Yaşadığımız hiçbir olay yok ki Erbakan Hocamız yıllar öncesinde bizi o konuda uyarmış, hastalığı tespit edip reçeteyi de sunmuş olmasın. Sokağa dökülen yüzü maskeli, elleri silahlı insanları gördükçe, her ilden bir saldırı haberini, bir canlı bomba uyarısını duydukça, ölüler ve şehitlerimiz arttıkça “Yine haklı çıktın Hocam” demekten kendimizi alamıyoruz...

Evet, haftalardır gündemimizi meşgul eden, hem yüreğimizi burkan hem de içimize korku salan terör olaylarından bahsediyoruz. Biliyoruz bu topraklarda terör hiç bitmedi fakat zannediyoruz ki hiçbir zaman da bugünkü kadar zirvede olmamıştı.

Olaylar arttıkça herkes konuşuyor. Tansiyon tırmandıkça çözüm üzerine fikirler üretiliyor. Açık oturumlar yapılıyor, bölgeler ziyaret ediliyor. Bizimse kulağımıza hemen yıllar öncesinin bir Meclis konuşması doluyor: “Terör ancak şahsiyetli dış politikaya dönmekle, İslam Birliğini kurmakla önlenir” diyor ve bunun haricinde atılan bütün adımların yetersiz kalacağını söylüyor Hocamız. Ve söylediği şu şey durup durup tekrar düşünmemizi gerektiriyor: “Biz böyle değildik. 1400 yıl tek bir vücut idik. Vücutlarımızı birbirine siper ettik. Çünkü bizi Müslüman kardeşliği birbirimize bağlıyordu.”

Evet, biz Alevisiyle Sünnisiyle Türküyle Kürtüyle aynı toprakları paylaşan, örfler, ananeler, kültürler farklı da olsa aynı bayrak altında birleşen ve bu farklılıktan gocunmayıp bunu bir zenginlik olarak gören kardeşler idik. Bizim bir olmamız, bütün olmamız bizi güçlü kılıyordu. Çanakkale’yi geçilmez yapan, Kuva-i Milliye ruhunu ortaya çıkaran bu kardeşlikti. Bu kardeşlik sayesinde bileğimizi kimse bükemiyor kimse karşımızda duramıyordu.

Bunu gören dış güçler, bizim vatanımıza, milletimize, kardeşliğimize olan bu düşkünlüğümüzü bilen Siyonistler de yıllardır bizi bölmek, aramıza nifak sokmak ve vatanımızı parçalamak için uğraşıyordu. Ve maalesef hedefledikleri Türkiye’ye hiç bu kadar yaklaşamamışlardı...

Oysa yapılacak olan bellidir. İlk başta hepimizin Al-i İmran 103. ayetine sarılması ve bu ayetin manasını bugünkü yaşadığımız olaylar çerçevesinde yeniden düşünmesi lazımdır.

“Toptan Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini anın. Düşmandınız, kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz...” diyen Rabbimiz bunu yalnızca 14 asır öncesi yaşayan Müslümanlara mı söylemişti acaba Devamında: “Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size böyle ayetlerini açıklar.” derken, yapılan onlarca açık oturumların, Meclis konuşmalarının neden sonuçsuz kaldığını, neden ortaya bir çözüm çıkamadığını söylemiyor mu bize Her yerimiz molotoflu ateşlere dönmüşken, cidden yaşadığımız günler tam da bir ateş çukuru olmuşken, doğru olan tek reçetenin yine kardeşlik, illâ kardeşlik olduğunu anlamamız için bu ayeti daha kaç kez okumamız lazım

Kardeşliğin ne denli önemli olduğunu kavramamız için, Allah Rasulü’nün Medine’ye gider gitmez yaptığı ilk icraattan birinin muhacir ve ensar arasında kardeşliği sağlamak olduğunu daha kaç siyer kitabından okumamız lazım Her iki kişiyi birbirine kardeş ettiğini ve bu kardeşlik sayesinde sevgi ve muhabbetlerindeki artışı, birbirlerinin canlarını ve mallarını nasıl birbirlerine siper ettiklerini kaç kez dinlememiz lazım

Ya da şöyle soralım, bizler Türkler olarak Kürt kardeşlerimize, Kürtler olarak Türk kardeşlerimize tiksinerek bakmaya devam edersek onların eriştiği mertebelere nasıl erişebiliriz ...

“Vakit doldu” demeye çok az kalmışken yine birbirimize sarılmalıyız, yine kardeşliğimize sarılmalıyız. Siyonistlerin ve onların kuklası yöneticilerin üzerimizde tasarladığı her türlü oyunu boşa çıkararak yine aslımıza, özümüze dönmeliyiz.

Unutmamalıyız ki Türk olsun Kürt olsun, bizlerin oyunu alarak kendilerini garantiye almış olan yöneticilerimiz değil, bu kargaşadan zararlı çıkan yine bizler, bizim evlatlarımız olmaktadır. İçimizi yakan her ölüm haberi aynı anda bir Türk bir Kürk kardeşimizin evine düşmektedir.

Hal böyle iken bizim ırkçılık yapmamız kadar komik ve bizi çözümden uzaklaştıran bir şey olamaz! Çare belli, çözüm ortadadır. Bu dönemde kardeşliğe ekmek ve su, İslam Birliğine ise oksijen kadar ihtiyacımız vardır. Atılacak olan her adım bunun üzerine atılmalı, her tedavi buradan başlatılmalıdır.