Bismillahirrahmanirrahim;

Hafta sonu, Grand Cevahir Otel’de Saadet Partisi’nin GİK Toplantısı ve İstanbul İl Teşkilatı’nın düzenlediği geleneksel iftar programına katıldım. Her kademedeki Saadet Partililer, kutlu bir davayı temsil ediyor olmanın heyecanı içindeydiler. 2.150 kişilik servis açılan iftar yemeğindeki disiplin ve dinamizmi görmeliydiniz. Ramazan’ın bereketiyle salonda tam bir kardeşlik havası hâkimdi.

Saadet Partisi’ndeki bu özgüven ve cesaretin sebeplerini düşündüm: Hak davaya inanmaları, problemlerin çözümünü Milli Görüş çalışma modelinde görmeleri başta geleniydi. Topluma, peygamberler tarafından temsil edilen hak ve adalet merkezli bir dünyayı teklif ediyorlardı. Yani, hakça paylaşım; insanca yaşanabilecek Adil Düzen modelini. 

Erbakan Hocamızın yakın korumalığını ve şoförlüğünü yapmış Osman Akgün Ağabey programa erken gelmişti. Dertleşme imkânı bulduk. Yaşına, geçirdiğimiz bunca badirelere rağmen Milli Görüş heyecanından hiçbir şey kaybetmemişti. Hocamızın yanında hizmete devam ediyor gibiydi. Hocamızla ilgili sorularımla yeni bilgilere ulaştım.

Osman Ağabey şükrederek başladı anlatmaya: “İçimizde deve dişi gibi nice adamlar vardı; ayakları kayıp gitti. Bizi hak davada sabit tutan Allah’a hamdolsun!” Hocamızdan naklettiği bir sözle açıkladı Milli Görüş’ün ne anlama geldiğini: “Tarihin önemli olayları yaşanırken pek fark edilmez; büyüklüğü sonradan anlaşılır.” Hocamızın sözüyle sürdürdü konuşmasını: “Hakikatin kendi içinde kabul ettirme gücü vardır.” Sonra ekledi: “Milli Görüş hareketinin önemi 20 sene sonra daha iyi anlaşılacak!”

HÜKÜMET NE DURUMDA?

AKP’NİN kurucusu yeniden genel başkanlığa seçildi. İlk konuşmasında partideki “metal eskimesi”nden söz etti. Meclis’teki ilk grup konuşmasında da teşkilatlarındaki “metal yorgunluğu”nu anlattı. İşte, 15 sene sonra gelinen durum. AKP’li kardeşlerimiz halkın verdiği büyük desteği tam değerlendiremediler. Türkiye’yi layık olduğu yere getirmek için kullanamadılar. Ülkeye güzel hizmet etmeleri en büyük arzumuzdur.

AKP, 15 sene boyunca, büyük oranda belediyecilik mantığıyla ülkeyi yönetmeye çalıştı. Yollar, alt geçitler, stadyumlar, kapalı pazar yerleri, yüzme havuzları, spor tesisleri… gibi alanlara öncelik verdi. Hâlbuki, üretim ve istihdam oluşturacak alanlar öncelenmeliydi. O zaman bu yapılanların daha mükemmelini kendi imkânlarımızla yapabilirdik.

AKP Genel Başkanı, 25. 5. 2017’de, “Montajcılık bu ülkeye yakışmıyor. Gelin, kendi otomobilimizi üretelim” demişti. Bu, bitmişlik demekti! Muhalefet partisi genel başkanı gibi konuşuyordu. 15 senelik iktidar dönemi bunu yapmak için az mı gelmişti? Hiç değilse bu konuda bir adım atmış olsaydılar. Tek bir fabrika açılışı yapamayışlarının temelinde de aynı mantık vardı! Kalkınmanın temelini üretim oluştururdu.

İsraf ve ifsadı artıran, yolsuzluklarla anılan, tarımı geliştiremediği için en temel gıda maddelerini ithal etmek durumuna gelmiş, ekonomisi dar boğazda olan bir hükümete sahibiz.

Milli Eğitim eski Bakanı Hüseyin Çelik, “Kamaranız rahat olabilir. Geminin dibi su alıyorsa batarsınız” diyerek eklemişti: “Partinin kuruluşunda bulunan 50 kişiden yüzde 98’i dışta.” (Hürriyet, 10. 2. 2016)

SAADET PARTİSİ İDDİALI

SAADET Partisi, sağlam teşkilat yapısıyla, emin adımlarla hizmetini sürdürüyor. Halk, Milli Görüş’ün söylem ve çözümlerindeki tutarlılığa dikkat kesilmeye başladı. İstanbul İl iftarında konuşan YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk, “Allah bizleri kardeş yaptı. Çatışma içinde olamayız. Bugünkü parçalanmışlığı ancak Milli Görüşçüler çözebilir” diyordu.

Genel Başkan Karamollaoğlu çözümü gösterdi: Çözümün içimizde; “milletimizin aslını, özünü, kimliğini oluşturan Milli Görüş’te olduğunu” vurguladı: “Sömürgecilerin yanında durarak sorunlarımızı çözemeyiz. ABD ve Rusya’nın binlerce km. ötedeki Suriye’de ne işi var? Onlar Ortadoğu’ya barış için değil, sömürü için geliyorlar.” 

Halk, Saadet Partisi’ni tanıdıkça teveccühü artıyor. AKP, ekranlarda diğer siyasi partilerle problemlerimizin çözümünü tartışmaktan kaçınıyor. Devlet imkânlarını, seçime girmeye hak kazanmış partilerle paylaşmayı kabul etmiyor. Devlet, hükümet, belediye imkânlarını tek taraflı kullanıp tanıtmanın, tekrarın gücünden faydalanarak seçimleri kazanma yoluna gidiyor. Bu, haksız ve adaletsiz uygulamalar daha ne zamana kadar sürecek?

İktidar halka baskı kurma aracı olamaz. Halkın anayasal hakkı olan oy kullanma, çıkarına hizmet etmediği zaman, vatandaşına “vatan haini” ve “terörist”likle yaftalayabilen bir yöneticilik anlayışı acilen terk edilmelidir. Adaletsizlik, bir çalışma yöntemi olamaz.

Reklam ve hamasetle yanlışı sonuna kadar sürdüremezsiniz. Halkın referandumda verdiği mesaj bu! Siyasi partiler adil, medeni ve paylaşımcı bir anlayışla; beraberce, uzlaşarak aziz milletimize hizmet yarışı içinde olmalıdırlar.