Müslümanların düşmanları çok keyifli! Planları tıkır tıkır işliyor. BOP dediler, Arap Baharı dediler, “Size Demokrasi Getireceğiz!” dediler. İslam yurdunu viran ettiler. En büyük hedefleri de son kale olarak gördükleri ülkemiz. Burayı düşürdükleri takdirde diğer İslâm ülkeleri zaten avuçlarında olacak. Bunu biliyorlar. Onlar şimdiye kadar bizim cehaletimizden, bize dayattıkları yanlış bilgilerden, ustalıkla bizi Kur’ân’ımızdan uzaklaştırmalarından istifade ettiler. İtiraf edelim, bizi defalarca tuzağa düşürdüler. Artık uyanma vakti. Durup düşünme vakti. Bu zâlim oyunbazların oyunlarını bozma vakti.
Bizim “Türkiye Üzerine Oynanan Oyunlar” isimli kitabımızın ilk baskısı 1990 yılında neşroldu. Zaman içerisinde orada yazdıklarımızın tamamı gözle görülür, elle tutulur hale geldi. 26 yıl önce neşrolan bu kitabımızın bir bölümünde özetle şöyle demiştik: “Asıl hedef Türkiye. Önce ülkemizi yalnızlaştırmak, komşuları ile irtibatını kesmek, İslam dünyasıyla bağını koparmak ve sonunda düşürmek istiyorlar. İlk hedefleri Irak ve Suriye!” demiştik.
Olup bitenleri tekrar anlatmaya gerek yok. Şimdi şu anki tabloya bakmak kâfi! Bu tabloya bakınca, “Aman ha!” diye haykırmaktan kendimizi alamıyoruz. Dış ve iç politikalara dâir dehşetli provokasyonlarla karşı karşıyayız. Rusya uçağının düşürülmesi bir provokasyondu. Rus elçisine yapılan suikast de öyle. Çok şükür bu son oyun herkes tarafından erken fark edildi. Yapılacak ilk iş, bütün komşularımızla irtibatlarımızı geliştirmek ve iyi münasebetler kurmak. (Irak ve Suriye’de asıl muhatabımız, o ülkelerin sahipleri olan yerli halk olmalı. Biz işgalcileri ve onların uşaklığını yapan terör örgütlerini muhatap kabul etmiyoruz.) İran’ın icraatları çok tartışılabilir. Biz 1980 yılında neşrolan “İran Meselesi” kitabımızda bu konu üzerinde durduk. Nezih bir üslupla İran’ın tarih boyu sergilediği politikayı tenkit ettik. İran’ın tarihte hiçbir zaman küffarla savaşmadığına, devamlı Müslümanlarla savaştığına dikkat çektik. Sahabelere bakış tarzlarının yanlışlığını dile getirdik. Bunu söyleyebiliriz. Suriye’de takip ettikleri politikanın yanlışlığını da gündeme getirebiliriz. Ancak, İran ile Türkiye’nin karşı karşıya getirilip savaştırılması provokasyonları karşısında, aman dikkat! Diyoruz. Her iki ülke de bu yıkım projesine tepki göstermeli. Komşuluk münasebetlerini zedelememeli. Yangına benzinle, körükle gidenlerin eline koz vermemeli.
Gelelim ülkemize. Yakın tarihimizde defalarca sahnelenen pis ve kirli oyun yine sahnede. Kardeşi kardeşe düşürme oyunu. 1960, 1971, 1980 öncesinde sahnelenen oyunların benzerleri… HDP binası yakılıyor, üç hilal bayrağı asılıyor. Sosyal Medyada, “AK Parti Gençlik Kolları” imzasıyla, “vuralım, kıralım, yakalım, yıkalım!” mesajları atılıyor. Akılları sıra, Türk-Kürt, Sünni-Alevi, Müslüman-Laik çatışması tezgâhlayacaklar. Aman ha! Diyoruz. Aman ha! “Yahu bu pis oyunu kim yutar?” diyebilirsiniz. (MHP ve AK Parti camiası zaten bu oyuna prim vermez. Ancak yine de mide bulandırıcı bu provokasyonlara dikkat edilmeli.) Bunlar sadece basit birkaç örnek. Şeytanın bile aklına gelmeyecek oyunlar tezgâhlayabilirler. Suikastlar yaptırabilirler. Geliniz işin teferruatıyla değil de özüyle ilgilenelim: Bu ülkede yaşayan insanların yüzde 99’u Müslüman. Yani birbirleriyle kardeş! Yüzde 1’lik kesim de vatandaşımız. Kısaca bu ülkede kimse kimseye el kaldırmaz, kaldırmamalı. Sıkıntılı durumları, Devletin güvenlik güçlerine, adliyesine bırakmalı. Herkes kendi kafasına göre çözüm bulup uygulamaya kalkışırsa, anarşi olur, kaos olur. Ülkemizin ve hepimizin düşmanlarının da istediği zaten bu!
Âlem-i İslâm neden esaret ve zillet altında? Bu zilletten nasıl kurtulabiliriz? Başımızı iki elimizin arasına alıp bu soruların cevabını bulmaya çalışalım. Bunu yapalım. Yanlışları güzel bir üslupla, hakaret etmeden ilgililere söyleyelim. Buna kimsenin bir diyeceği olmaz. Olmamalı da… Ama sakın birbirimize yan bakmayalım. Bu vatanı gözümüz gibi koruyalım. Bizim gidecek başka yerimiz yok. Ya toprağın altına gideceğiz, ya da bütün düşmanlarımıza karşı elbirliğiyle karşı koyup bu topraklar üzerinde izzetimizle yaşayacağız. Aman ha aman, oyunlara gelmeyelim…