Önümde Almanya’nın BILD gazetesinin son derece dikkat çekici iki manşeti var.

“Trump’ın Putin’le yaptığı rezil anlaşma!”

Ve hemen ardından:

“Putin, savaş kasası için Trump’tan milyarlar alıyor!”

Habere göre ABD Başkanı Donald Trump, Rusya’dan önümüzdeki aylarda 4,8 milyon ton dizel yakıt alınacağını açıkladı. Yaklaşık 300 bin tonluk sevkiyatın ise hemen gerçekleştirilmesi öngörülüyor.

Bu anlaşmanın Rusya’ya yaklaşık 4 milyar avro gelir sağlayabileceği ileri sürülüyor.

Şimdi düşünelim!

Yıllardır Rusya’ya ekonomik yaptırımlar uygulayan, Avrupa ülkelerine Moskova ile ticareti azaltmaları için baskı yapan, Rus petrolünü satın almanın Ukrayna’daki savaşı finanse etmek anlamına geldiğini söyleyen Amerika, bugün kendi ihtiyaçları için aynı Rusya ile anlaşma yapıyor.

Peki ne değişti?

Ukrayna’daki savaş mı bitti?

Putin saldırılarını mı durdurdu?

Rusya’ya yönelik yaptırımların gerekçeleri mi ortadan kalktı?

Hayır!

Amerika’nın ekonomik çıkarları değişti!

İran ile yaşanan savaşın ardından yükselen akaryakıt fiyatları, Trump yönetimini yeni arayışlara yöneltti. Yaklaşan Amerikan ara seçimleri öncesinde vatandaşların benzin ve mazot faturalarını düşürmek siyasi bir ihtiyaç hâline geldi.

Washington da kendi ekonomik menfaatlerini korumak için daha önce başkalarına uyguladığı kısıtlamaları esnetme yoluna gitti.

İşte dünya siyasetindeki çifte standardın en açık örneklerinden biri!

Başkalarına yaptırım uygulayan Amerika, kendi çıkarları söz konusu olduğunda aynı yaptırımlara istisna getirebiliyor.

Avrupa ülkelerinden fedakârlık istenirken Amerikan ekonomisinin ihtiyaçları öncelikli kabul ediliyor.

Demek ki yaptırımların da ambargoların da sınırı, Amerika’nın ekonomik çıkarlarının başladığı yerde bitiyor!

Peki Türkiye bu tablonun neresinde?

Asıl üzerinde durmak istediğim mesele burasıdır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları için Amerika’ya gideceği günlerin hemen öncesinde, Türkiye’de 1982 yılından beri faaliyet gösteren İran merkezli Bank Mellat’ın faaliyet izni kaldırıldı.

Yaklaşık 44 yıldır ülkemizde bulunan bir bankanın faaliyetlerine son verilmesi sıradan bir gelişme değildir.

Aynı dönemde Türk Hava Yolları, AJet ve Pegasus’un İran seferleri de durduruldu.

Bütün bunlar, Amerika’nın İran’a yönelik ekonomik yaptırımlarını ağırlaştırdığı bir süreçte yaşandı.

Üstelik Washington yalnızca kendisi ambargo uygulamakla yetinmiyor.

İran ile ticari ilişkilerini sürdüren başka ülkelerin bankalarını, şirketlerini ve ekonomik kuruluşlarını da ikincil yaptırımlarla tehdit ediyor.

Amerikan finans sisteminden dışlanma, uluslararası para transferlerinde engellemelerle karşılaşma ve ticari kısıtlamalara maruz kalma ihtimali, diğer devletler üzerinde ciddi bir baskı aracına dönüştürülüyor.

Böylece Amerika, kendi aldığı kararları başka ülkelere de uygulatmaya çalışıyor.

Peki Türkiye neden bu baskıların ekonomik bedelini üstlenmek zorunda kalsın?

44 yıldır faaliyet gösteren İran bankasının kapatılmasının zamanlaması tesadüf müdür?

İran uçuşlarının durdurulmasında Washington’ın yaptırım politikalarının etkisi nedir?

Bu kararların Türkiye ekonomisine getireceği maliyet hesaplandı mı?

Hükûmetin bu sorulara açık ve ikna edici cevaplar vermesi gerekiyor.

Amerika’nın Rusya ile ticaret yapma hakkı var da Türkiye’nin İran ile yok mu?

Ortada son derece düşündürücü bir tablo bulunuyor.

Amerika, kendi koyduğu ekonomik kısıtlamaları çıkarları gerektirdiğinde değiştirebiliyor.

Ancak aynı Washington, İran ile ekonomik ilişkilerini sürdüren ülkeleri yaptırım tehdidi altında tutuyor.

Bu nasıl bir uluslararası hukuk anlayışıdır?

Bir devletin kendi ekonomik çıkarları için kullanabildiği haklar, başka devletlere neden tanınmıyor?

Türkiye’nin komşusu İran ile ticaret yapması, bankacılık ilişkilerini sürdürmesi ve ulaşım bağlantılarını koruması neden Amerikan yaptırımlarının gölgesinde kalıyor?

Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir.

Ekonomik ve siyasi kararlarını başka ülkelerin tehditlerine göre değil, kendi milletinin menfaatlerine göre almak zorundadır.

Washington’ın öncelikleriyle Ankara’nın çıkarları her zaman aynı olmak zorunda değildir.

Amerika kendi halkının cebini korumak için Rusya ile anlaşırken, Türkiye’nin kendi esnafını, sanayicisini ve tüccarını korumasından daha doğal ne olabilir?

İranlı turistlerin Türkiye’ye kazandırdığı paranın hesabını kim yapıyor?

Meselenin bir de doğrudan vatandaşımızı ilgilendiren ekonomik boyutu var.

İran, Türkiye’ye en fazla ziyaretçi gönderen ülkeler arasında yer alıyor.

2025 yılında yaklaşık 3,3 milyon İranlı Türkiye’yi ziyaret etti.

Bu insanların ülkemize sağladığı ekonomik katkıyı küçümseyebilir miyiz?

Özellikle Van ve çevresinde İranlı turistler, bölge ekonomisinin önemli gelir kaynaklarından biridir.

Otellerde konaklıyor, restoranlarda yemek yiyor, mağazalardan alışveriş yapıyor, ulaşım hizmetlerinden yararlanıyorlar.

Yalnızca büyük işletmeler değil, küçük esnaf da bu hareketlilikten payını alıyor.

İran ile ulaşım bağlantılarının zayıflaması, ticaretin daralması ve ekonomik ilişkilerin zorlaşması Türkiye’nin turizm gelirlerini de olumsuz etkileyebilir.

Peki bunun bedelini kim ödeyecek?

Van’daki otelci mi?

Sınır ticareti yapan iş insanı mı?

Lokantacı, taksici, mağaza sahibi mi?

Amerika’nın İran’a uyguladığı ekonomik baskıların faturası neden Türk vatandaşının önüne konulsun?

Türkiye’nin komşularıyla geliştirdiği ekonomik ilişkiler yalnızca diplomatik bir mesele değildir.

Bu ilişkiler milyonlarca insanın geçimini, işini ve kazancını doğrudan ilgilendiriyor.

Dolayısıyla alınan her kararın ülkemize ne kazandırdığı ve ne kaybettirdiği kamuoyuna açıklanmalıdır.

Sayın Erdoğan, millî menfaatler söz konusu olduğunda neden aynı kararlılığı göremiyoruz?

Buradan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sormak istiyorum:

Sayın Erdoğan!

Amerika, ekonomik çıkarları gerektirdiğinde kendi uyguladığı yaptırımları esnetebiliyor.

Trump, Rusya ile enerji anlaşması yaparak Amerikan vatandaşlarının ekonomik sorunlarına çözüm arıyor.

Siz ise Türkiye’nin komşusu İran ile yıllardır devam eden ekonomik ilişkilerini etkileyen kararlar alıyorsunuz.

Türkiye’nin menfaatleriyle Amerika’nın yaptırım politikaları çatıştığında hangisine öncelik veriyorsunuz?

Meydanlarda bağımsızlıktan, güçlü Türkiye’den, millî iradeden söz ediliyor.

Ancak bağımsızlığın gerçek ölçüsü, dış baskılar karşısında alınan kararlardır.

Bir ülkenin gücü yalnızca askerî kapasitesiyle, nüfusuyla veya yöneticilerinin sert açıklamalarıyla ölçülmez.

Kendi ekonomik çıkarlarını koruyabilmesi, komşularıyla ilişkilerini bağımsız biçimde sürdürebilmesi ve dışarıdan gelen baskılara karşı millî menfaatlerini savunabilmesi de gerekir.

Amerika’nın İran’a yönelik yaptırımlarına katılmanın Türkiye’ye ne kazandırdığı açıklanmalıdır.

Buna karşılık ticaret, bankacılık, ulaşım ve turizm alanlarında ortaya çıkabilecek kayıpların hesabı da verilmelidir.

Çünkü burada söz konusu olan yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler değil, doğrudan Türk milletinin ekonomik geleceğidir.

Asıl mesele kimin çıkarlarına hizmet edildiğidir!

Bugün Amerika’nın Rusya ile yaptığı enerji anlaşması, uluslararası siyasette yıllardır gördüğümüz çifte standardı yeniden gündeme taşıdı.

Washington, başka devletlere ekonomik fedakârlık dayatırken kendi çıkarları için farklı bir yol izleyebiliyor.

Türkiye’nin ise böyle bir düzende başkalarının politikalarını sorgulamadan uygulayan ülke durumuna düşmemesi gerekir.

Komşumuz İran ile ilişkilerimizi belirlerken Amerika’nın ne istediğinden önce Türkiye’nin ne kazanacağına ve ne kaybedeceğine bakılmalıdır.

İran’a yönelik yaptırımların ülkemizin ticaretine, turizmine ve ekonomik bağımsızlığına verebileceği zararlar görmezden gelinmemelidir.

Çünkü Amerika’nın ekonomik çıkarlarını korumak Washington’ın görevidir. Türkiye’nin çıkarlarını korumak ise Ankara’da ülkeyi yönetenlerin sorumluluğudur!

Ve son olarak soruyorum:

Amerika kendi menfaatleri için ambargoları esnetebiliyor, hatta kendi koyduğu kısıtlamalara istisnalar getirebiliyorsa, Türkiye neden Amerika’nın İran’a yönelik yaptırım politikasının ekonomik bedelini ödemek zorunda bırakılıyor?

Bizim hükûmetimiz Washington’ın taleplerini yerine getirmek için mi var, yoksa Türk milletinin hakkını, hukukunu ve ekonomik çıkarlarını korumak için mi?

Amerika Kendi Çıkarı Için Ambargoyu Deliyor, Türkiye Neden Washington’ın Çıkarlarını Koruyor (2)Amerika Kendi Çıkarı Için Ambargoyu Deliyor, Türkiye Neden Washington’ın Çıkarlarını Koruyor