Sık sık aylık ya da üç aylık dönemde bankaların kârlarının ne kadar arttığına dair haberler medyaya yansıyor. Hemen belirteyim ki; uygulanmakta olan ekonomik sistem fakirden alıp zengine pompalayan bir sistem. Çünkü dar gelirlilerin bankalarda para biriktirmesi mümkün değil. Onlar genellikle ihtiyaçlarını bankalardan aldıkları borçlar ile gidermeye çalışırken, aldıkları paraya karşılık bankalara faiz ödemesi yapıyorlar. Yani bankalardaki yerli ve yabancı sermeye sahiplerinin parası para kazanıyor. Bu bakımdan bankalar emme basma tulumbası gibi işlev görüyorlar. Bu arada ülkemiz gibi bazı devletler de işlerini sürekli olarak borç ile yürütmeye çalıştıkları için bir bakıma çeşitli adlar altında dar gelirlilerden toplanan paralar sermaye sahiplerine faiz olarak aktarılıyor. Sistem böyle işliyor.

Söz gelimi medyaya yansıyan bir haberde Hazine’nin ekimde 68 milyar lira borçlanacağı belirtiliyor. Kısacası, zenginlerin oluşturduğu sistem zenginlere çalışıyor. Bunu söylerken zengin düşmanı değilim. Ancak ortada yanlış ve zalim bir uygulamanın olduğunu da göstermek ve görmek durumundayız. Bu gerçeği görmeden ülkemizin içine yuvarlandığı ekonomik sıkıntılara doğru teşhis koymamız mümkün olmuyor. Çünkü emme basma tulumbası sürekli olarak tek yönlü işliyor. Söz gelimi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun açıklamasına göre ocak-haziran döneminde sektörün faiz gelirleri 257,6 milyar liraymış. Bu gelirin ülke üretimine katkısı nedir diye sormaya gerek yok. Ülke üretimine bir katkısı olmadığı gibi bankaların bu faiz gelirleri artarak devam ediyor.

Hemen belirtelim ki, bankaların faiz gelirleri sürekli artarken ülkemizde enflasyon tırmanışını sürdürüyor. Enflasyonun dar ve sabit gelirlinin cebindeki paranın zenginlere aktarılması anlamına geldiği düşünüldüğünde uygulanmakta olan ekonomik sisteme bir soygun sistemi demek yanlış olmayacaktır. Ve bu soygun düzeni de sürekli yerli ve yabancı sermaye çevrelerinin hesabına işliyor. Böyle olunca da bu düzen devam ettiği sürece dar ve sabit gelirlilerin bırakın refah seviyesinin yükselmesini, sürekli olarak ezilmeye devam edeceklerini söylemek yanlış olmayacaktır. Sadece ücretlere son olarak yapılan artışlarda emeklilerin unutulmuş olması bile sistemin nasıl işlediğini göstermeye yetecektir. Çeşitli kesimlere yapılan zamların yanında emekliler, günlerden beri “Biz niçin unutulduk?” diye soruyorlar. Çünkü emeklilerin büyük bölümünün aldığı 7 bin 400 liralık ücret bırakın yoksulluk sınırını, açlık sınırın bile altında kalıyor. Bu arada çalışanlara ödenmesi gereken en az ücret asgari olarak belirlenip ilan edilmesine rağmen söz konusu ücret çalışanların eline geçmeden eriyip gitmiş durumda. Kısacası, parası olanları üzmemek için fakir fukaranın sürekli olarak sıkıntısı artıyor. Özetle altta kalanın canı çıksın sistemi uygulanıyor demek yanlış olmayacaktır.

Hâlbuki bir toplumda sadece bir kesimin korunuyor oluşu o toplumda huzursuzluğu tetikler. Bu arada ülkeyi yönetenlerin her fırsatta yaptıkları açıklamalara göre, devlet yardımı yapılan sosyal destek alanların sayısı sürekli artıyor. İşin garip tarafı, sosyal desteğe muhtaç olanların sayısının artışı da ne yazık ki, bir övünç vesilesi olarak kullanılıyor. Hâlbuki devlet, yardıma muhtaç insan sayısını azaltmak bir yana yok etmekle görevlidir. Çünkü devletin asli görevi, yardıma muhtaç hale getirdiği insanlara yardım yapmak değil, insanların yardıma muhtaç olmadan hayatlarını devam ettirmelerini sağlamaktır. Aksi halde devlet sağlıklı işlemiyor demektir.