Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Allah’ın yardımı; Allah’ın rızası, saadet dini ve düzeni İslam’a yardım edenleredir. Allah, müminlere yardımını şarta bağlamıştır. Hac 40: “…Allah, cihadı benimseyerek, emirlerini yerine getirerek dinine, peygamberine yardım edene, elbette yardım edecektir. Allah güçlü, kudretli, üstün ve hükümrandır.” Muhammed 7: “Ey iman edenler, eğer siz Allah’a, Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder. Ayaklarınızı, yolunda sabit kılar, sağlam tutar.” Bu iki ayet, Allah’ın yardımının esasını ortaya koyar. Milli Görüşçü olmak, şuurlu Müslüman olmak demektir. Şuurlu bir Müslüman; Allah’ın yardımının, imana ve cihada olduğunu bilir. Allah, adildir, kimseye zulmetmez. Kur’an’a göre hayat; bir imtihan, daha doğrusu bir imtihanlar zinciridir. Göklerin ve yerin yaratılma sebeplerinden birisi de, insanın imtihana tabi tutulmasıdır. Ölüm ve hayatın yaratılması da aynı imtihan içindir. Allah, insanlardan, doğru adımlar atmasını ister. Allah insanlardan; verdiği nimetlere, bu nimetlerin zirvesi İslam nimetine şükür mü, yoksa nankörlük mü edileceğini sınar. Kul ile Allah arasındaki ilişkiler, kul önceliklidir. Kul, iman edip Allah’a ve Resulüne itaat edecek, ibadet, hilafet, emanet ve imaret görevlerini titizlikle yapacak ve Allah da onlara yardım edecektir. Kul; şükrederse, Allah nimetlerini artırır. Kul; ihsan ederse, Allah da kulunu sever. Kul; Allah yolunda, Kur’an’ın adil düzenini hâkim kılmak için cihat ederse, Allah onları kendi yollarına eriştirir. Kul; dua ederse, Allah de duasına karşılık verir. Kul; ihtiyaç sahibi bir kardeşinin ihtiyacını, yetkim yok, imkânım yok demeden giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kul; Allah’ı zikrederse, Allah da kulunu zikreder. Kul; Allah için bir adım atarsa, Allah da kuluna bir arşın yaklaşır. Kul; yürüyerek Allah’a doğru giderse, Allah da koşarak cevap verecektir. Allah, iman edip yolunda cihat eden, salih amel işleyen kullara, daha önceki ümmetleri hâkim kıldığı gibi, yeryüzünde halife kılacak, dinlerini yerleştirip koruyacak, yani onlara devlet ve iktidar nimetini ihsan edecektir. Yeter ki kullar; zafere, devlet ve iktidara layık olsunlar. Bu da kendiliğinden olmaz. Bu konularda her kul; özellikle emir sahipleri, âlimler ve her şuurlu Müslüman, hesaba çekilmeden önce, nefislerini hesaba çekmelidirler. Emaneti ehline vermeyenlere, görevlendirmelerde ehliyet ve liyakate dikkat etmeyenlere, kardeşlik hukukunu gözetmeyenlere Allah yardım elini uzatmaz.

ZAHMETSİZ RAHMET OLMAZ

Allah, sebeplere mahkûm değildir ama dünyayı bir sebepler kanununa bağlı kılmıştır. Yere eken göğe bakar. Yere bir şey ekmeyenin, göğe bakıp yağmur ve rahmet beklemesi olmaz. Sünnetullah; Allah’ın kâinattaki değişmez işleyiş kanunları, sebep-sonuç ilişkilerine oturtulmuştur. Kul; Allah yolunda cihat edip, Kur’an’ın adil düzenini, din ve düzen olarak İslam’ı hayata ikame edecek ki, O da kuluna yardım etsin. Hak-batıl mücadelesi imtihanı başka türlü olmaz. İman edenler; kendilerinden önceki müminlerin sünnetullah gereği başından geçen sıkıntılara göğüs gerecek ve “Allah’ın yardımı ne zaman?” diye tavırları ve dilleriyle o yardımı bekleyip hak kazanacaklar ki, Allah’ın yardımı yakın olsun. Allah’ın yardımı olmadan başarı yoktur. Zafer; yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah’tandır. Müminlere yardım etmeyi Allah üzerine hak olarak almıştır. Allah; iman edip mallarıyla ve canlarıyla, yolunda cihat edenlerin günahlarını bağışlamayı ve onları cennete koymayı vaat ettiği gibi, onlara ilahi yardımı ve yakın bir fethi de vaat eder. Bir kısmı “ensar” olan ashabın Allah’ın yardımına nail olup kısa bir zaman içinde maddi ve manevi her alanda dünyanın en büyük gücüne sahip olması, O’nun yardımıyla zaferden zafere koşmaları, işte bu şuura sahip olmalarındandır. Onlar öncelikle Allah’ın dinine yardım ettiler, Allah da onlara yardım etti. Onlar, Allah’a doğru adım attılar, Allah da onlara daha güzeliyle mukabele etti. Önce İlahi yardıma, zafere ve devlete liyakat kesp ettiler, Allah da onlara kapılarını açtı. Günümüz Müslümanlarının zillet içinde olmaları, zanlarındaki İslam’ı, Kur’an’ın telkin ve teklif ettiği İslam’ın yerine ikame etmiş olmalarındandır.

HAZIRCILIK

Kul, kesp edecek ki Allah da onu yaratsın. Günümüz Müslüman’ı, hazırcılığa, kolaycılığa, görevlerini ihmal edip çıkarlarını öne çıkarmaya, hürriyeti ve adaleti savunup sorumluluktan kaçmaya, İstişareden uzaklaşıp, kedi bireysel kararıyla yaptığı hatlı işlerde kendi nefsini savunmaya, cihat gibi Allah’ın yardımına ulaştıracak vesilelerden uzaklaşmaya meyyal olduğu için Allah’ın yardımı da gelmemektedir. Kasıtsız dua, dua değildir. Önce fiili dua etmek gerekir ki kavli dua anlam kazansın. Müslümanlığın özü, iman ve cihattır. Bakara Suresi’nin 214. ayeti üzerinde, her şuurlu Müslüman’ın tefekkür etmesi gerekir. “Ey müminler! Yoksa siz, sizden önce gelip geçen müminler gibi sıkıntı çekmeden cennete girebileceğinizi mi sandınız?

Onların başına öyle ezici sıkıntılar ve kımıldatmaz darlıklar geldi ki ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda peygamber ve onunla birlikte inananlar: “Allah'ın vaat ettiği yardım ne zaman gerçekleşecek?” diye feryat etmişlerdi. Gözünüzü açın, Allah’ın yardımı daima yakındır.”

Bu ayette eşsiz bir terbiye örneği vardır. Müslümanlar, özellikle Milli Görüş mensupları için başarının yolu, iman ve cihattır. Allah yolunda sıkıntılara katlanmak, güçlüklerden yılmamaktır. Tembellikten, dünyevileşmekten, nefsin hevasından, tefrikadan, ben bilirimcilikten uzak olmaktır. Tebliğ ve davet yapılmadan, kötülüklerle mücadele etmeden, İyiliği emreden, kötülükleri men eden bir ümmet, sağlam bir teşkilat olmadan, kenetlenip kucaklaşmadan, fikri ve düzen çalışmaları yapmadan zafere ulaşılmaz, cennete girilmez. Olmadan olmaz. Selam hidayete tabi olanlara…