Anlamak yani gelenekte bilginin başladığı yer.

Bir de anlam yüklemek var. Anlamlandırmak ya da niyet okuma da denilse de temelde aslında faydaları olan bir tutum. Fakat usul ve ilke olmayınca, büyük hatalara sebep olabilir. Yani suiistimal edilecek bir şey.

Modern dönemde Batı’nın da etkisi ile anlamlandırma, anlamanın önüne çıkarılmış gibi. Aslında insanlık tarihi kadar eski olan bir tutum, günümüzde biraz fazla ve farklı değer görmüş.

***

Nedir peki anlamak ve anlamlandırmak? Aralarındaki fark nedir?

Anlamak, bir şeyi olduğu gibi bilmeye çalışmak. Yani bir şeyin ne olduğunu kavrama çabası.

Anlamlandırmak ise bir şeyin ne olduğundan çok;

*  Bizim ondan ne anladığımız,

*  O anlamı nelere ve nerelerde kullandığımız,

*  Yine bu anlamı ne için kullanacağımız ve kullandığımızda ne fayda elde edeceğimizdir.

Yani örneğin gelenekte “elma” nedir sorusu önemli iken modern dönemde “neye elma derim”, “bir şeye elma dediğimde ne sonuç elde ederim” gibi sorular öne çıkmaktadır.

Peki, karşımıza nasıl çıkıyor anlamadan anlamlandırmaya çalışmak?

***

Dini meselelerden başlarsak:

Örneğin ehlisünnet olmak, anlamak iken ehlisünnetçilik ve karşındakileri ehlisünnet olmama ile suçlamak, anlamlandırmaktır.

Müslüman olmak ile İslamcılık arasında da böyle bir ilişki vardır. Tabi ki tüm İslamcıları aynı kategoride değerlendiremeyiz.

Diğer tüm mezhep tutumları da aynıdır.

Tefsircilik ve Kur’ancılık da yine anlamlandırmanın yanlış kullanılmasıdır. Kur’ancılığın sonu ya her şeyin Kur’an-ı Kerim’de olduğu iddiasıdır ki bu, insanları atalete sevk ediyor; ya da bize Kur’an-ı Kerim yeter; sünnete, geleneğe ve diğer ilimlere gerek yoktur tavrıdır ki bunun da iki sonucu vardır:

Haricilik veya tarihselcilik.

Aslında tarihi dikkate almak, anlama iken; tarihselciliğin de bir çeşit anlamlandırma/anlam yükleme/niyet okuma olduğunu ifade etmek gerekiyor tam bu noktada.

***

Anlama olmadan anlamlandırmanın siyasete yansıması ise daha güncel ama daha zor anlaşılan bir durumdur.

Örneğin siyaset yapmak yani üretmek ve yönetmeye çalışmak, anlamaktır. Fakat insanları aşırı siyasileştirmek ve siyasetin kendisinin, siyasetin amacının önüne geçirilmesi ve asıl anlamın/amacın unutulması, anlamlandırmadır.

Düşmanlık, tabi bir durumdur. Ama biz burada düşman ile sadece savaşı kastetmiyoruz. Düşmanlık, zıtlık ve mücadeledir. Bu ise dünya hayatının devamı için gereklidir.

Hatta kaliteli düşman/rakip gereklidir ve bugün eksikliğini yaşadığımız asıl şey dostluk değil kaliteli, ilkeli ve seviyeli mücadeledir. Rakip kalitesiz olunca ya düşman üretiyoruz ya da kalitesiz düşman buluyoruz. Bunun sonucunda dostluklar da kalitesiz oluyor.

Bir başka ifade ile hiçbir şeye “hayır” diyemeyenin “evet”i makbul olmadığı gibi mücadelenin/rekabetin seviyesiz/ilkesiz olduğu yerde dostluklar da aynı şekilde oluyor.

Tersi de doğru yani dostluklar ilkesiz ve seviyesiz olunca düşmanlıklar da aynı oluyor. Zira zıt şeyler, aynı düzlemdedir ve eşit şartlara sahiptir.

Konuya tekrar dönersek; düşmanlık/rekabet tabi iken düşmanlaştırma/düşman ilan etme, anlam yükleme ve niyet okumadır. Bu ise yanlış ve tehlikelidir. Fıtrata aykırı olduğu için tabiat kurallarına da aykırıdır. Bunun sonucu ise nizam ve intizamın bozulmasıdır.

***

Peki, eğitime nasıl yansıyor bu anlamlandırmanın suiistimal edilmesi?

Bilmeden, biliyormuş gibi yapma.

Niyet okuma.

En son test sistemine dayalı bir eğitim sistemi ve bilgi anlayışı.

***

Özetle ifade etmek gerekirse sorun, anlama olmadan anlamlandırmaktır. Yoksa anlamlandırma, tümden yanlış ya da kötü bir şey değildir.