2007 yılında İsveç’in yerel gazetesi Nerikes Allehan’de Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e hakaret içeren karikatürleri yayınlayan Lars Vilks, yıllar sonra 4 Ekim 2021 tarihinde trafik kazasında yanındaki iki koruma polisle birlikte yanarak ölmüştü. Bazı kardeşlerimiz “İslam düşmanı yanarak öldü, Allah intikam aldı” diye sevindi. Ne var ki, Lars Vilks’ten daha eşet nice İslâm düşmanı kâfir vardır ki yaşamaya devam etmektedir.

7 Ocak 2025 tarihinde ABD’nin California eyaletinin Los Angeles şehrinde çıkan yangında onlarca kişi öldü, 180 binden fazla kişi bölgeden tahliye edilerek canını zor kurtardı; binlerce dönüm arazi ve orman yandı. Bazı kardeşlerimiz yine Gazze’nin Siyonist bombalarla tahrip edildiği fotoğraf ile ABD’deki mezkûr yangının fotoğrafını birlikte paylaşarak “Allah, ABD’den intikam alıyor” dedi. Ne var ki, zulmün fâili olan Siyonist İsrail’in başbakanı Netanyahu, doğduğu yer Tel Aviv; zulme destek veren ABD Başkanı Biden ve doğduğu yer Pensilvanya yangından nasibini almadı.

Avrupa’da mübarek kitabımız Kur’an-ı Kerim’i yakan bir kâfirin aradan belirli bir süre geçtikten sonra ölmesini yorumlarken de “Allah, intikam aldı” diyen kardeşlerimiz var.

Hatta işi biraz abartan bazı kişiler, sevmediği bir kişinin amansız hastalığa yakalanmasını yahut bir musibete düçâr olmasını da “belasını buldu” şeklinde yorumlama eğilimindedir. Oysa, ihlaslı müminler de bazen amansız hastalığa mübtela olmakta, müsibete uğrayabilmektedir. Bunlar belayı hak ettiği için mi yoksa imtihanla bağlantılı böyle bir belaya mübtela olmaktadır?

Her ne söylenirse söylensin; mevzubahis tespitleri, Müslüman kimlikli kişilerin iyi niyetli yorumları olarak görmek gerekir.

Müslümanlar, üç asırdır Batı karşısında Mağlubiyet Psikolojisi’ne mübtela ile İslâm devlet nosyonundan uzaklaştığından, bütün kötülük, zulüm, küfür ve şirkle bireysel mücadeleden başka çareleri kalmadığından, fikirleri de zaman içinde evrilmiş görülmektedir.

Normal şartlarda zulüm, kötülük, küfür ve şirkle mücadeleyi devlet yapar, halk destekler. Son üç asırdır Mağlubiyet Psikolojisi’ne esir olan, Batı karşısında yenilmişliğin de etkisiyle yönünü tamamen Batı’ya çeviren Müslüman kitlenin “emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker” refleksi kaybolmuştur.

Fertler açısından bakıldığı zaman iş, için içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Sırtını yaslayacağı İslâm devlet modeli yok, yıllardır yenilginin verdiği mağlubiyet psikolojisi ve bütün gücü arkasına almış Batı karşısında tek başına mücadele etmek zorunda kalış, bütün sorunları “Allah’a havale etmekle” halletme anlayışına dönüşmüştür.

Tevekkül anlayışımız bile değişmiş. Fertlerin elinden gelen bütün gayreti gösterdikten sonra işin akıbetini Allah-u Teâlâ’ya bırakması gerekirken, iş sadece dua ve bedduaya indirgenmiştir. Elbette “Dua, müminin silahıdır” ancak sadece kavli duayla yetinilip fiili duaya tevessül edilmemesi, yani dua silahıyla birlikte gereken, “irade, azim ve gayret” gibi etkenler terk edilince, Müslümanların her türlü kötülük, zulüm, küfür ve şirkin cezasının Allah-u Teâlâ tarafından hemen verilmesini beklemesi tabiidir.

Mesele sadece Müslüman kimlikli kişilerin iyi niyetli yorumlarından ibaret değil elbette. Bir de İslâm düşmanlarının Allah-u Teâlâ’nın yeryüzündeki hâkimiyetini sorgulaması yönüyle de ele alınmalıdır. Bu sapkın güruhun “Allah çok güçlüyse, neden Gazze’ye yardım etmiyor?” dediğine şahit olmaktayız. Zaman zaman bu tür sorulara muhatap da olmaktayız.

Bu yüzden gerek iyi niyetli Müslümanların gerekse İslâm düşmanlarının maksatlı ve sinsi sorularına cevap vermek gerekir.

Meselenin aslı nedir? Allah-u Teâlâ kulundan intikam alır mı? İntikam alırsa bu ne şekilde tahakkuk eder? Allah-u Teâlâ’nın mühlet vermesi nedir? Kulun bu olup bitenleri düzeltmede, kötülükleri engellemede rolü ve görevi var mıdır; varsa etkisi ve sınırları nelerdir?

Bütün bu sorulara gelecek yazılarda cevap arayalım İnşallah.

(Devam edecek)