Anayasaları ayakta tutan, yaşatan içlerindeki sıralanmış
maddeler değil, dışlarındaki hayattır. Anayasa metinlerini gerçekte var eden
yazılmış olmaları değil, yaşanıyor olmasıdır. İsterse beşeri anlamda noksansız
yazılmış olsun, tek başına bir Anayasa metni hukuk anlamına gelmiyor.
Metinler tek başına adaletin taşıyıcısı olamıyor. Nitekim, dünya uluslarının,
dünya devletlerinin Anayasa metinlerini okursak eğer hepsinde evrensel ne
kadar kavram ve ilke varsa yazılıdır madde madde. Eğer bu metinlerin tek başına
bir anlamı olsaydı yeryüzünde hiçbir insanın açta açıkta kalmaması, haksızlığa
uğramaması, sömürülmemesi, insan haklarının ihlal edilmemesi, işkencelerin
yapılmaması, coğrafyaların işgal edilmemesi gerekirdi!.. Oysa metinlerden daha
da önemlisi o metinleri uygulayacak olanların içerisinde bulunduğu hal dir.
Metinleri hayata tatbik edeceklerde Adalet duygusu yoksa, o metinlerde milyon
kez adalet kelimesi geçirin bir şey ifade etmeyecektir. Etmemektedir!..
Mesele medeniyet meselesidir, Anayasaya yazılmış ya da yazılmamış bir kelime
meselesi değil. Anayasamız hangi medeniyeti temsil ediyor, biz hangi medeniyeti
yaşıyoruz!..
Meclis Başkanı İsmail Kahraman ın malum laiklik
açıklaması Yeni Anayasa yı hem gündemimize hem de manşetlere taşıyıverdi.
Meclis Başkanı nın Yeni Anayasa da laiklik olmamalı açıklaması öyle hızlı ve
öyle etkili düşkü ki gündeme; konuşulmakta, yazılıp çizilmekte olan ne varsa
yerle yeksan oldu. Laiklik elden gidiyor manşetlerini linç kampanyaları
izledi. Kimine göre nabız yoklandı, kimine göre de dindar anayasa için bir
adım atılmıştı. Yine iki kesim vardı: Bir kesime göre İsmail Kahraman, bir
kahramandı.. Bir diğer kesim ise O nu
hedef adam olarak ilan ediyordu.
CHP nin ne söyleyeceği, hangi tavrı ortaya koyacağı
belliydi. Nitekim beklenen refleks hiç gecikmedi. Türkiye laiktir laik
kalacak sloganları eşliğinde kılıç kalkan kuşanıldı. Asıl merak edilen konu,
İsmail Kahraman ın bu sözlerine kendi partisinden destek gelip gelmeyeceği
hususuydu. Sosyal medyadan yükselmeye başlayan dindar anayasa mesajları apar
topar bastırıldı. AKP li Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop un Laikliğin
anayasa metninden çıkarılmasını tartışmış bile değiliz. Meclis Başkanı parti
adına konuşmuyor. Anayasa teklifimizde laiklik var açıklamasıyla Laiklik
Lobisinin yüreğine su serpilmişti. Bu arada konu, Mısır da laikliği tavsiye
ettiği konuşması yeniden arşivlerden çıkarılan ve sosyal sosyal medyada döndürülen Cumhurbaşkanı Erdoğan a da soruldu.
Cumhurbaşkanı da, Meclis başkanımız Anayasa tartışmaları bağlamında kendi
kanaatlerini ortaya koymuştur sözleriyle tartışmada pozisyonunu almıştı.
İsmail Kahraman yaptığı açıklamayla başbaşa bırakılmış ve nihayetinde O nun da
demeci gecikmedi: Şahsi düşüncelerimi ifade ettim, laikliğin tanımının yeniden
yapılmasına vurgu yaptım
TÜRKİYE NİN
ANAYASALARI VE LAİKLİK MESELESİ
Biz aktüalitenin derinliklerinde, günün tükettiği
polemiklerde kaybolmadan eğilelim meseleye. O ne dedi, öbürü nasıl cevapladı;
kim çark etti, kim dik durdu, kim kime yüklendi, kim üste çıktı kim altta kaldı
nev inden konular işin esasını değil, etrafını teşkil ediyor. Bunlara
takılmadan, esasa bakalım isterseniz. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken laik bir
devlet olarak kurulduğu algısı çöreklenmiştir zihinlere. Oysa Türkiye, laik bir
devlet olarak değil bir İslam devleti olarak kurulmuştur. Zira ilk iki
Anayasa metninde de devletin İslam devleti niteliği sarih bir şekilde
vurgulanmış ve Devletin dini İslam dır ibaresi hem 1921 hem de 1924 Anayasa
metinlerinde yer almıştır.
Daha anlaşılır olsun diye kronolojik süreci birkaç adımla
hatırlayalım:
* 1921 Anayasası: Türkiye Cumhuriyeti nin dini İslam dır.
* 1924 Anayasası: Türkiye Cumhuriyeti nin dini İslam dır.
* 1928 yılında Devletin dini İslamdır.» ibaresi
Anayasa dan çıkarıldı.
* 1937 yılında ise laiklik ilkesi anayasaya girdi.
* İsmet İnönü ve 120 arkadaşının teklifi ile TBMM 10
Nisan 1928 tarihli toplantısında Anayasanın ikinci maddesinde yer alan «Türkiye
Devleti nin dini İslam dır.» fıkrası kaldırıldı. Aynı değişiklikle;
Cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin yaptıkları yeminlerde «Allah» üzerine
yeminin yerine, namus üzerine ant içilmesi şekli kabul edildi.
ANAYASA METİNLERİ
DÖNEMLERİNİN İKLİMİNİ YANSITIR
Anayasalar dönemlerinin ruh ver iklimlerinden etkilenen
metinler olmuştur genellikle. Moda deyimle, yükselen/yükseltilmekte olan trend
her neyse, o gelişimin fikriyatı anayasalara yerleştirilir özenle. Türkiye de
1921 Anayasa sı milli mücadelenin, Kurtuluş Savaşı nın ruhunu taşır. Zira,
milli mücadele ikliminde kaleme alınmıştır. 1924 Anayasası ulus devlet
inşasının ürünüdür. Ama bu iki anayasanın hayat bulma sürecinde milli iklim,
devletin dininin İslam olarak yazılmasını da kaçınılmaz kılmıştır. 1961
Anayasası nda sol akımların dünya çapındaki etkisini görürüz. Birey devletin
önündedir 1961 de. 1982 Anayasası ise bir taraftan bireye karşı devlet
otoritesini pekiştirmiş, fakat diğer taraftan da güçlenmekte olan sermayenin
ürünü olarak hayat bulmuştur. Serbest piyasa ekonomisi, liberal düşünce ve
paranın gücü için kapılar ardına kadar açılmıştır 1982 de. Darbe anayasaları
bile birbirinden farklı karakteristiğe sahip olabiliyorsa eğer, işte bu Anayasa
metinlerinin yazıldıkları dönem ve yansıttıkları iklim farklılıkları
dolayısıyladır. 1961 de darbe yapan askerle, 1982 de darbe yapan asker aynı
bile olsa, laiklik ilkesinden taviz vermeseler de aynı anayasa metinlerini
yazamazlar. Nitekim her iki askeri
darbenin Anayasası da birbirinden fersah fersah uzak kalmıştır. Anayasayı genellikle darbeleri yapanlar
değil, darbelerin yapıldı zeminin sahipleri yazarlar. Ya da kurucu Meclisler,
heyetler değil, kurucu meclislerin bulunduğu iklimler belirler esasları.
BEŞERİ DOKTRİNLER,
FİKİRLER ESKİR, DEĞİŞMEYEN İSE HAKK TIR
Laiklik kavramı, Türkiye de uzun yıllar inandığı gibi
yaşama derdinde olan insanımıza karşı sindirme ve yıldırma politikalarında
etkin bir silah olarak kullanıldı. Din düşmanlığı adına atılan her adımın
zemini laiklik oldu. Laiklik bir din
gibi takdim edildi, bir din gibi dokunulmaz kılındı. Laikliğe söz söylemek
zinhar dinden çıkmak gibi sayıldı. Malum; düşünceler, fikirler, doktrinler
zamanla eskir. Hatta zamanı gelir tedavülden kalkar. Ya da kendiliğinden artık
anlamsız laşır. Eskimeyen, değişmeyen şey Hakk tır zira. Diğer her şey
zamana, şarta, konjünktüre hatta kişiye göre değişmektedir. Zamanında doğru da
olsa, öyle zaman gelir ki artık sun i teneffüs yapsanız bile ölmüş o fikri,
anlamını kaybetmiş bir doktrini ayağa kaldırmanız mümkün olmaz. Beşerin ortaya
koyduğu bilimsel doğrular bile zamanla başka bilimsel doğrularla çürüyor ve
yürürlükten kalkıyorsa Beşeri fikriyatta zamanın akışında aynı akıbetle karşı
karşıya kalmaya mahkum olmuştur asırlar boyunca. Aslında bugün tartışılmakta
olan laiklik meselesi de bu gerçeğin tam da merkezindedir. Batının temsil
dünyasında bile laiklik ilkesini doğuran şartlar değişmiş, laiklik kendi
içerisinden çıktığı toplumlarda bile kendiliğinden hükümsüz leşmiştir.
MESELE ANAYASA
DEĞİL, MEDENİYET MESELESİDİR
Toparlayalım konuyu: Anayasaları ayakta tutan, yaşatan
içlerindeki sıralanmış maddeler, etkili sözcükler ya da cümleler değil;
dışlarındaki hayattır. Elbette metinler önemlidir. Yasa ve anayasa metinlerinde
her kelimenin, hatta her bir virgülün, noktalama işaretinin bile büyük önemi
vardır. Ama tek başına metinler bir şey ifade etmez. O metinleri gerçekte var
eden yazılmış olmaları değil, yaşanıyor olmasıdır. İsterse beşeri anlamda
noksansız yazılmış olsun, tek başına bir Anayasa metni hukuk anlamına
gelmiyor. Metinler tek başına adaletin taşıyıcısı olamıyor. Nitekim, dünya
uluslarının, dünya devletlerinin Anayasa metinlerini okursak eğer hepsinde
evrensel ne kadar kavram ve ilke varsa yazılıdır madde madde. Eğer bu
metinlerin tek başına bir anlamı olsaydı yeryüzünde hiçbir insanın açta açıkta
kalmaması, haksızlığa uğramaması, sömürülmemesi, insan haklarının ihlal
edilmemesi, işkencelerin yapılmaması, coğrafyaların işgal edilmemesi
gerekirdi!.. Oysa metinlerden daha da önemlisi iklimdir, metinlerden daha da
önemlisi o metinleri uygulayacak olanların içerisinde bulunduğu hal dir.
Metinleri hayata tatbik edeceklerde Adalet duygusu yoksa, o metinlerde milyon
kez adalet kelimesi geçirin bir şey ifade etmeyecektir. Etmemektedir!...
Mesele medeniyet meselesidir, Anayasaya yazılmış ya da yazılmamış bir kelime
meselesi değil. Anayasamız hangi medeniyeti temsil ediyor, biz hangi medeniyeti
yaşıyoruz!...