İçİnİzden bugüne kadar Allah’a borç veren var mı hiç Üstelik karşılığını beklemediğiniz ve güzel olan bir borç
“Allah’a borç verilir mi” diye şaşıranlarımız olabilir. Fakat Rabbimiz bu tabiri Yüce Kitabında kendisi kullanıyor ve “Allah’a güzel bir borç verecek olan kimdir ” (57/11) diye soruyor. Yani En Zengin olarak, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Samed olarak, tüm kâinatın sahibi olan Melik olarak bizlerden, kendi yarattıklarından, aciz, güçsüz ve alabildiğine fakir olan kullarından borç istiyor.
Peki, bu kastedilen nasıl bir borç ki böylesine önem arz edip yer yer tekrar edilsin Neyi anlatmak ister ki Rabbimiz sık sık, mahiyetini bilmediğimiz için ilk etapta hepimize garip gelen bu isteğini yinelemekle
İlk bakışta sadece maddi bir şeyler çağrıştırabilir kafamızda, duyduğumuz bu ilahi çağrı. Fakat öyle geniş bir çerçeve çizilebilir ve herkes kendine, Allah’a borç vermek için öyle güzel yollar bulabilir ki! Bu borç, bir kişi için infak olup Allah yolunda malını harcamak olabilir, başka bir kişi için maddi imkânı olmadığından dolayı bedeniyle Allah yolunda harcanmak olabilir. Ama neticede Allah adına düşünmek, Allah adına konuşmak, Allah adına infak etmek, Allah adına sadaka vermek, Allah adına kavli ve fiili cihad etmektir bu borç.
Öyle ki kimi varlıklı olsun ya da olmasın, fakir fukarayı gözeterek, yetimlerin yüzünü güldürerek, sokağında, mahallesinde, apartmanında aç yatanlar oldukça kalbi daralarak bol bol sadaka ile verir Rabbine bu borcu. Kimisi Allah’ın dininin hâkim olması için davasına, düzenli infakta bulunarak verir...
Kimi bir daha geri gelmeyecek olan gençlik yıllarını, dünyalık peşinde koşturarak değil, Allah yolunda kendini ilme adayarak verir bu borcu. Kimisi Hak yolda adımlarımı nasıl daha fazla artırabilirim telaşıyla verir…
Kimi her bunaldığında, her sıkıldığında ve her öfkelendiğinde, çocuk yetiştirmenin cenneti kazandıracağını hatırlayarak ve bir kez daha yavrularına gülümseyerek verir bu borcu. Kimisi kıymetinin bilinmediğini bilse ve karşılığında kötü muamele görse bile yalnızca Allah emretti diye eşine itaat ederek…
Kimi etrafındaki tüm arkadaşları çağa ayak uydurmuş da olsa, dininin emrettiği edep ve iffetini kıyafetleriyle, başında taşıdığı örtüsüyle destekleyip sistemin ve modanın dayatmalarına direnerek verir bu borcu. Kimisi diplomasının kölesi olarak değil onu kendisine ve Allah’a hizmete köle ederek verir…
Kimi bugününün bir daha gelmeyeceğini bilerek “hayır heybeme daha fazla ne doldurabilirim” derdiyle yoğrularak verir bu borcu. Kimisi yoğunluğuna ve yorgunluğuna rağmen verilen göreve sağına soluna bakmadan “Ben yaparım” diyerek…
Her nasıl olursa olsun bu ayeti okuyan insan bilir ki bu çağrı, sadece zenginlere, varlıklılara, hali vakti yerinde olanlara, imkânları geniş olanlara değil, genel olarak tüm yaratılanlara ve Kur’an’ı muhatap alanlara seslenir. Yani bizim Allah’a borç verebilmemiz için imkânlarımızın geniş olması şart değildir. Bizim Allah yolunda çalışabilmemiz için vaktimizin bol ve boş olması da gerekli değildir.
Varken herkes verir, önemli olan yoklukta verecek bir şeyler bulabilmektir. Boşken herkes hizmet eder, önemli olan dar vakitlerde koşturabilmektir. Kolay olanı herkes başarır, önemli olan zor olanı başarabilmek için gayret etmektir. Bu yüzden öncesinde gelen ayeti kerimede Rabbimiz “İçinizden Mekke fethinden önce mal harcayanlar ve savaşanlar, daha sonra mal harcayanlar ve savaşanlarla bir değildirler” (57/10) buyurarak onların, diğerlerine göre daha üstün olduklarını hatırlatıyor.
Evet, kolay değildir verecek çok az şeyimiz varken karşılıksız borç vermek. O halde herkes elinde neyi olduğuna baksın. Bize kat kat artırılacak olan ve karşılığında üstün ve onurlu bir ecir alacağımız (57/11) bu “Kim” sorusuna “Ben” diyebilmek için varımızı yoğumuzu dökelim ortaya. Gençliğimizi verelim, öğrenciliğimizi verelim, anneliğimizi verelim, mücahidliğimizi verelim…
Gece yarılarında İslam ümmeti için döktüğümüz gözyaşlarımızı ve dağılan ümmeti toparlamak için akıttığımız terlerimizi verelim. İlim öğrenmek adına yıprattığımız gözlerimizi, yeni bir dünya yolunda yorduğumuz ayaklarımızı verelim.
Zamanımızı, sağlığımızı, umudumuzu, uykularımızı, rahatımızı, paramızı, canımızı, isteyen varken ve şansımızı kaybetmemişken neyimizi verebiliyorsak verelim. Malının tamamını infak eden, düğün günü cihada çıkan, iki ayağından birini, iki gözünden birini, tüm zevk ve sefalarını Allah’a borç veren ashabın sevdasıyla verelim. Yaşamımızın da ölümümüzün de sahibinin O olduğunu bilerek, zaten bizde emanet olan şeyleri asıl sahibine verelim!