Türkiye, teröre karşı artık var olma noktasında bir zorunluluk haline dönüşmüş olan ve uzunca bir süredir ertelenmiş bulunan ucu açık savaşı tüm riskleri göz önüne alarak başlatmış bulunuyor.
Burada, “Yeni Ortadoğu” ve “Yeni Dünya Düzeni”nde gelinen son aşama Türkiye’ye başka bir seçenek bırakmamış görünüyor. Daha somut bir ifadeyle, “Arap Baharı”nın başka baharları tetiklemeye yönelik verdiği sinyaller bu yeni süreçte fazlasıyla belirleyici olmuş durumda.
Yangın artık içimizde!
Bundan ötürü, savaşın temel nedenini sadece güncel siyasi gelişmelerle izah etmek fazlasıyla eksik ve yanlış olur.
***
Hiç kuşkusuz, burada mevcut siyaset, uzunca bir süredir uygulanan hatalar zincirinin bir nedeni ve aynı zamanda bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat bu içinde bulunulan koşullar itibarıyla şu an için ayrı bir tartışma mevzuudur.
Devletin varlığının ve bekasının tartışılır bir hale geldiği noktada bu tür tartışmaların hiç kimseye faydası yoktur. Dünyada hiç bir devlet kendi varlığının daha fazla tartışılmasına müsaade etmez. Türkiye’de düne kadar sorulan “devlet nerede” sorusu bu açıdan oldukça önemlidir.
“Devlet nerede” sorusu sorulmaya başlandığı andan itibaren ise, sizin hiç bir süreci kontrol edebilmeniz mümkün değildir. O yüzden bu operasyonlar öncelikle bu soruya önemli bir cevap niteliğindedir. Zihinlerde ve ülkede var olan güç boşluğunu doldurmaya, alan hakimiyetini sağlamaya yönelik bir kararlılık gösterisidir.
Bundan dolayı da, devletin varlığı yeniden tesis edilene kadar bu savaş çok boyutlu bir şekilde devam edeceğe benzemektedir.
***
Bu savaşın öncelikli üç temel hedefi ön plana çıkmakta. İlki, ülkeyi bir iç savaş ortamından korumak. İkincisi, yakın çevresinde Türkiye’yi de içine çekmesi güçlü bir olasılık haline gelmiş olan bölgesel bir savaşı engellemek ya da en azından onun içinde yer almamak. Sonuncusu ise, bu yeni operasyonlar ile dış politikada yeni bir dönemi başlatmak.
Türkiye’nin üçüncü hedefine eş zamanlı bir politika uygulayarak ulaşması gerekiyor. Bir taraftan teröre taviz vermeden bu konuda kararlı olduğu mesajını vermek, diğer taraftan da bu mücadelesini ortak bir tehdit halinde sunarak bölgesel ve uluslararası desteği yanına çekebilmek.
Aksi takdirde bu savaş kendisinin bir savaşı olur. Ve sadece terör örgütleri ile savaşmaz!
***
Dolayısıyla bu iki tehdide karşı alan hakimiyeti sağlamaya yönelik ön alıcı bir operasyon söz konusu. Bunun için de terör örgütlerinin belkemiğinin kırılması ve bölge halkına tekrardan güvenin telkin edilmesi gerekiyor. “Ön alıcı savunma” ya da “ön alıcı güç kullanımı” yöntemine başvurulmasının nedeni de bu.
Burada altı çizilmesi gereken önemli bir husus ise, bu operasyonların herhangi bir etnik ya da mezhepsel grubu hedef almadığı gerçeğidir. Bilakis, yapılan bölgedeki tüm unsurların güvenliğinin ve temel hak-özgürlüklerinin korunmasıdır.
***
Bu kapsamda, Barzani’nin yaptığı açıklama oldukça dikkat çekicidir. Barzani’nin açıklaması, Şeyh Mahmut Berzenci’den bu yana Kuzey Irak Kürtlüğü’nün gerek Osmanlı gerekse de Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik tavrının devam eden bir göstergesi olmuştur.
Eğer süreç başarılı bir şekilde devam ederse bölge farklı gelişmelere daha açık bir hale gelecektir. Örneğin, “Hatay Modeli” Türkiye’nin ve bölge halklarının gerçek anlamda güvenliği için belki bir kez daha uygulamaya konulacaktır.
***
Zaten sorunun başlangıç noktası da bu modelin olası uygulama alanları değil mi
Tüm kavga 2K olarak adlandırdığımız bu hat üzerinde. Ama öncelikle Türkiye’nin kendi içerisinde birlik ve beraberliği her ne pahasına olursa olsun sağlaması gerekiyor. Birlik ve beraberlik tüm oyunları bozacak, “Yeni Bir Dünya’nın İnşası”nın yolunu açacaktır!
O yüzden provokasyonlara gelmeyelim ve inadına birlik diyelim!