Bismillâhirrahmânirrahîm;
İKTİDARIN yerel seçimde “genel seçim kampanyası” yürüttüğü bir seçimin sonuna geldik. İnşallah yarın “oylarımızı” kullanacağız. Halk, mitinglerde yerel yöneticilerin adaylarını dinlemek yerine, AKP Genel Başkanı veya bakanları dinledi. Sanki onlar belediye başkanı seçileceklerdi. Hiçbiri, “3 dönemdir belediyeleri güzel yönettik; bundan sonra daha iyisini yapacağız” diyemedi. Sadece vaatler! Sanki belediyelerde ilk defa göreve geleceklermiş gibi.
Sorunların çözümleri yerine algı operasyonları ile uğraştılar. Hitler’in “Yerine getirmesen bile devamlı vaatlerde bulun” prensibine sarıldılar. Toplumu gerdiler; ayrıştırdılar. Fehmi Koru, “Siyaset kıyma makinesi gibi. Sanki siyaset değil de savaş yapılıyor” (22.03.2019) değerlendirmesini yaptı.
Bir arada yaşayan insanları ötekileştirmek ülkenin direncini kırar. ABD tek taraflı olarak, Suriye’ye ait, su ve yeraltı zenginliklerine sahip Golan Tepeleri’nde İsrail egemenliğini tanıdı. Olaydan hemen sonra İsrail Gazze’yi vurmaya başladı. Uzmanlar, “Golan kararı bölgedeki çatışmaları tetikler” görüşünde. ABD, her fırsatta tehdit ediyor. Bölgemiz sıcak savaşın içine çekilmek isteniyor.
Bölge üzerinde yapılan hesaplarda asıl hedef Türkiye’dir. Halciye, üreticiye, pazarcıya “terörist” diyerek ülke yönetilmez. Terörist “silahlı çete”dir. Karıştırılmamalı. Hukuk ve kanunlar suçlunun cezasını verir. İç barış için, birlikte yaşayan insanlar “uzlaşma kültürü”ne sahip olmalılar.
Yarın aklımızı kullanıp iyi düşünerek kavgacı ve kutuplaştırıcı siyasilere oylarımızla “uyarma” günüdür. Savaş kapıdayken birbirimizle uğraşmak, dış düşmana davetiye çıkarmaktır.
TUTARLILIK GEREKLİ
SİYASET ulvi amaçlar için yapılmalı. Halkın insanca yaşayabileceği bir ortamı hazırlamak için. Siyasiler bu amaçla yarışmalı. Birbirine centilmence davranmalı; saygı ve sevgiyi esas almalılar. Kavga ve saldırganlık, fikri olmayanların sarılacakları silahtır. Zafiyet ifadesidir. Uzlaşmacı olmayan siyasetçi halkına yararlı olamaz. Türkiye’nin her ferdi, birbiri ve ülkesi için yaşayan insanlar olmalı. Yöneticiler buna öncülük etmeli. Kuşatıcı olmayan siyasiler uyarılmalıdır.
Siyasilerin özü ve sözü bir olmalı. Bazıları 1.5 yıl önce, “İstanbul’a ve şehirlerimize ihanet ettik” dediler; ama o günden sonra tek adım atmadılar. Söze aldanmamalı; icraata bakmalıyız.
Ahlâk tahribatı zirve yaptı. “Zina yasası çıkarmakla yanlış yaptık” diyenler, elleriyle yaptıkları yanlışın düzeltilmesi için kıllarını bile kıpırdatmadılar.
Kendi kendine yetebilecek 8 ülkeden biri kategorisinde sayılan, tarım ve hayvancılık ülkesini dışa muhtaç hale getirdiler. Eldeki fabrikaları sattılar; ama yenilerini yapamadılar.
Üretim krizi yaşadığımız için pek çok temel ihtiyacımızı ithal eder hale geldik. Türkiye borçla yaşayan ülkeler sınıfına girdi. Dış borç gün geçtikçe artıyor. Hükümet problemlere çözüm sunamıyor. Fakat israf ve yolsuzluk yarışı içindeler.
Hükümet krizi yönetecek, problemlere çözüm arayacak yerde halkın algılarını yönetmekle meşgul. Problemleri, dikkatle gözden kaçırmaya, beka gibi konuları devamlı konuşarak yerel problemleri örtmeye çalışıyor. O kadar ki, algı üzerinde yapılan operasyonlar komedi programlarına konu olmaya başladı.
ÇARE VAR!
BİLDİĞİNİZ pek çok problem ve yanlış yürüyen işlere rağmen Türkiye alternatifsiz değil. Yarım asırlık Millî Görüş hareketi nice başarılara imza attı. 1989 ve 1994 seçimlerinde toplam 400’e yakın belediyede söz sahibi oldu. Bu belediyelerin hiç birinde israf ve yolsuzluğa fırsat verilmedi. Çünkü başkanlar daha göreve başlarken belediyelerin girişine “Rüşvet alan da, veren de mel’undur” levhalarını astılar. Kimse israf ve yolsuzluğun sözünü bile edemedi.
İsraf ve yolsuzluk devleti ve belediyeleri kemiren iki kara delik! Geminin dibinden su alması gibi! Kara delikler devlet ve belediyelerin felç olmasına yol açıyor. Bunları kapatmadıkça borçlarımızı ödeyebilmek, ekonomimizi düzlüğe çıkarabilmek mümkün değil.
Efsanevî Millî Görüş belediyeciliğine şiddetle ihtiyacımız var. Diğer siyasi partiler bunu uygulayamaz. Çünkü buna göre yetişmiş kadroları yok. Millî Görüşçüler son 20 seneyi boş geçirmediler. MGV-AGD vasıtasıyla binlerce kadro yetiştirdiler. Kendilerini insanlığın hizmetine adamış fedakâr kadroları.
Saadet Partisi’nin öncülüğündeki Millî Görüş belediyeciliğinde beton şehirler yerine; yaşanabilir şehirler oluşturulacak.
Rantı sevenler yerine, halka hizmeti ibadet olarak görenler söz sahibi olacak.
Hizmetler reklâm için değil; halka hizmet için yapılacak.
Devlet kurumları yıpratıldı; siyasi kavgalar halkı yordu. Türkiye’nin normalleşmesi gereken bir dönemde yerel seçimlere gidiyoruz. 5 sene pişmanlık duymamak için iyi düşünmek, doğru karar vermek zorundayız. Unutmayın ki, oy vermek onay vermektir.