Bugün, eğitimin temel sorunu içerik dediğimiz öğretilen

konularla ilgilidir. Öğretmenin maaş ve ders ücretlerine, okulların fiziki

yapısından ölçme ve değerlendirme yöntemlerine, kılık kıyafetten ders işleme

kurallarına kadar her şeyi konuşuruz da, bu milletin dini, dili, tarihiyle

uyumlu bir eğitim programından hiç söz etmeyiz. Hem de eğitimle ilgili kurumun

başında “millî” kelimesi bulunmasına rağmen.

Cemiyetin problemlerine çözümler sunmak için gayret etmiş

olan İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif, büyük bir titizlikle eğitim konusuna

da eğilmiştir. “Ey millet uyan cehline kurban gidiyorsun!” diyerek problemlerin

temelinde cahilliğin yattığını belirten Akif, şöyle çözüm gösterir: “Demek ki

atmalıyız ilme doğru ilk adımı / Mahalle mektebidir işin en birinci adımı.”

Bilgi öğretmek ciddi ve şerefli bir görevdir. Öğretmenlik

kutsal bir sanattır. Üstün meziyetler gerektirir. Akif, bunları şöyle sıralar:

“Muallimim diyen olmak gerektir, imanlı, / Edepli, sonra liyakatlı, sonra

vicdanlı, / Bu dördü olmadan olmaz, vazife, çünkü, büyük.”

Akif, okullarda bilginin hâkim olmasını ister: “Neyse ilmin

adı yok koskoca millette bugün.” Gençlere İslâmiyet ışığında zamanın

ilimlerinin öğretilmesinden söz eder: “Evet, ulûmunu asrın şebâba öğretelim; /

Mukaddesata, fakat, çokça ihtirâm edelim. / O râbıtayla bu millet bulur bulursa

felâh; / O, bir çözüldü mü, her şey biter maâzallah.”

Akif, problemlerin çözümünü ilim ve eğitimde görmüş merkez

bir şahsiyettir. Ahlâk ve eğitimin “millî” olanını benimser. İslâm’ın prensiplerine

sıkı sıkıya bağlılığı öğütler. Çareyi “millî” eğitim ve “millî” ahlâkta görür.

MEFAHİR DOLU MAZİ

İstiklâl Marşı şairimiz, sık sık mefâhir dolu mâziden söz

eder; yeni nesle, tarihe şan vermiş büyük bir milletin evlâtları olduklarını

hatırlatır. Gençleri Batı’dan gelen fikir akımlarının etkisiyle oluşmuş

aşağılık duygusundan kurtarmaya; dinini, tarihini tanıtmaya çalışır. Her şeyi

Batı’dan bekleyen tembel ve taklitçi anlayışı şöyle eleştirir: “Mutlaka

âdetimizdir, koşarız İngiliz’e / Bir yıkık köprü için Belçika’dan kalfa gelir;

/ Hekimin hâzıkı bilmem nereden celbedilir.”

Çaresizlik ve aşağılık duygusundan kurtulmak için aslımıza,

özümüze, bizi biz yapan değerlerimize dönmemiz gerektiğini anlatır. Mektep,

ilim ve âlimlere önem verip dünyanın hayranlıkla andığı şerefli günlere tekrar

kavuşmamızın yollarını gösterir: “Medresen var mı senin Bence o çoktan yürüdü.

/ Hadi göster bakayım şimdi İbn-ir Rüşd’ü! / İbni Sina neye yok Nerde Gazâli

görelim / Hani Seyyîd gibi, Râzi gibi üç beş âlim /En büyük fazlınız;

Bunların âsârından, / Belki on şerhe bakıp bir kuru mânâ çıkaran.”

Mehmet Akif’in başlattığı bu damar daha sistematik bir

temele oturarak Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan öncülüğünde

devam etmiştir. Erbakan Hoca, mücadelesini Anadolu şehirlerinde verdiği “İslâm

ve İlim” konferanslarıyla başlamıştır. Bundan amacı, insanımızı yılgınlık ve

aşağılık kompleksinden kurtarmaktır. Milletimize ilimlerin kurucuları

olduğumuzu anlatmış, sonsuza kadar sayıların yazılabildiği “Ȃşarî- Ondalık

sistem”i icât ettiğimizi ortaya koymuştur. Müslümanların Avrupa’ya üstünlüğünü

şu sözlerle anlatır:

“-Bugün Avrupa’da gördüğümüz temizlik Müslümanlardan alınmış

bir husustur. Avrupa’nın Müslümanların karşısına çıkıp da fiyaka yapmaya, pozlu

vaziyetler takınmaya hiçbir hakkı yoktur. Müslümanlar onlardaki hakkını

isterlerse çırılçıplak bir zavallı olarak orta yerde kalırlar. Çünkü,

kafasındaki ilmi, sırtındaki elbisenin, her türlü içtimai hayatın esaslarını

Müslümanlardan almışlardır. Müslümanlık insanlığa hem maddî, hem manevî

ilimleri getirmiştir.”

“MİLLİ” EĞİTİME İHTİYAÇ VAR

Müslümanların ilimlere öncülük ettiğini, konuyu araştıran

Batılılar da kabul ederler. Bir Batılı âlim şu tespiti yapar: “İlimler

panosunun ana çizgilerini Müslümanlar çizmişlerdir. Batılıların yaptıkları

onların çizgilerinin arasını boyamaktan ibarettir:”

Almanya’nın kadın araştırıcısı Dr. Sigrid Hunke Batı ilim

adamları ile İslam âlimlerini karşılaştırdığı eserinin adını, “Allahs Sone über

dem Abendland-Unser Arabischen Erbe” adını koymuş, bu eser “Avrupa’nın Üzerine

Doğan İslam Güneşi” adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir. Eserde, baştan başa İslâm

âlimlerinin Avrupa’ya öncülük ettikleri anlatılır. İskoçyalı araştırıcı William

Montgomery Watt’ın “İslâm Avrupa’da” adlı eseri de benzeri temayı işler.

İlim ve irfan alanında zengin bir hazineye sahibiz. Eğitimin

muhtevası konusunda hiçbir ülkeye ihtiyacımız yoktur. Genç dimağlara John Dewey

programları ve Batı hayat tarzını aşılamaya çalışan eğitimin çok âcil olarak

“millî”leştirilmesi gerekmektedir.

ÖĞDER bünyesindeki öğretmenlerin çıkardığı Millî Şuur

dergisinde Yunus Yağmur isimli bir eğitimci “Aşkı Sanata Dönüştüren Eğitim”

başlıklı bir makale yayınladı. “Aşkın emsalsiz bir ilham kaynağı” olduğunu

ispat eden yazar günümüz eğitimini şöyle değerlendiriyor:

“-Eğitim sistemimizin asıl sorgulanması gereken

muhtevasıdır. Binlerce yıllık tarihinden kopuk; medeniyet tarihini kütüphaneye

hapsederek, yeni nesil için anlaşılmaz kılmış; dedesiyle torunun anlaşmakta

güçlük çekecek kadar kültürel erozyona açık, insanını “okulun mu, inancın mı ”

şeklinde bir tercihle karşı karşıya bırakacak kadar çaresiz bir eğitim

sisteminin üzerinde düşünmektir önemli olan.” (Milli Şuur, Sayı: 23)

Her şey açık ve ortada. Akif’in de belirttiği üzere, şimdi

iş bunun uygulamasında: “Nazariyata boğulmakla geçen ömre yazık; / Amelî

kıymetidir, kıymeti ilmin artık.”