Yeni alkol düzenlemesi dolayısıyla tanık olduğumuz

tartışmalar, yeni bir akletme tarzının Müslümanlarca benimsenmeye başladığını

gösterdi. Yasanın kamuoyu önünde savunulma biçimi; dünyaya, hayata ve insana

bakışımızı, insanın insanla, insanın Yaratıcısıyla olan ilişkisini derinden

etkileyen, gelenekten koparıp modernite içinde yeniden şekillendiren güçlü bir

ideolojik ve kültürel vakumun varlığına delalet etmektedir.

Yasaya karşı çıkan kesimler laik yaşam tarzına müdahale

argümanına başvurdu; bunun haklar ve özgürlükler açısından bir gerileme

olduğunu savundu ve içki yasaklanıyor! sloganıyla panik havası oluşturmayı

hedefleyen bir propaganda yöntemini tercih etti. 

Düzenleme lehine ortaya atılan argümanlar ise bunun bir

kamu sağlığı, huzur ve güvenliği meselesi olarak savunulması istikametinde

oldu. Alkol düzenlemesinin mimarı olarak takdim edilen Ankara Milletvekili

Cevdet Erdöl, Dünya Sağlık Örgütü nün yaklaşımı üzerinden deliller getirmeye

çalıştı. Örgüte göre alkol önlenebilir ölüm sebepleri arasındaydı ve alkol

tüketiminin azaltılması tavsiyesinde bulunmuştu. Tartışmalar esnasında sık sık

Batılı ülkeler, ileri demokrasiler örnek gösterildi; benzer sınırlamaların

oralarda da olduğu vurgulandı (lakin böyle ülkelerde mesela cinsellikle alakalı

suçlarda alkol etkisinin azaltılması yönünde arzulanan sonuçların alınıp

alınamadığı sorusu gündeme gelmedi).

Hükümete yakın kimi yayın organları 9 Eylül 2013 günü

yasa yürürlüğe girerken daha abartılı bir tutum sergiledi. Düzenlemenin seçim

malzemesi yapılacağının bir alâmeti olarak İslami çizgide olumlu bir icraat

gerçekleştirildiğini ima etti ve içki yasakları başlıyor diye başlık atmaktan

çekinmedi.

Ortada hiçbir yasaklama girişimi olmadığı halde, alkollü

içkilerin tanıtımı, satış yeri ve saatlerine ilişkin bir düzenlemenin ötesine

geçilmediği halde taraftar ve muhaliflerinin böyle yansıtmaya çalışması, en

azından samimiyetten uzak bir tutumun varlığını gösterir.

Bunu söylerken alkollü içkiler meselesinde en etkili

çözümün yasaklamadan geçtiğini düşünmüyoruz; bilakis yeryüzünü kuşatan liberal

putperestliğin ve sömürü düzeninin tasallutuna karşı bütüncüllükten uzak bir

yaklaşım olurdu bu. Bu bakımdan mesela pop müzik konserleri daha mı az

tahripkardır Obezite daha mı küçük bir sapmadır Zinanın yaygınlaşması ve

cinsel sapkınlıkların meşrulaşması daha mı az önemlidir veya sapkınlık ve

çirkinlikler sebep midir, sonuç mudur diye sormak gerekir.

Müslüman zihnin meseleye yaklaşma biçimindeki değişim göz

önüne alındığında düzenlemenin Müslümanca yaşamamıza hizmet edecek bir icraat

olması bir yana, bilakis hiç kimse kusura bakmasın- İslami olandan uzaklaşma

biçiminde okunması dahi mümkündür. İçki iç, ama sağlıklı kal. Alkol kullan,

ama biricik dünya hayatını tehlikeye atma, tüketim toplumuna engel çıkarma.

biçimindeki bir söylemin mutlaka olumsuz sonuçları olacaktır.

Maide suresi 90. ayetini hatırlatıp göğsünü gere gere

içki, kumar ve şans oyunları şeytan işi pisliklerdir diyememek, yaptığından

mahcup ve çekingen bir tavırla sağlık, kamu düzeni vb. tekerlemelerin arkasına

sığınmak, Müslümanın ehlileştirilmesi yönünde mesafe alındığının bir

göstergesi olabilir mi (Marketlerdeki domuz eti skandalının ve domuz eti

lokantasının haber yapıldığı internet sitelerindeki okuyucu tartışma ve

yorumlarından dehşete kapılmamak ne mümkün!) Neoliberal iktidarların başlıca

değerinin aslında değersizlik olduğunu, ehlileştirmenin bu minval üzere

kotarıldığını fark etmek zorundayız. Helal ile haramın, günah ile sevabın

yeniden tanımlanıp yer değiştirmesi, bu sürecin tabiî bir sonucudur.

Uzun yıllar önce Rasim Özdenören i okumuştuk. Müslümanca

Düşünme Üzerine Denemeler kitabından çok istifade etmiştik. Hayatın merkezine

Allah rızası kavram ve idealini yerleştirmek gerektiğini, Cenab-ı Allah ın

bize emrettiği ve yasakladığı şeylerde sağlık, kişisel beğeni ve zevk, maddi

kazanç ve fayda vb. mülahazaları dikkate almaksızın itaat etmemiz gerektiğini

öğrenmiştik. 

Allah rızası idealini terk etmek, küresel sistemin biz

Müslümanlara lütfettiği bazı hak ve özgürlüklerin ön şartı mıydı