniyle aile seferber olmuş durumda. İlkokula kadar inen sınav kaygısı. Çocuklarla yapılan pazarlıklar, örnek gösterme ve sihirli kelime; motivasyon.

Hafta sonları icat ettiğimiz kurslar ve bu kurslara mahkum çocuklarımız. İlkokul çocukları hafta sonunda büyükler öyle istiyor diye, oyunla arkadaşla geçirmek yerine, çakma okullarda ders görüyorlar. Lise son sınıf ve sınava girecek mezunları hiç sormayın; uykusuzluktan sararmış yüzleri, iletişimde kararsız duruşları ve asosyal hayatlarıyla terapi almak istiyorlar.

Bu tablo ezberlediğimiz ve kolayımıza giden bir süreci yansıtıyor. Eğitimi bir kenara bırakıp öğretimle iştigal etmek; ruh ve kişilik yapısını cüceleştirmektir. Eğitim, tek boyuta indirgenmiş bir taslak. İki kanattan biri ile uçmaya çalışmak gibi. Yeni beslenme trendi sanki; katkılı, yapay ve streç ambalajda tüketilen bir gıda. Ya da iletişim yerine eğlence için kullanılan mobil telefon.

Değişen bir şeyler var. En önemli konuların ertelendiği bir dünyada insan yetiştirme düzenimizi henüz konuşmaya başlamadık.

EĞİTİMİN NİRENGİ NOKTASI; KİŞİLİK

Kişilik merkezli bir eğitim, gencin meslek sahibi olmasına bir(1)’in sağ yanına eklenen sıfırlardır. Kişilik kazanmayan insanın mesleği ya da öteki kazanımları, bir (1) rakamının önüne, sol yanına dizilmiş değerlerdir. Kişilik olmadan kişinin ne kendisine ne de çevresine katkı sağlar. Şahsiyetiniz inşa olunduğunda, meslek kostümünüz içinde adam olmazsınız, siz mesleğe itibar kazandırırsınız. Şahsiyet kazandığınızda, helal gıdadan önce, ‘haram lokma’ bilinciniz olur. Beslenmek için bir diyetisyen kadar ilgili olmak yerine başka duyarlıklar geliştirirsiniz. “Bozuk gıda sadece bedeni bozar; haram lokma hem bedenden hem ruhtan eder” dersiniz. Size verilen sınav sorunlarından, elinize konulan kor ateş gibi kaçarsınız, maslahat masalına kanmadan.  Modern zamanlarda genç kuşaklara kişilik kazandırmak eğitimin temeli olmalı. Çocuğunuz zaten potansiyelini ortaya çıkaracak ve meslek edinecektir.

Okulda programlı bir şekilde, akıl, beden, duygu ve ego eğitimi birlikte ele alınmalı. Her alanda bireysel farklılıkların önü açılmalı ve çocuğu gizil ve açık yeteneklerine göre eğitim alacağı kurumsal yönlendirmeler yapılmalı.

Önemli bir başka nokta ise, teknoloji ve iletişim teknolojisinin çocukların benliklerini dönüştürdüğü bir çağda, eğitim sistemini yeniden yapılandırmak. Dijital aygıtlardan yalıtılan ortamlarda, toprağa, suya ve ahşaba dokunabileceği mekanlar olmalı. Tabiri yerindeyse topraklama yapmalı. Çocuğa el becerisini kullanarak üretebildiği atölyeler, öğretmekten yoksun kaldığımız dil laboratuvarlarından daha efektif bir yol. En azından onları fıtri benliklerine döndürmek daha elzem.

GELECEĞİN DERSLERİNDE OKUTULACAK KON ULAR

- Dijital cihazlarda kontrol sağlama yöntemleri

- Ebeveyn ilişkilerinde konuşma üslubu ve çatışmalarda tutum

- Öğrenme yöntemleri, bilgi ve yorum farkındalığı

- Mağdur ve mazlumlarla dayanışma bilinci

-Yetişkinle, çocukla ve yaşlılarla diyalog ve tutum

- Yakın, akraba, komşu hakları

- Arkadaş seçiminde kriterler

- Nefs farkındalığı

- İlişkilerde duygu kontrolü

- İrade kazanımı nasıl sağlanır?

- ‘Kendini yetiştirme’ farkındalığı

- Rol model şahsiyetler ve hayatları

- Şahsiyet oluşumunun temel unsuru: Eminlik, güvenirlik

- Helal ve haram kazanç bilinci

- Adalet ve zulüm kavramları, hak ve batılın bugünkü karşılığı

- Nifak üçlüsü: Yalan, emanete hıyanet ve sözde durmama

- Bilim, felsefe ve din, üç yaklaşımın insana bakışı

- Namaz kılmanın ve kılmamanın psikolojik karşılıkları

- Cinsel dürtüleri baskılama ve evlilik

- Kişiliği geliştirmede iç dinamikleri tanıma

- Kitap okumak ama nasıl?

- Dünya, haz, statü ve insan sevgisinde ölçü ve aşırılıklar

- 200 yüzyıllık sömürü tarihi

- İzzet ve zilletin anlamları kişilik oluşumundaki yeri.

- Küreselleşme ve İslam coğrafyası bilinci

- Edep ve güncel nezaket

- Akademik hedeflerin realize edilip sorgulanması

- Hedef belirleme ve araştırmacı olma bilinci

- Tesettür ve kadının modern çağda sosyal konumu