Son günlerde oldukça sık duyduğumuz söylemlerden birini de “Ankara’dan birileri” söylemi oluşturuyor!

Açık söylemek gerekirse bu söylemi hiç duymak istemiyoruz.

Dahası bu söylemden nefret ediyoruz.

Çünkü “Ankara’dan birileri” söylemi iyi niyeti değil art niyeti yani kötü niyeti temsil ediyor.

Ve yapılmak istenen bir araştırmanın, yapılmak istenen bir soruşturmanın “Ankara’dan birilerinin” devre girmesi ile yapılamadığını gösteriyor.

Yani “güçlülerin” açıkça korunup kollandığı gösteriliyor.

Bu nedenle de “Ankara’dan birileri” söylemini duyduğumuz zaman tüylerimiz diken diken oluyor.

Peki, kim bu Ankara’dan birileri?

Pek tabii ki içimizden birileri!

Yani ya ben, sen, o!

Ya da biz, siz, onlar!

Benim olmadığımı biliyorum!

Senin olmadığını da biliyorum!

Ama onun olup olmadığından emin değilim!

Bizim olmadığımızı biliyoruz.

Sizin olmadığınızdan da eminiz.

Ama onların olup olmadığından emin değiliz.

O ya da onlar “Ankara’dan birileri” söylemini en iyi anlatan tanımlamalar haline gelmiş bulunuyor.

Ancak o ya da onların kim olduğu da açık ve seçik belli değil!

Yani “Ankara’dan birileri” söyleminin net bir tanımı yok!

Net tanımı yok fakat güçlülerin korunup kollandığı açık!

Bu durum bize bir hadis-i şerifi hatırlatıyor.

Fakirlerin cezalandırıldığı ama güçlülerin korunup kollandığı dönemlerle ilgili bir hadis-i şerif bu!

Bu hadiste böyle günlerde helak olmayı beklememiz söyleniyor!

Sanki helak olmaya doğru doludizgin gidiliyor.

Fakir fukara suç işleyince hemen yakasına yapışılıyor.

Ancak güçlüler bir suç işleyince “Ankara’dan birileri” devreye girip onların yakasına yapışılmasının önüne geçiyor.

Böyle nereye kadar gidilebilir?

Nereye gidileceğini hadis-i şerif bize söylüyor.

Helake doğru gidiliyor, helake!

Evet, “Ankara’dan birileri” söylemini hiç duymak istemiyoruz.

Bu söylemin geçerli olmayacağı günlere özlem duyuyoruz.

Güçlülerin de aynen güçsüzler gibi adalet önünde eşit olarak hesap verecekleri günlere ulaşmak istiyoruz.