Ankara-Washington hattında bir süredir kara bulutlar
dolaşıyor. Kasım 2007 de sağlanan mutabakat, tezkerenin reddedilişinin 10.
yıldönümünde bir kez daha nazara gelmiş durumda...
Bir kısmınız buna hemen itiraz edebilir, ne kara bulutu,
etraf ak buluttan geçilmiyor diye. Ama gerçekler öyle değil ya da en azından
emareler çok daha farklı şeyler söylüyor. Dolayısıyla, daha öncesinde ak olan
bu bulutlar şimdilerde gri bir ton taşımakla birlikte, bu gidişle yakında
kararacağa benziyor.
Nitekim, son dönem Türk-Amerikan ilişkilerini özellikle
Ortadoğu-Kuzey Afrika bağlamında halef-selef düzeyine indirgeyen yaklaşımın
da çok sağlam temellere oturmadığı gözlemleniyor. Ya da en azından bu türden
bir stratejik ortaklığın , karşılıklı çıkarlar-hassasiyetler kapsamında çok da
dengeli ve güvenilir bir zeminde yürümediği anlaşılıyor. Dolayısıyla, birileri
fazlasıyla avucunu yalayacağa benziyor...
Evet, İkinci Obama dönemi Türk-Amerikan ilişkileri
kendi içerisinde birçok sürpriz gelişmeye gebe gibi görünüyor. Burada,
Washington un kritik mevzularda Türkiye ye yönelik uyguladığı bekle-gör
siyaseti ve sinir harbi , açıkçası çok da hayra alamet değil. Özellikle
Türkiye bağlamında siyasi aktörlere ve iç dinamiklere yönelik farklı
yaklaşımları ve Başbakan Erdoğan ı doğrudan ve dolaylı şekillerde hedef alan
bir takım çıkışları boyutuyla...
Nitekim, ABD Dışişleri Bakanı Kerry nin Başbakan Erdoğan
ile yapacağı görüşmeye rötarlı gitmesi, buna gösterdiği oldukça anlamlı
gerekçe ve son olarak ABD caddelerinde dört tekerlekliler üzerinden
Başbakan a yönelik hakaret boyutundaki Siyonizm tepkisi, her ne kadar birer
sembolik tavır olarak karşımıza çıksa da, sonuçları itibarıyla beyzbol sopası
sonrası yap-bozda tamamlayıcı bir yere sahipler.
Bunların dışında, özellikle İsrail, Suriye, Irak, terörle
mücadele, Kürt ve Ermeni sorunları ile demokratikleşme noktasında Türkiye nin
iç meselelerine yönelik bir takım müdahaleci çıkışlar, bölgesel politikalarda
derinleşen görüş ayrılıkları ve cevap bekleyen sorular da, Ankara-Washington
hattındaki soğuk savaşa işaret ediyor. Bu hususta daha önce ulusal bir gazetede
yayınlanan röportajda Obama nın cevap vermediği bazı sorular ile Kerry nin
muallakta bıraktığı konulardaki paralellik, birçoğunuzun dikkatinden
kaçmamıştır.
Washington adeta Ankara ya küresel yeni yapılanmada alt
bölgedeki düzenleyici rolünü nün sınırlarını ve bu kapsamdaki taahhüdünü
hatırlatmaya çalışıyor. Dolayısıyla ortada, iki taraflı farklı hesaplar ve
yaklaşımlar söz konusu. Daha fazla manevra alanı elde etmeye çalışan Türkiye
karşısında sınırlarını bil diye direten bir ABD söz konusu.
Burada, ABD nin tavrı oldukça dikkat çekici; bazı
konularda fazlasıyla talepkâr ve yeri geldiğinde sert bir tutum sergilerken,
bazı hususlarda derin bir suskunluğu tercih ediyor, renk vermemeye çalışıyor.
Oldukça dikkat çekici ve bir o kadar da tehlikeli bir durum!
Bunun öz Türkçesi şu... ABD, Türkiye de yaşanacak bir
takım kırılmalardan, çatışmalardan kendisine daha fazla pay çıkarmaya çalışıyor
gibi. Bir diğer ifadeyle, Türkiye deki iç siyaset bağlamında yaşanan gidişata
bağlı olarak, dış politikasında daha fazla kazancı hedeflediği bir durum söz
konusu. Bundan dolayı da ikili ilişkilerde potansiyel kriz alanları olarak
duran bir çok hususta sessizliği tercih ediyor, no comment (yorum yok)
diyor; çünkü, içerideki yeni hesaplaşmanın sonucunu bekliyor...
Oysa, kendisi açısından gerek iç gerekse dış politikada
acele etmesini gerektiren bir konjonktür söz konusu. Bırakın küresel çapta bir
imparatorluğu, kendi yakın çevresini hatta refah üzerinde kurulan birliğini
bile ayakta tutabilmesi her geçen gün zorlaşıyor. Biriken meseleler,
beraberinde çok daha fazla bir maliyeti, itibar kaybını getiriyor ve bunu
kaldırabilme ya da devam ettirebilme lüksü de açıkçası pek yok.
Muhtemelen yeni Türkiye süreci de bunu hesap ediyor.
Ankara, Büyük İskender in ve Roma nın kaybettiği bu coğrafyada ABD nin de
benzer bir akıbet ile karşı karşıya olduğunun farkında. Ve aynı zamanda ABD nin
Türkiyesiz bu coğrafyayı kontrol edemeyeceğinin de...
Gerçekten de, Kuzey Afrika-Ortadoğu hattında Arap
Baharı adıyla başlayan dip dalga süreci , ABD nin tüm girişimlerine rağmen
kontrol edilemiyor. Burada Batı içerisindeki kırılma-çıkar çatışmaları kadar,
yükselen Doğu ve bölgedeki milli uyanış gerçeği, ABD yi ciddi anlamda kendi
içinde bir sorgulamaya ve yeni arayışlara itmiş durumda. Bunu, Bush-Obama geçiş
süreci ve sonrasında yaşanan gelişmelerde rahatlıkla görebiliyoruz.
Bu yeni arayışın bir kez daha Türkiye yi hedef aldığı
görülüyor. ABD, bölgesel politikalarında kendi açısından sorun çıkarmayacak bir
ortak arayışında. Dolayısıyla Türkiye bir kez daha hedefte ve görünen o ki
bazıları açısından diyet ödeme vakti...