Bugünlerde tüm dünyada yaşanan gelişmeleri otantik olarak yani sadece iç gelişmelere bağlı olarak açıklamak gibi bir hastalık var. Meselelerin sosyolojisi elbette önemlidir. Ancak öylesine ileri gidiliyor ki olayların dış boyutu hiç yokmuşçasına gözden kaçırılıyor. Hâlbuki meselenin 10’da 9’u iç kaynaklı olmasına rağmen, dış boyut olayların fitilini ateşlemesi açısından 10’da 1’i teşkil etse bile bazen daha tesirli olabiliyor. Bu durum da kuşkusuz ülkelere dışarıdan müdahalede bulunan aktörler açısından büyük bir avantaja karşılık geliyor. Kimi ülkelerde bazı olaylar alevlenip sona eriyor, daha kimse nerden kaynaklı olduğunun teşhisini koyamadan tekrar başka gündemlerin esiri olunuveriyor.

Maalesef ülkemizde de bugün böylesine içine kapalı, olayların ulus ötesini görmekten kaçınan bir değerlendirme tutkusu almış başını gidiyor. Aslında biraz başımızı kaldırıp etrafımızda nelerin olup bittiğine dair ciddi bir analiz yapsak, hem dünyada hem de ülke içerisinde nelerin döndüğünü daha iyi kavrayabiliriz. Bu çerçevede aslında bugünlerde en çok tartışılması gereken ama nedense hiç gündeme bile gelmeyen bir aktörün altının çizilmesi gerektiğine inanıyoruz: Almanya.

Almanya’nın Tarihsel Tutkusu

Hepimiz Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın rolünün ne olduğunu iyi kötü biliyoruz. Batı’da Avrupalıların Avrupa Devletler Sistemi’ni Almanya’nın imparatorluk hırsı ve hayalini ortadan kaldırmak için kurduklarına dair yaygın bir kanaat vardır. Almanlar uzun zamanlar öncesinden bugünlere uzanan hep bir dünyayı yönetme hırsına sahip oldular. Bugünlerde de Batı’da Almanya’nın yeniden eski amaçlarına geri döndüğüne dair büyük bir tartışma başlamış durumda. Bazıları Almanya’nın bu yükselişinde Hitler’i ağızlarına almak istemediklerinden Bismarck dönemi Alman politikalarına atıf yapsalar da, Almanya’nın yeniden tarihinden gelen dürtülerle çaktırmasa da birtakım hazırlıklar içerisinde olduğu hissediliyor.

Alman Hegemonyası mı

Avrupa’nın 2010 ve 2011 yıllarında iyice derinleşen borç krizi esnasında kıtanın egemen gücü olarak ortaya çıkan ve zor durumda olan tüm ülkelere yardımcı olan Almanya, diğer taraftan Yunanistan ve İspanya gibi ülkelerin ekonomi politikalarında kemer sıkma ve reform paketlerini zorla uygulatarak hegemonya iddialarını arttırmıştı. Fransa ve İngiltere’nin de geri çekilmesi ile birlikte gerçekten de ekonomik anlamda Avrupa’da bir Alman üstünlüğü ortaya çıkmışken, bu durum siyasal alana en azından Avrupalılardan gelecek tepkilerden dolayı çok fazla yansımış durumda değildir. Ancak Alman dış politikasının Avrupa dışındaki kimi bölgelerde gücünü her geçen gün arttırdığı da gözden kaçırılmamalıdır. Mesela kimsenin başaramadığı Filistin’deki FKÖ ve HAMAS arasındaki barışın Almanya’nın hamlesiyle gerçekleştiği unutulmamalıdır. Bütün bu gerekçelerle Almanya henüz küresel anlamda hegemonik kimi iddialarını hâlâ dillendirmemiş olsa da, gelecekte ben de buradayım diyerek ortaya çıkacağı gittikçe kesinleşen bir durumdur.

Batı’da Kutuplaşma

Almanya henüz Amerikan hegemonyasına karşı bir güç olarak ortaya çıkmasa da, bölgesel anlamda takip ettiği kimi politikalardan Amerika’nın rahatsız olmaması mümkün değildir. Her geçen gün büyüyen Alman etkisi bir gün muhakkak bu iki aktörü karşı karşıya getirecek gibi görünmektedir. Bizim iddiamız ise bugün hiç gündeme getirilmese de bu karşılaşmanın ilk nüvelerini yaşamış olduğumuzdur. Her iki ülke de birçok meselede kendi özgün politikalarını uygulatmak istemektedir. Bu doğrultuda hedefledikleri politikaların uygulanması açısından da kimi bölgesel aktörleri kendi saflarına çekmek istemektedirler. İşte bu kutuplaşmanın Türkiye’yi ilgilendiren en önemli noktası da burasıdır.

Türkiye’ye Yansımaları

Öyle görünüyor ki hem ABD hem de Almanya Türkiye’nin öneminin fazlasıyla farkında. Her ikisi de Türkiye’yi kendi saflarına çekmek istiyor. Çok kısa bir zaman önce Suriye konusunda ABD’den destek alamayan Türkiye’nin Almanya ile stratejik ortaklığa geçiş yaptığı unutulmamalı. Akabinde gerçekleşen Erdoğan’ın Obama ziyareti ve en son ortaya çıkan Gezi Parkı olayları hiçbiri birbirinden ayrı düşünülmemesi gereken olaylardır. Gezi olaylarının ilk ortaya çıktığı günlerde Alman vakıflarına aktarılan paralar denetlenirse bazı şeyler daha netleşecektir. Tabi bu ataktan sonra ABD’nin CNN atağını da unutmamak gerekir. Velhâsıl-ı kelâm Türkiye’de yaşanan son gelişmeleri de bu çekişmenin bir ürünü olup olmadığı konusunda tartışmakta yarar var. Geçmişte darbeler de dâhil Türkiye’ye yapılan tüm müdahaleler dış politikasında arzu edilen kimi değişiklikler için organize edilmişti. Ama bunları kim tartışacak mesele çoktan seçim yatırımına dönüştü bile…