Ebu Bekir Razi, Tıbbu’r-ruhani adlı eserin önemli bir kısmını aklın önemine ayırmıştır. Bu konuda filozofların görüşlerinden etkilenmiş ve onların görüşlerinden de faydalanmıştır. Ona göre insanı yöneten ve yönlendiren akıldır. Akıl insana hem bu dünyada hem ahiretteki hayatını güzelleştirmesi için verilmiştir. Razi aklın insanı diğer varlıklardan ayıran önemli bir kuvvet olduğunu ve insanın kendini ancak aklın rehberliğinde koruyabileceğini vurgulamaktadır. Eserinde kötü fiillerden bahsettikten sonra aklı kullanmanın önemini vurgulamakta ve hevayı aklın karşıtı olarak ele almaktadır. Ona göre akıl, insanın dünya ve ahiretini güzelleştiren bir kuvvet olmasının yanında, insanın heva ile başa çıkmasına yardımcı olabilecek önemli bir dinamiktir.
Hevayı insanın hissi yönünden kaynaklanan, gazabi şehevi arzu ve eğilimlerini kapsayan bir kavram olarak ele alan Razi, akla tabi olanların bu konuda galip gelebileceklerine işaret eder. Raziye göre, erdem ve faziletlere ancak hevanın kontrolü ile ulaşılır.
Tıbbu’r-ruhani’de Razi, ağırlıklı olarak, insanın zaaf noktalarını ele almış, haz ve elem üzerinde durmuş, özellikle maddi hazza genişçe yer vermiştir. Ona göre elem kişinin kendi tabi durumundan çıkardığı şeyi tekrar önceki haline döndürmesidir. Razi bu eserinde insanların neden hazza düşkün olduklarını sorgular. Ona göre insanlar iki nedenden dolayı hazzı tercih ederler. Birincisi hazzın doğasını bilmemeleri, ikinci ise kişinin bir şeye ulaştığında haz elde edeceğine inanmasıdır. Razi insanın bu yönüne değinirken, hazzın geçici olduğunu ve kişiye maddi bir elem bıraktığını açıklayarak, akılla itidali sağlamanın gerekli olduğunu vurgular. Hevanın insanın en büyük düşmanı olduğuna vurgu yapar ve hevayı kontrol edebilmek için aklı kullanmanın şart olduğunu belirtir. Ona göre akıl imana tabi olmalı ve kişinin zaaflarını kontrol etmesine yardımcı olmalıdır. Razi eserinde bunu başaran kimsenin mutlu olabileceğini savunur.