“Elçi” denince akla ilk, devletlerde karşılıklı olarak devamlı kalacak “büyükelçi”ler gelir.

Bizim konumuz onlar değil.

Sevgili Peygamberimiz’in bir tek tebliğ görevini yerine getirmek için gönderdiği elçilerdir.

Günümüzde elçilerin ve konsolosların en önemli görevleri, gittikleri ülkelere kendi ülkesi arasında siyasi ve ticari ilişkilerin başlatılması, düzenlenmesi ve devamının sağlanmasıdır.

Bu günlerde elçiliklerin siyasi, ekonomik, askeri, eğitim gibi konularda başkanı temsil konusunda eskisi kadar ağır görevleri kalmamıştır.

Teknolojinin ilerlemesi nedeniyle başkanın ağzından çıkan veya klavyesinden internete düşen sözü, kendi elçiliğine ulaşmadan dünya insanına ulaşmış demektir.

Hemen karşı devlet o söze karşı telefon veya yine internet aracılığıyla cevabını vermektedir.

Konsoloslar da, o ülkedeki vatandaşlarının sorunlarını çözer, noterlik görevi yapar, vatandaşlarını korur, ticari ve sınai faaliyetlerde ülkesinin çıkarlarını korur ama benim Fransa’da çalıştığım zamanlarda Lyon fahri konsolosluğu 1974 yıllarında işçilere zulmetme merkezi olarak çalışırdı.

Hatta o günlerde zulüm o kadar ayyuka çıkmıştı ki, Tercüman gazetesinde, dünyaya “anahtar deliği”nden bakan yazar, fahri konsolosun, Fransa’ya Türkiye’den göç eden bir Ermeni olduğunu yazmıştı.

1980 ve doksanlarda Avrupa’nın hemen her tarafında sakallı ve başörtülülerin elçiliklere girmesi çok zordu.

Hatta 2008’de bile ben, Kırgızistan’da büyükelçilikte etkili yetkili bir sınıf arkadaşımla telefonla görüşmek istediğimde bir lokantayı adres verdi, orada görüştük. Nedenini sorduğumda, “Senin sakallı olduğunu ben biliyorum. Büyükelçimiz sakallı Müslümanların elçiliğe girişini yasakladı” demişti. Kırgız halkı Müslüman, Türk halkı da Müslüman ve bu ikisi arasındaki arabozuculara bakın. 1440 yıl sonraki halimize bakın.  Bir de, Sevgili Peygamberimiz’in Medine-i Münevvere’den Roma imparatoruna yazdığı mektuba bakın:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla; Allah’ın kulu ve Rasülü Muhammed’den, Rumların büyüğü Heraklius’a: ‘Hidayete tabi olanlara selam olsun’ dedikten sonra seni tam bir İslami çağırışla İslam’a çağırıyorum. Müslüman ol, selamete eresin. Böylece Allah senin mükafatını iki kat verecektir.  Eğer yüz çevirirsen halkının günahı senindir. ‘Ey kitap ehli, Allah’tan başkasına kulluk yapmamak, hiçbir şeyi O’na ortak koşmamak, Allah’tan başka ba’zımız ba’zımızı Rabb edinmemek için, bizimle sizin aranızdaki ortak bir kelimeye geliniz. Eğer yüz çevirirlerse ‘Şahit olun biz Müslüman’ız’ deyin.’ (Al-i İmran 3/64) (Buhari, Sahih, K. Bedü’l-Vahy) Çağımızda sağcı ve solcularımızın güç ve kuvvet anlayışı ile bakarsak Sevgili Peygamberimiz’in ashabı, mali durumları ve silahları ile, Doğu Roma imparatorunun veya Sasani/Fars İmparatorluğu’nun gücü kıyaslanmaz bile.

Ama Sevgili Peygamberimiz, gücünü Rabbinden aldığı için onlara acıdığından, onların da bu dünyada servetten, yiyecek ve içecekten, ticaretten daha fazla ihtiyaçları olan imana onları davet ediyor.

Halkının çoğunluğu Müslüman olan elli kadar devletten hangisinin elçisi, Birleşmiş Milletler’de bu mektubu okuyarak Müslüman olmayanları İslam’a davet